Begüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Begüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2016 Perşembe

Faaliyetler Başlasın O Zaman

Dün akşam börülce ayıklarken tırtıl çıktı içinden. Begüm'e gösterdim. Bayıldı. Kavanoza koyduk. Marul da koyduk. Bakalım yiyecek mi dedik. Begüm çok heyecanlandı. Sabah ilk iş ona baktı. "Aaa yemiiişşş. " oldu tepkisi. Sonra maydonoz koyduk. Akşama kadar ara ara baktı. Yememiş bu sefer. Bi kez daha maydonoz koyduk kavanoza. Begüm kelek olana kadar izlemeyi düşünüyor. Ben de öldürmeyiz hayvancağızı inşallah diye düşünüyorum. 😄
Bir de bugün önceki senelerden, Deniz kenarından topladığımız midye kabuklarını değerlendirdik. İki tane çerçeve yaptık. Kartondan iki tane çerçeve ayarladım. Kabukları da koydum önlerine. Yapıştırıcıyı sürdük, sonra kabukları yerleştirdik. Begüm gayet hızlı şekilde tamamladı. Tuna ise her zamanki gibi "sen yap" dedi ve bıraktı. Arabalarıyla oynamaya başladı. Ams masadan da kalkmadı. İlerleyen zamanlarda faaliyetlerimize şahsen katılacağını düşünüyorum.
Yalnız bu senegeçen seneden bariz farklı. Arkadaş da olmayınca baya baya birlikte oynamaya başladılar. Kavgalar da oluyor tabi ama birlikte oynama olayı benim için çok önemliydi. Çünkü yıl içinde de Begüm Tuna'yla doğru dürüst oynamadı, hiçbir şeyini paylaşmadı. Çok özel eşyalarını hala paylaşmıyor, ama oyun hamurunu paylaşıyor. Yediği şeyleri paylaşıyor. Bir parça da olsa, paylaşıyor.
Yalnız Begüm çok düzenli. "Hadi ortalığı toplayalım" dediğimde Begüm'ün hiç eşyası olmuyor toplanacak.😊 Gardrop desen aynı, herşeyin yeri belli. Küçüklüğünden belliydi zaten canım. Ablalarını dolaplarını dağınık bulup az mı düzelttirdi. Eve gelen misafire kendi dolabını düzelttirmişliği de var. 😂
Yazlığa geçtiğimizden beri, Begüm otele yemeğe gidelim diyordu. Bugün akşamüstü havuza gittik, sonra da yemeğe kaldık. Daha gitmeden pazarlık yapmaya başladı Begüm "sende yüzeceksin bizimle" diye. Açık kapı bırakarak kabul ettim. Havuzun suyu sıcaktı. Girdik ve çıkmadık. Çok eğlendik. Yüzdük, daldık. Sonra Tuna balıklarını getirdi. Onları fırlatıp yakalamaca oynadık. Yemekten sonra da havuz kenarında parti vardı, onu izledik ve döndük.
Bence çok eğlenceli bir gündü bugün.

7 Haziran 2016 Salı

Blogger'a Dönüş

Evet uzun aradan sonra tekrar yazmak istiyorum. Begüm bu aralar 'Küçükken ne yapardım'lara merak saldı. Anlattım, anlattım. Sonra blog geldi aklıma. Sonra Tuna hakkında çok az şey hatırladığımı hatırladım :p Tekrar yazayım dedim.
İkisi de kocaman sıpa oldular. Çok tatlılar.
Dün halalarına gittiler. Begüm 'Kuaför olcam.' deyip duruyor. İlk çalışmasını dün gerçeklerştirdi, acemiliğini attı. Halasında Tuna'nın saçını kesmiş. Önlerini. Sonra parka gitmişler. 'Sen benim buramı kestin.' diyip duruyormuş Tuna. 'çok tatlıydı.' diyor Öznur. Ama akşam hatırlamadı Tuna. 'Saçını kim kesti?' diyorum. 'Kimse kesmedi?' diyor. Olaydan haberi yok yani :) Nerde Begüm'deki hafıza. Anasına çekmiş garibim. Benim hafıza da balık hafıza resmen. Halbuki evde bişey kaybetsek Begüm'e sorardık biz. Gördüğü bişeyse bulur getirirdi.
Ben işe başladım tekrardan -Tuna'yla doya doya oynayamadan.- Yarım gün gidiyorum. Tuna da benimle geliyor genelde. Yeni işyerine taşındığımızdan beri babaanneye gitmek istemiyor. Burda alan geniş, kızlar etrafında pervane, istediğini yapıyor. Gelen hastaların çocuklarıyla oynuyor. Sosyalleşti baya. Belek Balık Evi'ne gittiğimizde müşterilerin çocuklarıyla da kaynaşıyor. Geçenlerde Begüm 'Burda Tuna'nın hep arkadaşı mı oluyor?' diyor. Tuna her gördüğü çocuğa 'bak, o benim arkadaşım.' dediğinden Begüm de şaşırdı o kadar çok arkadaşı mı var diye.
Begüm de okuldan işyerine geliyor. Başlarda bilgisayarın başına oturuyor. Sonra sıkılıyor, gezinmeye başlıyor ortalıkta 'Ben size yardım edeyim.' diye. Begüm bu aralar biraz çekingen. Yeni ortamlara girerken gergin oluyor, omuzlar çöküyor, bana yapışıyor. Okula giderken bile öyle. Ben de yeni kurslara gitsin istiyorum ama bu durumdan dolayı sanırım hiç yanaşmıyor. İki sene önce kendinden büyük çocuklarla gittiği anasınıfında öğretmen de biraz bağırınca içine kapandı sanırım. o sene okula hiç yaklaşmıyordu. Drama kursuna falan mı göndersem acaba diyorum. Açılır mı ki biraz? Gider mi ki? Zorlamalı mıyım ki???
Son zamanların favorisi, ama benim bir türlü alışamadığım ve de kullanamadığım snapchatten bir fotoğrafla sonlandırıyorum yazımı :)

14 Kasım 2014 Cuma

Sabahın İlk Aktivitesi

Tuna dün gece hiç uyumadı. Yorgun, bitkin bir haldeyim. Tuna kendi kendine oyalansın diye birşeyler çıkarayım önüne, oynasın dedim ama yine dayanamadım eşlik ettim. Günün ilk aktivitesi hayvanlarla oynamak oldu. Hepsini dizdik, isimlerini söyledik, çıkardıkları sesleri taklit ettik.
Begüm de bu sırada içeride telefondan çizgi film izledi. Bu aralar biraz abarttı çizgi film izleme işini ama sanki ben engellemeye çalıştıkça daha çok ilgisini çekiyor. Benim izin vermediğimi bildiği için bana çok ısrar etmiyor ama baba evdeyse telefonu kapıyor hemen. Neyi nasıl kullanacaklarını iyi biliyor bu çocuklar.

