15 Eylül 2013 Pazar

Şu günler...

Dün Tuna sünnet oldu. 5 aylik su anda. Yapılırken bir şey hissetmedi ama bugun huysuzlugu oldu. Ağlamaya başladığı zaman susturmadık iki kez. Umarım bir kez daha olmaz. Yaptıranlar sonrasında da birşeyi hissetmedigini söylüyorlar ama bizde oyle olmadı. Keske daha küçükken yaptirsaydik dedim kendi kendime. İyileşme daha hızlı olduğu icin böyle olmazdı belki. 
Begum de 3,5 yasinda artık. Anasinifina başlayacak yarın. Anasinifi konusunda şüphelerim var ama bir deneyelim bakalım. 
Günler çok stresli geçiyor benim icin. Annem yanımda uzun zamandır, ama birkaç gün sonra donecek. Ne halde olucaz bilemiyorum :)

31 Mayıs 2013 Cuma

İki Çocuklu Hayat


İki çocuklu hayat gercekten zor. Ev islerini falan geçtim (yardımcı birisini bulduk) cocukları zaptetmek zor. Tuna kucuk ilgiye muhtaç, Begum hem yastan hem kardesten dolayı krizlerde, o krizde olunca ben de krizde. Sonra evde bağırmış cigiris. Baba da evdeyse desibel seviyesi biraz daha artıyor. Evde herkesin koc burcu olması fikri pek iyi bir fikir değilmiş sanırım. 



Tuna'nin verdigi tepkiler hergün artıyor. Bu aralar sık sık gülüyor, mirildaniyor. Bugun yanağından öptüm, güldü. Çok hoşuma gitti, durup durup öpüyorum. :) 



18 Nisan 2013 Perşembe

Yuvar yuvar

Oyun hamuru oynarken Begum'den bir istek gelir anneye:
Begum: Yuvarla hadi! Booyle yuvar yuvar yap!

11 Nisan 2013 Perşembe

Televizyonun Etkileri

Başlığa bakarak televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsedeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Televizyonun Begüm'e etkisini gösteren iki anımızı anlatacağım. 










25 Mart'ta Begüm'ün doğum gününü kutladık. Aile arasında küçük bir kutlama. Ablaları Begüm'e doğum günü hediyesi olarak kelebek kanatları almışlar. Begüm kanatları görünce önce heyecanlandı, hemen taktırdı kanatları. Ama sonra yüzü düştü. Hayal kırıklığı eşliğinde ağzından şu cümle döküldü: 
 










                                                       'Ama bu uçmuyooo!'


Kuzucum Tinkerbell'in veya Keloğlan'daki perilerin etkisinde kalmış sanırım. O kanatları takınca uçacağını düşünüyormuş :)

İşte bu da hayalkırıklığının resmidir.

Bir de Laura'nın Yıldızı etkisi var. Ona da Ankara'da hayvanat bahçesine gittiğimizde şahit olduk. Hayvanat bahçesindeki hayvanlardan bahsederken, Begüm 'Ben fil görcem. Fil beni hortumuyla tutup, bööyle havaya kaldırcak.' dedi. Hatta bunu defalarca söyledi. Biz de fellik fellik fil aradık. Sonra görevliye sorduk ve acı gerçeği öğrendik: Fil yokmuş! 
Begüm ortalığı yıkar dedik ama dikkatini dağıtmayı başardık, ağzını devamlı açıp kapatan devekuşu sayesinde. Onu görünce Begüm kollarını kanat gibi açarak ve ağzını gördüğümüz devekuşu gibi açıp kapatarak devekuşu taklidi yapmaya başladı. Hatta bu taklidi baya uzun süre devam ettirdi. Biz de bir başka 'Begüm Hayalkırıklığı' yaşamaktan kurtulduk. :)



29 Mart 2013 Cuma

Göbek Bağı

29.03.2013
Bugun Tuna'nın göbeği düştü.
Sabah göbeğini temizleyim diye bodysini bir actım, göbek bağı yan tarafta bir yerde.
Ablasininkiyle yan yana duruyorlar şimdi.

28 Mart 2013 Perşembe

26 Mart 2013 Salı

3+1=4

Son ve başlangıç...

