gezdik geldik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezdik geldik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2012 Çarşamba

THK Airshow Side


Haftasonu Side'de THK'nın gösterisi vardı. Olur da bir yerlerde izleme şansınız olursa kaçırmayın derim. İnanılmaz bir şov. Biz hem cumartesi hem pazar gittik, doyamadık. Olsa yine izlerim. İnsan o uçakların içinde olmak istiyor. O uçakların içinde olma şansı da verdiler aslında ama sayılı kişiye ve kurayla. Bize çıkmadı tabi. Neyse bir dahakine inşallah.

Bir Ali İsmet Öztürk vardı ki, ağzımızı açık bıraktı, yüreklerimizi ağızlarımıza getirdi.


Sahile gerilmiş ipin ortasından geçti. Aşağıdaki fotoğraf da kanıtı.


Fatih Batmaz yönetimindeki F-16, 30 m üzerimizden geçti. O motorun sesini içimizde hissettik resmen. Kulaklarımızdaki basıncı anlatamıyorum bile.


Veeee Türk Yıldızlarıııı....


Anlatmakla olmuyor gerçekten. İmkanı olan gidip izlesin mutlaka. Harikalar!!! Ben şovun etkisinden yeni yeni kurtulabiliyorum daha :)








12 Nisan 2012 Perşembe

Kısa kısa...

Uzun zaman yazmayınca yazmakta zorlanıyorum. Ama kısa aralıklarla da yazamıyorum. N'olcak benim bu blog işi bilmem.
Son yazdığımdan beri baya bir değişiklik oldu. 
Begüm'ün doğum gününü kutladık aile arasında. Anneanne-dede-teyze de geldi. Sonra biz onlarla gittik Afyon'a. 
Begüm'ün üzerine süt dökmek suretiyle bozduğu bilgisayarımızın yerine yenisini aldık.(Ama hala yedek olarak elimize geçen bilgisayarı kullanıyoruz, kıyamıyoruz. :) ) 
Sonraa en büyük olay: Begüm emmeyi bıraktı. 
Bütün ayrıntılar için ayrı postlar yayınlayacağım. Bu sadece giriş :) Zamanını kestiremiyorum tabi. Ama en kısa zamanda... :)


Bu arada Begüm kendine sevgili yaptı. Yeni yavuklusuyla objektiflere böyle yakalandı. :)




22 Kasım 2011 Salı

İşte Geldim Buradayım...

Evet, hala buradayım. Uzun sessizliğin sebebi bayram ve uzattığımız tatil. Eskişehir'deydik. Yedik, içtik, soğuk olmasına rağmen gezdik. Sayıyla belirttiğimde uzun bir süre olmasına rağmen zaman çabucak geçiverdi. bir baktık dönüş günü gelmiş. Her zaman pazar dönerdik. Bu sefer benim işlerim nedeniyle perşembe dönmek zorunda kaldık. Bu sebeple günler de birbirine girdi. Çarşamba oldu cuma, perşembe oldu pazar.
Ve evimizdeyiz...
Koşturmacaların ardından ancak oturabildim bilgisayarın başına. Sanırım yazmayı da unutmuşum. :)
Neyse diğer postlar daha uzun olur umarım. :)
Biraz da resim ekleyip durumu kurtaralım :)

 Bu yukarıdaki resimde ne yapıyordu hatırlamıyorum, şimdi de bir anlam veremedim. Kaloriferin üzerinde dışarıya bakıyordu.



 Yedi cücelerin huysuz olanı. Bu fotoğrafı çekene kadar göbeğim çatladı. Sadece bereyle bir fotoğraf istiyordum. Ama hanım kızımız istemeyince böyle bir fotoğraf çıktı ortaya.