25 Nisan 2014 Cuma

Begüm'den İnciler

Bu aralar biraz dağılmış durumdayız. Evde pek durmuyoruz. Begüm varken Tuna uyumadığından öğleden sonraları babaanneye taşınıyoruz. Öğleden sonradan kastım yatma saatine kadar. Tuna'yı bırakınca biz Begüm'le takılıyoruz. Genelde dışarıda oluyoruz. Parka gidiyoruz veya -genellikle- babaannenin mahallesinde takılıyoruz. Begüm akülü arabasına biniyor, anne de peşinde koşturuyor. Birlikte markete gidiyoruz, sokak sokak geziyoruz. Okula gidiyoruz veya. Oyun odasında takılıyor Begüm. Arkadaşlarına karşı başlarda soğuk davranıyor biraz. Arkadaşları onu görünce sevgi gösterilerinde bulunuyor, Begüm de bana sarılıyor ve onlara veya öğretmenine hiçbir şekilde cevap vermiyor. Ama yarım saat sonra o sahneler hiç yaşanmamış gibi oluyor. Genelde dışarıda zaman geçirdiğimizden, evde bulunduğumuz zamanlarda ev işlerine zaman ayırmak zorunda kalıyorum ve Begüm için kafamda tasarladığım hiç bir aktiviteyi yapamıyoruz. Hatta artık uykuya geçişleri bile arabada oluyor. Yani yatmadan önce 'iki kitap, bir masal' rutinimiz de kayboldu gitti. Durumlar baya feci yani.
Bütün bunlara rağmen Begüm dil yeteneğinde birşey kaybetmiş görünmüyor. Halasına gittiği bir gün, babasını aratmış onu alması için. Babası da -klasik- 'On dakkaya geliyorum.' demiş. Begüm: Hala o gelmez daha. Kandırıyo beni. (Doğru tespit.) Bir başka gün dışarı çıkmak için giyiniyorum, Begüm de yanımda. Bir süredir de, üşengeçlikten, aynı kıyafeti iki-üç gün üst üste giyiyorum (Tuna'nın kirletme durumuna göre) Begüm: Anne sen neden hep aynı giyiniyosun?
Ve bomba. Tuna sabah uyandı. Uyuttum ve çamaşırları asmak için balkona çıktım. Ben çıkarken ikisi de uyuyordu. Tuna birkaç dakika sonra uyanmış, ağlamaya başlamış. Nasıl bağırdıysa artık Begüm'ü de uyandırmış. Ben Begüm'ün 'Annee..' diye seslenmesini duydum ve koştum hemen. Begüm: Anne nerdesin?(vurgularını burada anlatamamak çok acı:(  Tuna ağlıyo kaç saattir. Ben mi uyutayım Tunayı!!!

Bunlar gibi bir sürü cümle var aslında. O çene hiiç durmuyor ama aklıma gelmiyor işte. Bir yerlere yazmayınca unutuyorum.

Tuna da iyice ayaklandı bu aralar. Yürüme işini baya ilerletti. Başlarda elleri havada gidiyordu artık eller normal pozisyonu aldı. Hatta hızlandı. Sabahları babası işe giderken onu bırakmak istemiyor. Babası kucağına aldığında 'ııh' diyerek, el de merdivenleri göstererek 'gidelim' diyor. Kapı açılınca anında yanında bitiyor zaten. Kaydıraktan kaymayı çok seviyor. Balkondaki kaydıraktan da ters kaymayı öğrenmiş, öyle kayıyor.

15 Nisan 2014 Salı

Bol Fotoğraf

Şu bloggerı telefonuma yüklesem hiç fena olmayacak sanki. Fotoğraf yüklemesem bile- çünkü pikseli bol bir görüntü geliyor bilgisayardan açınca blogu- bir iki cümleyle günü,önemli şeyleri yazsam hiç fena olmayacak. Olmuyor böyle kırk yılın başında yazmalar.