Çarşamba gecesi saat 2:00 da 3840 gr ağırlığında, 50 cm uzunluğunda Tuna bebeğimize kavuştuk. 2 saatle koç burcu olmayı başaran Tuna kuşumuz mutlu etti bizi. :)

Ablası büyük bir sevinçle karşıladı kendisini. Kardeşini görünce, kardeşinin kendisine getirdiği hediyeyi bile bıraktı. 'Bunu sen tut, eve gidince açcam ben onu.' diyerek bana emanet etti. Bol bol kucağına almak istedi. İlk günlerin şokundan sonra, yeni yeni alışmaya başladı, normale döndü davranışları. Normale döndü derken kastettiğim Tuna'yı devamlı kucağına alma isteği geçti. Bu sefer de kıskançlıklar başladı. Büyük boyutta değil neyseki -şimdilik- , idare edebiliyoruz.

Tuna da bütün gün uyuyor. Uyumayan Begüm'den sonra garip geldi. Uykusunu güzel uyuyan çocuk güzel bir şeymiş. Umarım böyle devam eder.










Hastanede Begüm sürekli bu pozisyondaydı. Beşiğin yanında, eli Tuna'nın yanağında. :) 'Özlem suna bak. Çok tatlı. Yanakları tatlı tatlı' demeyi de ihmal etmedi. :)














Bu da evdeki ilk pozları. Evde de 'Kardeşimi kucağıma alcam.'cümlesi ağzından düşmedi.

18 Mart 2013 Pazartesi

Begüm'ün Sayıları



Bu sayıları uzun zaman önce yapmıştım. Baya uzun zaman önce de koridorumuza asmıştım. Amaç tabi ki Begüm'e sayıları öğretmek.


Sayıları kendim hazırladım. İnternetten aldığım çıktıları mukavva üzerine veya keçe üzerine yerleştirerek kestim. Sonra mukavvaları yünle, tülle, kumaşla, arkası yapışkanlı kağıtlarla kapladım. Duvara da Uhu Patafix'le yapıştırdım.









Begüm'ün çok hoşuna gitti tabi. Gelip gidip saymaya çalıştı.





 Aramızda şöyle diyaloglar geçti:
  Begüm: Sıfıy, üç, dööt, beş,...
  Anne: Hayır annecim. Sıfır, bir, iki
  Begüm: hayıyy, sen bilmiyosun,  gitt!! Sıfıy, üç, dööt, beş,..

Aynı diyalog başkalarıyla arasında geçti tabi ki. İnatçı kızım benim.




Sayılar artık ilgisini çekmiyor. Düzgün bir şekilde de sayabiliyor. Patafix de etkisini kaybettiğinden sanırım sayılar yere düşüp duruyordu. Ben de kaldırdım. Duvara yeni bir şeyler ayarlamak lazım sanırım.

16 Mart 2013 Cumartesi

Hastane Çantası

38 haftalık oldum artık. Şimdilik bir doğum belirtisi yok. Ama hastane çantam hazır. Annem gitmeden hazırlamıştık. İçinde neler mi var?
 Benim için:
-Bir adet gecelik, bir adet pijama. (İlk doğumumda gecelik daha rahat gelmişti. o yüzden öncelikli tercihim yine gecelik olacak.)
- Sabahlık
-İç çamaşırı
-Ped
-Çorap
-Terlik
-Küçük havlu (çok ihtiyacım olacağını sanmıyorum ama n'olur n'olmaz)
-Makyaj malzemeleri (Öyle büyük bi makyaj yapacağımı sanmıyorum sadece yüzüme hafif renk versin yeter. Malum fotoğraflarda çok sefil çıkmamak lazım :) )
-Krem, dudak nemlendiricisi
-Fotoğraf makinesi
-Kirliler için küçük bir torba

 Bebek için:
- İki takım kıyafet (2 şer tane iç zıbın, dış zıbın, patikli pantolon, body, şapka, eldiven, çorap, bir tane yelek)
- Battaniye (Biri ince, biri biraz daha kalın 2 tane koydum.)
- Bez
- Havlu

İlk doğumumda bunlardan farklı bir şeye ihtiyaç duymamıştım. Bu sefer de almadım o yüzden.
Bugün doktora gittik, kontrole. Her şey yolunda. Bebişi bekliyoruz. İstediği zaman gelebilir. Umarım 21 marttan sonra ister gelmeyi :)