2 Ağustos 2011 Salı

Haftasonu- Beyşehir Gölü

Haftasonu evden uzaktaydık. Antalya'nın sıcağından kaçmak için rakımı fazla bölgelere kaçmayı tercih ettik. Beyşehir Gölü'nün kenarında bir köyde eşimin akrabalarının yanına gittik. Serinlemeye gittik ama orası da çok sıcaktı.
Daha önce görmemiştim o tarafları. Beyşehir Gölü de bir hayli büyük. İnsanlar kenarında kamp kurmuş balık tutuyor. Sıra sıra oltaları dizmişler... Tam fotoğraflıktı aslında ama arabayı durdurup da çekemedim.
Bizim gittiğimiz köy Isparta'ya bağlı. Ama göl kenarındaki arabaların çoğu Afyon plakalıydı. Biz baya geyiğini yaptık bu durumun. Çevre halkı da -muhtemelen gençliğidir- bu durumdan şikayetçi anlaşılan, çünkü trafik tabelalarının arkasına 'Afyonlular'a ölüm!' yazmışlar. :)
Göl, denizden uzak iç anadolu halkı için serinleme imkanı sunuyor tabi .İnsanlar göle girip yüzüyor. Plaj benzeri bir kaç bölge vardı.
Gölün içinde adalar var. Bir tanesinde bizim kaldığımız köyün bir mahallesi vardı. Yazın kayıkla, dubayla; kışın buz tutan gölün üzerinden yürüyerek kıyıya çıkıyorlarmış. Yolları yapmak için, o duba dediğim şeyle buldozer bile götürmüşler adaya. Gidip görmek isterdim ama zamanımız yoktu.
Gölde bir de Alaaddin Keykubat'ın kızı için yaptırdığı hamamın olduğu bir adacık vardı. Kız Kulesi diyorlarmış oraya. Alaaddin Keykubatın kızı hizmetlilerden birini sevmiş sanırım. Onunla kaçmaya çalışırken de boğulup ölmüş. O yüzden Kız Kulesi demeye başlamışlar.(Sanırım yöre halkı öyle diyor.) (bu arada bu bilgiler kulaktan dolma bilgilerdir. :) )

 İlginçtir, fotoğraf mkinesini elinden düşürmeyen ben bu gezimiz sırasında tek tük fotoğraf çekmişim. Sanıyorum yer değişikliğinden etkilenen Begüm'ü zaptetmeye çalışmaktan, başka birşeye odaklanamamışım. :)
 Bu da köy çocuğuna dönüşmüş Begüm. Bacakta çamurlar falan.  :)

15 Haziran 2011 Çarşamba

Neredeyse bir ay olmuş yazmayalı. Okadar uzun zaman ayrı kalmışım ki, nereden başlasam ne yazsam toparlayamadım. Hatta bu süre içinde neler yaptık onu bile tam hatırlayamıyorum.

Herşey Eskişehir'e gitmemizle başladı. Gez-toz, Begüm'le uğraş derken bloga tek kelime yazamadım. Sonra döndük evimize. Adapte ol, evi temizle, iş-güç derken burada da dokunamadım bloga. Son zamanlarda da Begüm'ün düzeni o kadar allak bullak oldu ki değil bloga, kendime bile zaman ayıramaz oldum. Başta Begüm olmak üzere herşey normale döner umarım.

Makyajsız, bakımsız, yorgun ve de solgun anne- şu fotoğraflardan nasıl kaçsam diye düşünen Begüm.




Eskişehir'e gidip de çiğbörek yemeden dönmek olmazdı.




Anenin yeni saçları. Eski hali de iyiymiş, kesimini o tarz birşey yaptırsaydım keşke. Neyse artık uzasın bir dahakine. Balyaj da yaşlı göstermiş sanki biraz. Sizce?? (Aklıma gelen heryerde bu soruyu soruyorum yalnız :) Sanırımnezaketten kimse 'Evet yaşlı göstermiş.' demedi şimdilik.:) )



Ve son olarak yerlerde sürünen Begüm.

Özlemişim buraya yazmayı, yazınca anladım. devamı en kısa sürede gelir umarım. :)

19 Mayıs 2011 Perşembe

Güneşli Bir Pazar Sabahı..