Tuna iki üç haftadır yürüyor. İlk denemesi babasının dizlerinden benim kucağıma, kendi isteğiyle ellerini bırakıp gelmesi oldu. Üç dört adımdı sanırım ama ondan sonra hızlandı. Benim aşırı sevinçli tepkimden sanırım bir heves geldi kuzucuğuma, kendi isteğiyle elleri havaya kaldırıp yürümeye başladı yavaş yavaş. şimdi iki- iki buçuk metre falan kendisi gidebiliyor. Canı isterse elleri havaya kaldırıp yürüyor, istemezse, acelesi varsa emekleyerek gidiyor istediği yere. Hafta sonu ilk ayakkabısını da aldık. 20 numara. Koca ayak Tuna. Begüm'ünkine baktım, 18 numara. Tuna'nın ayağına sığmadı zaten onunki.
Topa bayılıyor. Top olsun, atsın tutsun, peşinden koştursun yeter ona. Onu en rahat oyalama şekli top. Öğrendi zaten, top nerede? diyince arıyor, buluyor. getir deyince getiriyor canı isterse.
'Al' demeyi keşfetti. elini uzatıp 'Aaah' demek al demek tuna dilinde.' Aç' da aynı şekilde ifade ediliyor kendileri tarafından. Bu aralar bir de 'hav' demeyi öğrendi. Sesini inceltip 'haaa' diyor bir yandan köpeğe bakıp, ya da elini uzatıp.
Boy olarak bir yaş ileriden giden Begüm artık iki yaş ileriden gidiyor.Şu anda 5 yaş boyutlarını geçmiş durumda. 112 cm ve 20 kilo. Sağlık ocağında 116 cm ölçtüler boyunu ama yanlışlık olduğunu düşünüyorum. bir sonraki sene için indirimden aldığım kıyafetleri düşünüyorum. umarım olurlar seneye.
Begüm ilk dönem bir hevesle -ve ben de bir hevesle- okula başlamıştı. İlk dönemin sonunda 'bugün tatil mi?' sorularıyla gitmek istemediğinin sinyallerini vermeye başladı. İkinci dönem de kesin dille gitmicem dedi. Biz de göndermedik. Başlarda benim için biraz zor oldu ama sonradan alıştık. Benim için zor olma kısmı da Tuna'nın uykularıydı. Begüm bir odada tek başına kalmak istemediği için, Tuna da onunla aynı odada uyumadığı için Tunanın uyku düzeni alt üst olmuştu. Geçmiş zaman kullanıyorum ama hala düzelmiş değil. Bu karman çorman uyku düzeni Tuna'nın yrni uyku düzeni oldu. Çok üzülüyorum, kafaya takıyorum ama yapacak birşey de bulamıyorum. Son zamanlarda Tuna gündüz uykularını babaannede uyumaya başladı zaten.
Bunların dışında Begüm artık oyun kurmaya başladı. Başladı dediğim çook uzun süre oldu başlayalı. oyunun kurallarını kendisi belirliyor. biz ona uyuyoruz. Öğretmen oluyor, anne oluyor, ben anne oluyorum o çocuk oluyor, kuaför oluyor ya da ben kuaför o müşteri oluyor. Bol bol da gelin oluyor. Evde bi düğün yapıyoruz, müzik açıyoruz falan. Bu aralar youtube'un kapanması kötü oldu tabi bizim için. :)
bir de bu aralar yeni ev planları var. Şu iki gündür onunla uğraşıyorum. Kafa patlatıyorum. Hatta bu planlama işine biraz fazla kaptırdım sanırım, başkalarının evlerini de planlamaya başladım, kardeşimin evi gibi.  :)planlamak dediğim kafamda tasarılar oluşturuyorum yani.

Biraz da fotoğraf ekleyeyim. bilgisayarın başına birşeyler gelirse buradan bakabilelim. Tecrübeyle sabit yani :)


Güneşli bir bahar günü, yazlıkta.. Begüm'ün yüzünde önceki günden kalma yüz boyaları...







Yazlık dönüşü yorgunluktan bayılan Begüm.


                         Çılgın Begüm fotoğraflarından bir örnek.


                               Gelin Begüm..


Babasıyla kim bilir nereye giderken. Uzun zamandır çekmiyorum bu fotoğraflardan. Sanırım babasıyla başbaşa bir yerlere göndermediğimden, ya da gönderirken halim kalmadığından. :)


Teyzişin söz töreninden fotoğraflar...



Eskişehir'den dönerken Isparta'da bir alış veriş merkezinde ilk buz pateni macerası. Ben de eski bir buz patencisi :p olarak  sonradan eşlik ettim kızıma.


Eskişehir'de bir kış günü, çarşıya gezmeye giderken. Arkaplanda anneanne ve teyziş de var.




                                         Ankara'da, teyzişin evinde..



                               Kankası Kadir'le zıp zıp parkta zıplarken :)


       Tuna'nın doğumunda misafirlere ikram etmek için yaptırdığım kurabiyeler. Begüm'e de abla oldum kurabiyesi yaptırmıştım. Bu sene de Begüm'üm doğum günü için 4 yaşındayım kurabiyeleri yaptırdım. Arkadaşlarına dağıttık. Okula gitmese de doğum gününü okulda kutladık. Prenses temalı güzel bir kutlama oldu. Fotoğraflarını sonra eklerim. :)


                       Ablasının pembe önlüğü içinde Tuna :)






                                Bir başka gelin Begüm fotoğrafı..



                              Tuna ilk kez kendi başına yoğurt yedi...


                    Doktor Begüm....


                          Parktaki kulenin tepesinde bir Begüm


14 Şubat 2014 Cuma

Bugünden..

Bugün Tuna, yerdeki çorabını aldı. Emekleyerek çamaşır makinesine gitti. Önce çorabı soktu makineye, sonra da kafasını ve üst bedenini. Çamaşır makinesiyle çok fazla haşır neşir olduğumun ispatıdır sanırım. :/

Begüm'le çizgi film izliyoruz. Tusubasa diye bi golcü var ya, onu. Begüm'ün dediğine göre Tuna ileride futbolcu olacakmış, tusubasa olacakmış. Begüm de'Ttusubasaaaa....' diye bağırarak bayrak sallayacakmış. Nedim Bey'in 'Bunun kemikleri çok güçlü, ya futbolcu ya basketbolcu yapalım.' dediğini de hesaba katarsak mümkün olabilir. :)

20 Ocak 2014 Pazartesi

3 Yaş Gelişim Özellikleri

Begüm bu aralar pek bi başına buyruk. Her şeye itirazlar, kendi dediğini yaptırmaya çalışmalar falan. Ben de bir bakayım internetten 3 yaş gelişim özelliklerine. Güzel bir site buldum tesadüfen. yazılanlar beni tatmin etti.

Sitenin linki:  http://www.bebekoyunu.tv/icerik/19-3_YA%C5%9E_GEL%C4%B0%C5%9E%C4%B0M_%C3%96ZELL%C4%B0KLER%C4%B0_ve_YA%C5%9EA_UYGUN_A%C4%B0LE_TAVRI.aspx

Olur da olur siteye birşey olur, link açılmazsa diye yazanları bir de buraya kopyalamak istiyorum.