28 Şubat 2013 Perşembe

Zor Günler

Zor zamanlar geçiriyoruz. Her şeyin üst üste geldiği zamanlar.
Kronolojik olarak anlatırsam:
 Yaz-kış, yağmur-çamur demeden her başım sıkıştığında yanıma koşan annem rahatsızlandı. Bağırsağındaki poliplerde kanser hücrelerine rastlanmış. Ameliyat olma durumu var. Artı olarak bel fıtığı çıktı. Beli için MR çektirmesinden bir gece önce kanamam oldu. Hastaneye koşturduk, ertesi gün doktora. 33 haftalık hamileydim ve 'Erken doğum riski var.' dedi doktorum. Bebek baya aşağı inmiş ve rahimde doğum belirtileri başlamış. 'Dinleneceksin' dedi. Tanıdığımız jinekologları aradık. 'Yat, yerinden bile kalkma!' sonucuna ulaştık. Bebeğin akciğer gelişimi için 34 haftayı tamamlamam gerekiyordu en azından. Hemen annemi aradım tabi. MR çektirip, otobüse bindi kadıncağız. İki hafta bizimle kaldı. Bende herhangi bir doğum belirtisi olmadığından iki gün önce döndü Eskişehir'e, kendi sağlığıyla ilgilenmek için.
Birkaç gün önce Begüm grip oldu. Huysuz, mızmız, Uyumamak için olabildiğince direniyor. Annem hemen gelince anneanne heyecanıyla bana pek bulaşmadı başlarda ama sonradan kaldırmaya, kucak istemeye başladı. Olumlu yanıt alamayınca vazgeçti ve yattığım yerden oynamaya başladık. Her şeyin farkında ve etkileniyor. Bir ara bir canavar muhabbeti ve başka odaya tek başına gitmeme başladı. Canavar şöyle yaptı, canavar böyle yaptı, canavar geliyor saklanayım, canavar sana da böyle yapar,... Canavar artık gitti ama hala başka odaya tek başına gitmiyor. Bu problemin üstüne Blogcu Anne'nin şu yazısı ilaç gibi geldi. İlgi eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir bu durum ya da son zamanlardaki gerginliğimi kendisine yansıttığımdan. Davranışlara dikkat etmeyi hiçbir zaman elden bırakmamak gerekiyor.
Şu anda 35 haftayı bitirmek üzereyim. Ama hala yatıyorum. Amaç bebişi olabildiğince içeride tutmak. Doktorlara göre 37. haftaya, bana göre 21 Mart'a kadar. 21 Mart çünkü evdeki 3 koçun yanında bir balık olarak kafayı yemesin çocuk. :) 21 Mart'tan sonra istediği gün doğabilirsin oğluşum.
Dün itibariyle ben de grip oldum. Gözlerim yanıyor, burnum silmekten yara olmak üzere. Bir 'Hüp'(Otri Bebe'nin bizim evdeki adı) de bana lazım sanırım.
Bugün annemle konuştuk. Bağırsağından ameliyat olacakmış. Yarın hastaneye yatıp salı günü ameliyat olacak. Rahat bir ameliyat geçirip bir an önce iyileşir, bu stresli günlerimiz de 'Böyle günler de yaşamıştık.' diye anı olarak kalır umarım.

5 Şubat 2013 Salı

Kule

Begüm'le plastik renkli bardaklardan kule yaptık. İlk gün pek ilgi göstermedi bir Begüm klasiği olarak. İkinci gün hala ortalıkta olan bardaklarla peş peşe kuleler yaptık. Bazıları yaparken yıkıldı, yeniden yaptık.







Bu aktivite benim orjinal fikrim değil. Kaynak : Pinterest




31 Ocak 2013 Perşembe

Begümce

Begumce'de yeni kelime: Kiyat
Türkcesi: Kağıt

Bir de 'Suyan' var. Bunun Türkcesi de soğan.

Daha eski kelimeleri de var ama onlar ayrı bir post konusu...

30 Ocak 2013 Çarşamba

Montessori Materyalleri

Yazın bir heves montessori materyallerinden bazılarını almıştım Begüm'e. Begüm pek hevesli davranmamıştı ben de kaldırmıştım. Bugün 'Ne yapsak?' diye düşünürken aklıma geldi. Materyalleri amacından biraz farklı kullandık biz. 
Başta sadece kahverengi basamakları kullandık. U şeklinde bir yol yaptım ve Begüm'den basamakların üzerinde yürümesini istedim. Seve seve kabul etti. Birkaç tur yürüdü. O da benden talep etti aynı leyi tabi ki, ben de yürüdüm. Sonra devreye pembe kuleyi de soktuk. Hem sağ, hem sol ayakla basabileceği bir yol yaptım bu sefer. Biraz da onun üzerinden gittik geldik sırayla. Sonra Begüm kendisi takıldı biraz. Kule yptı, tren yaptı, ortalığa karman çorman savurdu falan. 

Bu söylediklerimden sadece bir tanesinin fotoğrafı var. Çünkü makineyi görünce Begüm'ün dikkati makineye kayıyor. Bugünkü denememde de aynı şey oldu. Ben de çektiğim bir iki fotoğrafla kaldım.