3 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ
3 yaş ben merkezcilik ve inatçılık özelliklerinin görüldüğü zorlu bir dönemdir.
3 yaştaki çocukların en sevdikleri kelimelerin "hayır", "ben", "ben yapacağım" olduğu görülebilir. İnatçı ve kararlı tutumları, isteklerine "hayır" dendiğinde geçirilen öfke nöbetleri ve ağlama krizleri hep bu dönemin karakteristik özellikleridir. Genelde 2,5–3 yaş civarındaki tüm çocuklarda bu davranışların zaman zaman gözlenmesi çok doğaldır. Yine bu yaş grubundaki çocuklar, okula başlayarak birey olma yolunda çok ciddi bir adım atmış olurlar.Artık onlarında kendilerine ait bir dünyaları vardır. Buna paralel olarak gittikçe daha çok sosyalleşir, zihinsel olarak gelişir ve kelime hazineleri hızla gelişir.
Bu yaş grubu "paralel oyun" denilen dönemdedir. Yani birbirleriyle oyun kurmaktan çok, oyuncağa yönelik oyunlar oynarlar. Diğer arkadaşları ile ancak elindeki oyuncak alındığında ilişki kurarlar. Zaman zaman paylaşma konusunda yaşadıkları zorlukları arkadaşlarına fiziksel zarar verme boyutuna da taşıyabilirler (vurma, bağırma, ısırma vb.). Aslında 2,5–3 yaş grubunda, bu tür durumlarda yaşanan doğal tepkilerdir.
Bu döneme, "Özgürlüğe karşı birin­ci atılım", "Birinci kaprisler çağı", "Egosantrik dönem", "3 yaş bunalım dönemigibi isimlerde verilmektedir. Çocuk, ego'sunu, yani benliğini bu dönemde keşfeder. Bu keşfin iyi olmadığı, başarılı atlatılamadığı durumlarda halkın egoist dediği, bencil bir tip ortaya çıkması çok doğaldır. Ortaya çıkan daha sonra giderilebilmesi ancak uzman yardımlarıyla o devrede veya daha sonraki ay ve yıllarda derinlemesine çalışılarak mümkün olabilmektedir.
3 yaş civarındaki çocuklar artık kendi öz bakımlarını karşılayabilecek birçok beceriye sahiptirler. Eğer fırsat verilirse yemek yemek, giyinmek soyunmak, temizlik gibi birçok ihtiyaçlarını kendileri karşılayabilirler. Başkalarına isteklerini belirtecek ve sosyal ilişki kurabilecek dil gelişimi düzeyine sahiptirler. Kendilerine söylenenleri, yönergeleri dinleyebilecek ve anlayabilecek yeterliliktedirler. Diğer çocuklarla oynayabilecek sabrı ve işbirliğini gösterebilecek olgunluktadırlar. Yani bu yaş çocuğun sosyal bir grubun parçası olmaya en hazır olduğu yaştır. Çocuklar genellikle 3 yaşlarında yuvaya gidebilecek olgunluğa erişirler. Anneye olan bağımlılığın yerini kendine güven almaya başlar.
Henüz tam anlamıyla anneden ayrışmamış da olsa verilecek desteğe bağlı olarak çocuk ilk kez anneden kopup uzunca bir süre başka bir sosyal ortamda kalabilecek olgunluğa erişmiştir. 3 yaş önemli bir geçiş sürecidir. Bu dönemde “ben ve başkaları” kavramı gelişir. İhtiyaçlarını geciktirmeyi öğrenir. Paylaşmayı ve grupla oynamayı ve basit kurallara uymayı bu yaşta başarabilir.
Bu dönemde ailenin tavrı çok önemlidir. Bu birey olmaya geçiş sürecinde çocuğun bazı taleplerini karşılarken bir parça geciktirmek, paylaşabildiğinde ve kurala uyduğunda ödüllendirmek çocuğun ben merkezcilikten kurtulmasında etkili olacaktır. Birçok oyunu ve aktiviteyi sürdürebilecek sabrı olan 3 yaş çocuğu yine de hala bir sorumluluğu uyarısız sonuna kadar sürdüremeyebilir.
3 yaşını dolduran çocuklar hem fiziksel hem de zihinsel özellikleri bakımından oldukça gelişmiş durumdadır. Hareket koordinasyonları çok artmıştır. Bedenlerini yetişkinlerin yapabildikleri birçok için rahatlıkla kullanabilirler. El becerileri oldukça gelişmiştir. Kalem kullanmaya, çizgiler çizmeye başlarlar. Dış dünyaya ve olgulara ilişkin sorular sorarlar ve çok meraklıdırlar. Sosyal anlamda çok gelişmiştirler. Başka çocuklarla bir arada olmaktan keyif duyarlar. Kendi isteklerinin yerine getirilmesi konusunda ısrarcı olduğunda grup tarafından kabul görmediğini fark etmeye başlar. Onlarla birlikte olmak için zaman zaman onların isteklerine de cevap vermesi gerektiğini öğrenir.
 Özellikle bu dönemde çocuk çevresindeki yetişkinlerin sorun çözme biçimlerini taklit eder. Yani bir problem çıktığında anne ve babası saldırgan davranıyorsa çocuk da benzer durumlarda saldırgan davranmayı öğrenir. Saldırganlık çok küçük yaşlardan beri öğrenilen bir tutum olmakla birlikte özellikle bu yaşlarda taklit çok fazla görülür. Anne-babaların özellikle bu dönemde çocuğun sosyal yönünü geliştirecek bir tavır içinde olmaları önemlidir. Ayrıca zihinsel gelişimi için çocukların sorularına uygun ve doğru yanıtlar bulmaları, öğrenme isteklerinin kırılmaması açısından önem taşımaktadır.Ayrıca bu dönemde çocukların çok hareketlenirler ve tehlikelere maruz kalma olasılıkları da artar. Kazaların en fazla rastlandığı yaş 4 yaş civarıdır. Bu nedenle de anne babaların çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Burada çocuğu hem korumak hem de birçok şeyi denemesine fırsat vermek oldukça zor bir ayaradır. Genellikle çocuğun güvenliği ön planda tutulmaktadır. Oysa çocuğun yaşam deneyimiyle öğreneceği şeylerin de hem zihinsel, hem fiziksel hem de duygusal gelişim açısından önemi çok büyüktür.
3 Yaş Çocuğuna Yaklaşım Nasıl Olmalı?
3 yaşındaki çocuk elinden gelse dünyayı keşfetmeye ça­lışır. Kırılabilecek şeyleri kırmaya, kalemlerle bir yerleri çiz­meye ihtiyacı vardır. Buna göre bir oda veya köşe hazırlan­ması evde çocuk için faydalı olur. Çocuğu bütün bunlarda tecrübe sahibi olmasında kontrolümüz dahilinde serbest bı­rakmalıyız.
Çocuk bu çağda (2,5–4 yaş) çevreden ve aileden çözülerek daha özgürlükçü bir tavır benimser. Amaç ileride tek başına hayatını yaşayabilecek hale gelmesidir. Bunun ilk sınavı bu dönemde verilmektedir.

Bu dönemin bir diğer adı da "ilk karşı koyma bunalım dönemi"dir. Bu nedenle çocuk kendisine vasilik edenlere karşı koyma­dan rahat edemez. Bunun da sebebi şudur: O kendi kuvveti­ni tanıyacaktır. Kendi öz kuvvetini deneyecektir. Kendini kabul ettirmeye çalışacaktır. Daha ileriki yıllarda geçireceği, ikinci bunalım dönemi için güç toplayacaktır. Sosyal benliği keşfetme buhranı, bunun için daha şimdiden kendisine ce­miyette bir yer temin etme sancılarını halledebilmek için ze­minler hazırlamakla meşguldür.
Anne ve babanın çocuğun eğitiminde aynı paralelde olmaları ciddi bir sorundur. Yani aynı bilgileri birlikte bilmeli ve uygulamalıdırlar. Görüş ayrılıkları varsa bunlar uygun şe­killerde biran önce ortaya konulup giderilmelidir yoksa bundan sadece anne baba değil çocuk da çok örselenecektir. Çocuğun psiko-sosyal özellikleri ve başarılı bir uyu­mun esasları konusunda anne ve babanın fikir birliği içeri­sinde olmaları, aile ve çocuk mutluluğu açısından aşılması gere­ken ilk aşamadır.
Çocuğun normal gelişimi açısından gürültü etmesi bir gereksinimdir. Fazla sessiz çocuklar, çok hareketli çocuklardan daha çok endişe uyandırmalıdır. Rehberlik her şeyden önce sevgi, tolerans, otorite, sabır ve inanma işidir. Çocuğa anne ve babasından istediği psiko-sosyal hakları sevgi vb. verildiği zaman, ondan da bazı şeyler istemek ve almak daha kolaylaşır. Örneğin otoritemize itaati gibi. Nite­kim gerçek sevgi ve tolerans görmüş çocuklar anne ve babalarının otoritelerini daha rahatlıkla kabul ederler ve onlara itaat ederler. Çocuk üzülüyor, ağlıyor diye onun iyiliği için ondan beklediğimiz işleri yapmıyorsa, söz tutmuyorsa, bu istediklerimden  vazgeçmek, çocuğun işlerini ağlayarak yaptırabileceğine dair onda bir kanı oluşmasına sebep olur.
Bu nedenle çocuktan bir şeyler isterken bunla­rın istenebilecek şeyler olup olmadığı konusunda önce iyi karar verip ondan sonra kararlı olarak onu uygulamamızda büyük yararlar vardır. Örneğin bu dönem bunalımı içerisin­de olan çocuğun televizyon seyredip seyretmemesi konu­sunda verilmiş ciddi ve tutarlı karar alınmalı ve istikrarlı bir şekilde uygulanmalıdır. Birbirini çelişkiye düşüren davranışlar çocuğu da, aileyi de mutsuzluğa götürür. Çocuğu eğitenlerin bir süre sonra çocuk karşı­sında etkisiz hale gelmeleri bundandır.
Yetişkinler, çocuğun akrabaları ve diğer sosyal çevre bireyleri, çocuğu yola getirmek veya ona karşı yeterince et­kili olabilmek için ne kadar araya girerlerse, çocuğun karşı koyma tepkileri de o nispette çok şiddetli olur. Çocuğun kaprisleri giderek artar. Anne-baba burada esastır. Diğer sosyal çevre bireyleri anne-babanın otoritesini çocuk üzerin­de sarsacak davranışlardan sakınmalıdırlar.
Çocuğun kaprisleri karşısında yapılabilecek en iyi ha­reket tarzı, çocuğun tehlikesizce yapabileceği şeyleri yapmasına izin vermek, öte yandan da kaprislerini görmezlikten gelmektir. Suçları karşısında veya yapması lazım ge­len işlerinde sarsılmaz bir sesle ve sakinlikle onu eğitmek gerekir.
GELİŞİM ALANLARI
MOTOR GELİŞİMİ
▪     Merdivenden yukarı ayak değiştirerek çıkar ve aşağı inerken her basamakta iki ayağını bitiştirir.
▪     Alt basamaklardan atlayabilir.
▪     Koşarken ve büyük oyuncakları itip çekerken önüne çıkan engelleri aşabilir, köşeleri dönebilir.
▪     Pedalları kullanarak üç tekerlekli bisiklete binebilir.
▪     Parmak ucunda durabilir ve yürüyebilir.
▪     Ayak bileklerini çapraz koyarak oturabilir.
▪     Her iki elini işbirliği içinde ustaca kullanabilir.
▪     Yumuşak materyallere elleriyle şekil verir.
▪     Atılan topu yakalar ve karşısındakine top atar.
▪     Makas kullanabilir.
BİLİŞSEL ve DİL GELİŞİMİ
▪     Konuşurken ses tonunu duruma göre değiştirebilir.
▪     Adını, soyadını, cinsiyetini ve yaşını söyleyebilir.
▪     Öyküleri büyük bir dikkatle dinler.
▪     Bildiği birkaç çocuk şiirini ezbere okuyabilir.
▪     10’a kadar ya da daha fazla ezbere sayabilir.
▪     1–3 arası rakamları tanır.
▪     Ana renkleri tanır.
▪     Basit emirleri yerine getirir.
▪     Nesnelerin isimlerini söyler, eşleştirme yapabilir, ayırt edebilir.
     Bedeninin parçalarını bilir.
▪     'Ne’, ‘nerede’, ‘kimle’ başlayan pek çok soru sorar.
▪     Müzik eşliğinde şarkı söyler.
SOSYAL ve DUYGUSAL GELİŞİMİ
▪     Oyun sırasında kendi kendine konuşma giderek azalır ve yerini başkalarıyla konuşma alır.
▪     Oyunlarda yetişkinleri taklit eder.
▪     Duygularını sözel ifadelerle açıklar ve duygularının nedenlerini söyler.
▪     Gerekli durumlarda paylaşma davranışı gösterir.
▪     Gerekli durumlarda yetişkinlerden yardım ister.
▪     Yaptığı işlerde yetişkinlerden onay ister.
▪     Hatırlatmalarla grup kurallarına uyar.
▪     Başka çocuklarla uyum içinde oynayabilir
ÖZBAKIM BECERİLERİ
▪     Yemek yerken kaşık ve çatalı rahatça kullanabilir,
▪     Ellerini yıkayabilir ancak tam olarak kurutamaz.
▪     Burnunu mendille siler.
▪     Dişlerini fırçalar.
▪     Bağcıksız veya spor ayakkabısını çıkarır.
▪     Çok küçük olmayan düğmeleri açar.
▪     Yemek masasının hazırlanmasına ve toplanmasına yardım eder.
▪     Tuvaletini yardımsız yapar.
▪     Oyuncaklarını toplar.
     Pantolonunu ve şortunu indirebilir ve yeniden çekebilir ancak düğme ilikleme ve fermuar çekmede yardıma ihtiyaç duyar.
▪     Ev işleri, bahçe işleri, alış-veriş gibi etkinliklerde yetişkine yardımcı olmaktan çok hoşlanır.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Yeni Adreste İlk Post

Bu adreste blogumu çok önce oluşturmuştum ama yazmayı devamlı ertelemiştim. Çocuklar uyanıkken, hele de ikisi de evdeyse bilgisayara ulaşmak hayallerin bile ötesinde oluyor benim için. Uyurlarken de başka sitelerde geziniyordum. Yazmak zor geliyor açıkçası. İlk oluşturduğumdaysa diğer blogdan yayınlarımı aktarmaya uğraştığımdan sıkılıp yazmamıştım. Zaten aktaramamıştım da. En azından ben öyle sanıyordum. Bugün bir iki kelime yazayım diye bir açtım blogu, Bütün eski postlar sıralandı. Eski bilgisayardan Begüm'ün bütün fotolarının silinmesi gibi bir olayı yaşadığımı düşünürsek bu benim için baya sevindirici oldu.
Bu aralar neler oluyor hayatımızda onu anlatayım biraz.
Tuna baya büyüdü. 9 aylık bir sıpa oldu. Sıralıyor. Ordan oraya gezip duruyor evin içinde. En çok mutfak masasının altını seviyor. Sandalyelere tutuna tutuna damacanaya ulaşıyor ve raftakileri karıştırmaya başlıyor. Arada da ellerini bırakıp ayakta durmaya çalışıyor. Bugün baya uzun durdu mesela, düşüverecek diye koktum yakınında durdum. :)
Çekmeceleri de karıştırmayı seviyor ama henüz açmayı pek başaramıyor. Açma çalışmaları elini sıkıştırmayla sonuçlanıyor. Gardrobu açık yakalarsa eline geçeni aşağıya indiriyor.
Tuna'yı güldürmek hala çok kolay. Gülümsemem yetiyor. 'Kaç kaç' yapıyoruz, kıkır kıkır kaçıyor. Bazen ne yapacağını bilemiyor heyecandan. :) 'Ce-eee' oynamaya bayılıyor. Ben yanından ayrıldıysam, arkamdan ağlıyorsa 'ce-eee' yapıyorum, saklanıp görünüyorum gülmeye başlıyor.
Onu bir odada bırakıp gidersem, keyfi yerindeyse, emekleyerek peşimden gelip beni bulmaya çalışıyor. Bazen bulamazsa mızırdanarak ses vermemi istiyor.
Üç tane altta, üç tane üstte altı dişi var. Üstte bir tanesi de patlamış. Altta dördüncüyü bekliyorum dört gözle.
Yüzüstü uyumayı seviyor. Uyku düzeni hala tam oluşamadı. Nedeni bir miktar Begüm, bir miktar ben. Begüm olduğunda kesinlikle uzun bir uykusu olmuyor. Begüm gibi Tuna da emerek uyuyor. Begüm'de beceremediğimden herhalde Tuna'da kendi kendine uyusun diye uğraşmadım hiç. başlarda uğraşsam uyurdu belki çünkü uyuma ilk zamanlar Begüm'den daha iyi uyuyordu. Ama ilgilenemeyince olmadı.
Yukarıya asılı nesnelere bayılıyor. Begüm okulda yılbaşı için süs yapmış. Odasına astık. Tuna onunla oynamaya bayılıyor. Kahkahalar eşliğinde yakalamaya çalışıyor.
Ab-ba, ba-ba diyor. Anne de diyor arada ama bilinçli mi bilemiyorum.


Begüm de bu sene okula başladı. Kreş değil, doğrudan anaokuluna başladı. Okuldakiler idare eder dediler,zaten geçen sene sık sık götürüyordum. İdare de ediyor. Faydası olduğunu düşünüyorum. Eşyalarını topluyor, el becerileri gelişti. Değişik şarkılar, oyunlar öğreniyor. Evin içi sergi salonu gibi oldu. Her yerde resim var. :) Hayatı daha düzenli oldu. Erken yatıyor, erken kalkıyor. Boyut olarak da sınıfta küçük olduğunu belli etmiyor. Şu anda 4-5 yaş kıyafetler giyiyor.
Okulda rahat görünüyor, severek gidiyor ama 3 sene anasınıfı okuyacak olması 'Sıkılır mı acaba?' düşüncesini getiriyor aklıma. O yüzden çok sıkmıyprum bu sene. Gitmek istemediği zaman zorlamıyorum.
Gelin ve prenses en sevdikleri... Resim yaparken ya gelin yapıyoruz ya prenses. Kendi yaptıklarını beğenmediğinden de biz-ben- yapıyoruz, o boyuyor, kesiyor, yapıştırıyor, asıyor.
Bomba cümleler devam ediyor ama onu da bir başka postta yazayım.

11 Nisan 2013 Perşembe

Televizyonun Etkileri

Başlığa bakarak televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsedeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Televizyonun Begüm'e etkisini gösteren iki anımızı anlatacağım. 










25 Mart'ta Begüm'ün doğum gününü kutladık. Aile arasında küçük bir kutlama. Ablaları Begüm'e doğum günü hediyesi olarak kelebek kanatları almışlar. Begüm kanatları görünce önce heyecanlandı, hemen taktırdı kanatları. Ama sonra yüzü düştü. Hayal kırıklığı eşliğinde ağzından şu cümle döküldü: 
 










                                                       'Ama bu uçmuyooo!'


Kuzucum Tinkerbell'in veya Keloğlan'daki perilerin etkisinde kalmış sanırım. O kanatları takınca uçacağını düşünüyormuş :)

İşte bu da hayalkırıklığının resmidir.

Bir de Laura'nın Yıldızı etkisi var. Ona da Ankara'da hayvanat bahçesine gittiğimizde şahit olduk. Hayvanat bahçesindeki hayvanlardan bahsederken, Begüm 'Ben fil görcem. Fil beni hortumuyla tutup, bööyle havaya kaldırcak.' dedi. Hatta bunu defalarca söyledi. Biz de fellik fellik fil aradık. Sonra görevliye sorduk ve acı gerçeği öğrendik: Fil yokmuş! 
Begüm ortalığı yıkar dedik ama dikkatini dağıtmayı başardık, ağzını devamlı açıp kapatan devekuşu sayesinde. Onu görünce Begüm kollarını kanat gibi açarak ve ağzını gördüğümüz devekuşu gibi açıp kapatarak devekuşu taklidi yapmaya başladı. Hatta bu taklidi baya uzun süre devam ettirdi. Biz de bir başka 'Begüm Hayalkırıklığı' yaşamaktan kurtulduk. :)



28 Mart 2013 Perşembe

Yeniden

Uzun zaman sonra Begüm'le aktivite yapabilmek büyük mutluluk.





26 Mart 2013 Salı

3+1=4

Son ve başlangıç...

Çarşamba gecesi saat 2:00 da 3840 gr ağırlığında, 50 cm uzunluğunda Tuna bebeğimize kavuştuk. 2 saatle koç burcu olmayı başaran Tuna kuşumuz mutlu etti bizi. :)

Ablası büyük bir sevinçle karşıladı kendisini. Kardeşini görünce, kardeşinin kendisine getirdiği hediyeyi bile bıraktı. 'Bunu sen tut, eve gidince açcam ben onu.' diyerek bana emanet etti. Bol bol kucağına almak istedi. İlk günlerin şokundan sonra, yeni yeni alışmaya başladı, normale döndü davranışları. Normale döndü derken kastettiğim Tuna'yı devamlı kucağına alma isteği geçti. Bu sefer de kıskançlıklar başladı. Büyük boyutta değil neyseki -şimdilik- , idare edebiliyoruz.

Tuna da bütün gün uyuyor. Uyumayan Begüm'den sonra garip geldi. Uykusunu güzel uyuyan çocuk güzel bir şeymiş. Umarım böyle devam eder.










Hastanede Begüm sürekli bu pozisyondaydı. Beşiğin yanında, eli Tuna'nın yanağında. :) 'Özlem suna bak. Çok tatlı. Yanakları tatlı tatlı' demeyi de ihmal etmedi. :)














Bu da evdeki ilk pozları. Evde de 'Kardeşimi kucağıma alcam.'cümlesi ağzından düşmedi.

18 Mart 2013 Pazartesi

Begüm'ün Sayıları



Bu sayıları uzun zaman önce yapmıştım. Baya uzun zaman önce de koridorumuza asmıştım. Amaç tabi ki Begüm'e sayıları öğretmek.


Sayıları kendim hazırladım. İnternetten aldığım çıktıları mukavva üzerine veya keçe üzerine yerleştirerek kestim. Sonra mukavvaları yünle, tülle, kumaşla, arkası yapışkanlı kağıtlarla kapladım. Duvara da Uhu Patafix'le yapıştırdım.









Begüm'ün çok hoşuna gitti tabi. Gelip gidip saymaya çalıştı.





 Aramızda şöyle diyaloglar geçti:
  Begüm: Sıfıy, üç, dööt, beş,...
  Anne: Hayır annecim. Sıfır, bir, iki
  Begüm: hayıyy, sen bilmiyosun,  gitt!! Sıfıy, üç, dööt, beş,..

Aynı diyalog başkalarıyla arasında geçti tabi ki. İnatçı kızım benim.




Sayılar artık ilgisini çekmiyor. Düzgün bir şekilde de sayabiliyor. Patafix de etkisini kaybettiğinden sanırım sayılar yere düşüp duruyordu. Ben de kaldırdım. Duvara yeni bir şeyler ayarlamak lazım sanırım.

5 Şubat 2013 Salı

Kule

Begüm'le plastik renkli bardaklardan kule yaptık. İlk gün pek ilgi göstermedi bir Begüm klasiği olarak. İkinci gün hala ortalıkta olan bardaklarla peş peşe kuleler yaptık. Bazıları yaparken yıkıldı, yeniden yaptık.







Bu aktivite benim orjinal fikrim değil. Kaynak : Pinterest




30 Ocak 2013 Çarşamba

Montessori Materyalleri

Yazın bir heves montessori materyallerinden bazılarını almıştım Begüm'e. Begüm pek hevesli davranmamıştı ben de kaldırmıştım. Bugün 'Ne yapsak?' diye düşünürken aklıma geldi. Materyalleri amacından biraz farklı kullandık biz. 
Başta sadece kahverengi basamakları kullandık. U şeklinde bir yol yaptım ve Begüm'den basamakların üzerinde yürümesini istedim. Seve seve kabul etti. Birkaç tur yürüdü. O da benden talep etti aynı leyi tabi ki, ben de yürüdüm. Sonra devreye pembe kuleyi de soktuk. Hem sağ, hem sol ayakla basabileceği bir yol yaptım bu sefer. Biraz da onun üzerinden gittik geldik sırayla. Sonra Begüm kendisi takıldı biraz. Kule yptı, tren yaptı, ortalığa karman çorman savurdu falan. 

Bu söylediklerimden sadece bir tanesinin fotoğrafı var. Çünkü makineyi görünce Begüm'ün dikkati makineye kayıyor. Bugünkü denememde de aynı şey oldu. Ben de çektiğim bir iki fotoğrafla kaldım.

15 Aralık 2012 Cumartesi

Begüm Yapımı Çam Ağacı

Şu resimde gördüğünüz şey, Begüm Hanım'ın elinden çıkan bir çam ağacı. Aslında yapmaya başlamadan önce aklımda oluşan görüntü bu değildi ama Begüm böyle yapmayı uygun gördü.
Çook zaman önce kırtasiyeden aldığım sıkıştırılmış sünger kıvamında, arkası yapışkanlı, renkli, A4 kağıt boyutunda materyaller aldım. İsmini bilmediğim için anlatması biraz garip oldu. El işi kağıdının sıkıştırılmış sünger kıvamında olanı. El işi kağıdı gibi ince değil ve arkası yapışkanlı. koruyucu kağıdını çıkartınca istediğiniz yere yapıştırabiliyosunuz. (Neyse çok takıldım buna.) İşte bunların yeşilini aldım, makası aldım, bitmiş kağıt havlu rulosunu aldım. Begüm'ü de çağırdım 'Gel seninle çam ağacı yapalım.' diye.
Önce ağacın kahverengi kısmını ypğıştırdım ruloya. Sonra yeşil üçgenler kestim kestim, Begüm'den yapıştırmasını istedim. Biraz yapıştırdı, Sonra renk değiştirdi. Hangi rengi isterse ondan üçgenler kestim. O yapıştırdı. Sonra bazılarını çıkardı.
Yatmadan önce yaptığımız bir aktivite olduğu için sanırım, yatarken yanına aldı. Arada 'Ağaçç, napıyosuuun?' diye hal hatır sordu. :) (Aynı şeyleri ponpondan yaptığımız civcivlere de yapmıştı. Önce rafa, yan yana dizmişti. Sonra da aklına geldikçe gidip hal hatır sormuştu civcivlere.)
Begüm yapımı çam ağacımızın son yeri de, ertesi gün kurduğumuz (ama süsleyemediğimiz) çam ağacımızın tepesi oldu.

21 Ekim 2012 Pazar

Son Durum

Begüm bugünlerde 'olamaz' a  takmış durumda. Sanırım ilk kullandığı gün geçtiğimiz perşembeydi. Kahvaltı yapıyorduk. Çatalını batırmaya çalıştığı zeytin tabaktan zıplayıp yere düşünce kullandı ilk 'Oyamaaz!' ını. Sonra da sık sık kullanmaya başladı. Çok tatlı oluyor. Bir şey düşüyor, 'Oyamaaz!' Üzerine bir şeyler dökülüyor ,'Oyamaaz!'Oyuncağı bozuluyor, 'Oyamaaz!'  Nereden duydu, nereden öğrendi bilmiyorum. Ama o tepkisi çok hoşuma gidiyor.

Bir de dumur anlarımız var. Çok sık oluyor aslında ama aklımda tutamıyorum hepsini. En fazla yer eden ise şu:
Markete gittik, alacaklarımızı aldık.Ttuzak şeklinde kasanın yanında duran topitopları farketti Begüm. 'Şeker alcam.' dedi. 'Hayır' dedim. Bir yandan da aldıklarımı kasaya bırakıyorum. Begüm'ü beklemedim, aldıklarımı poşete doldurmaya başladım. Arkamdan bir kız geldi kasaya, arkasında da Begüm 'Şeker alcam.' diye bekliyor. Ben de 'Aldıklarımızı ödedik artık. Hadi gel. Parasını ödedik, bitti.' şeklinde başka para çıkarmayacağımı, şekerden vazgeçmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorum kendi çapımda. Baktım olmadı, başka şekilde yaklaşayım dedim. 'Alacaksın ama paran var mı?' dedim. Paran olmadığı için alamzsın demeye getirecektim ki 'Param var!' dedi. Cebinden çıkardı 1tlyi, kasiyere verdi, parasının üzerini aldı ve yanıma geldi. Ben de dumur şeklinde kalakaldım.

Bugün skype'tan anneanne ve teyzesiyle konuştu Begüm uzun aradan sonra. Genelde telefondan konuşurlardı. Begüm de 'Nabiyoon? hadi öptün görüşürüz şeklinde.' kısa kesip bana verirdi telefonu. Karşısında görünce özlediğini fark etti herhalde. Hadi sen de gel.'diyorlar.'Tamam, bir saat sonra gelicem, mübübüse binip gelicem.' diyor. Sonra da bana dönüp ısrarcı bir şekilde 'Hadi Eskişehir'e gidelim. Mübübüse binip gidelim.' diyor, bir yandan da çekiştiriyor. Bir eksiklik hissedip dedesini sordu sonra: 'Dedem nerdee?' Sonra monitörden anneannesiyle teyzesini öptü. Onlar da öpsün diye monitöre yanağını yapıştırdı. Bir ara da monitörün arkasına baktı durup durup, monitörün arkasında ekranda gördüklerinin devamını aradı sanırım. :)

2 Ağustos 2012 Perşembe

Bugünlerde....

Bir ayı tamamlamadan yeni post yayınlayım bari internete erişebildiğim nadir anlardan birinde.
Aslında yazacaklar birikti. Birikti derken hepsi aklımda birikti. Fotoğrafları telefonumda birikti. Fotoğraflar olmasa unutup gideceğim zaten. Çok uzatmadan, arayı da çoook açmadan yazayım.
Bu aralar günlerimiz suyla





Boyalarla haşır-neşir vaziyette geçiyor.







Dün akşam ilk defa Begüm ben olmadan arkadaşlarıyla takıldı. Ben olmadan derken, küçüklü büyüklü bir çocuk grubuna katıldı ve sokakta koşturdular. Sonra benim de bulunduğum eve geldiler. Ben balkonda, Begüm arkadaşlarıyla içeride oynamaya başladılar. Yani yakınındaydım ama aynı ortamda değildik. Begüm bu ilk deneyimi arada dışarı çıkıp, 'Öjjem(Özlem), gell! ' diyerek ya da arada yanıma gelip, beni kontrol edip yine arkadaşlarının yanına dönerek geçirdi. Bence ikimiz için de güzel bir deneyim oldu. :)