Hafta sonu Oyuncak Müzesi'ndeydik. Güzeldi ama ben biraz hayal kırıklığına uğradım. Müze aslında yeterince büyüktü ama ben daha büyük olduğunu düşünmüştüm. Bu yüzden de biraz hızlı gezdik ve bir de baktık çıkış kapısı önümüzde.  Bir de ben kendi dönemime ait oyuncaklar da olacağını ummuştum. Bakıp da 'Aaa, bundan bende/bilmem kimde vardı.' diyecektim.(Müzeye Begüm için değil benim için gittik yani. :) ) Çok daha eski dönemden oyuncaklar vardı. Bu düşüncemi dile getirdiğimde aldığım cevap 'Adı üstünde: Müze' oldu. :)
Begüm peluş oyuncaklara bakmaktan, hatta cama yapışmaktan kendini alamadı. :)
 Biz göz hizamızdaki oyuncaklara odaklanmışken, yukarıda bizi bekleyen süprizler varmış.
Buggs Bunny'nin havucuna sarkan Begüm...

Ufak hayal kırıklıklarım olsa da güzel ve eğlenceli bir müze gezisiydi. :)

1 Şubat 2011 Salı

Uzuuun Eskişehir Yolculuğu

'Eskişehir'e gelince hep böyle oluyor. Bırak bilgisayarı açmayı, yanından bile geçemiyorum.
Antalya-Eskişehir yolculuk maceramıza devam edelim:
Ucakla yolculuk yaptığımızı söylemiştim. Antalya'dan Eskisehir'e direkt uçak yok, İstanbul aktarmalı yaptık yolculugumuzu.
Seyahatimizin Antalya-istanbul kısmı sorunsuz gecti. Sadece Atatürk Hava Limani'ndaki yogun hava muhalefeti nedeniyle uçağımız yarım saat rotarli kalktı. Öğle uykusunu -mecburen- uyumamasina rağmen Begum'un keyfi yerindeydi. Kendisine gösterilen ilgiden memnun, saga sola gülücükler dağıtıyordu. Yanimizdaki ve arkamizdaki yolcularla kendi çapında muhabbete başladı önce. Dikkatlerini cekince karşılıklı oyunlara donustu bu tek taraflı muhabbet.' diye yazmış ve bırakmışım taslak halinde, bitiremeden. Bunu da telefondan yazmıştım zaten. Eskişehir'e gidince bilgisayara ulaşmak pek mümkün olmuyordu zaten, bu sefer imkansız oldu. Devam edeyim kaldığım yerden.

İstanbul'a sorunsuz ulaştık. Havaalanında karnımızı doyurduk, ihtiyaçlarımızı giderdik. Bir yandan da gözüm monitörde, Eskişehir uçağını takip ediyorum. Bizimkinden önceki uçaklara, hatta bizden sonraki uçağa son çağırı yapılmasına rağmen, bize hala salonda bekleyin uyarısı görünüyordu. Ben yine de n'olur n'olmaz diye gittim uçağın kalkacağı kapıya. İyiki de gitmişim, ben gittikten birkaç dakika sonra uçağa almaya başladılar. Bindik uçağa, havalandık. İstanbul semaları, Bursa semaları derken geldik Eskişehir semalarına. Yavaş yavaş alçalmaya başladık. Alçaldık, alçaldık, alçaldık, sonra hooop yükseliverdik birden. Kafamdan senaryolar yazmaya başladım. Olumlu düşünüyorum. 'İzin vermediler herhalde, havada turlayacağız biraz.' diyorum kendi kendime. Ama yükseliyoruz da yükseliyoruz. Turlamak için insan bu kadar yükselmez. Sonra pilot beyimiz lütfedip açıklama yaptı: 'Hava şartları(sis) nedeniyle inemedik. On dakika sonra Atatürk Havaalanı'na iniyoruz.' Yürulmuşum zaten, bunalmışım.O on dakika on saat gibi geldi. Neyse indik, insanlar isyan etti. Bir süre bütün uçak yetkili aradık, amcalar teyzeler gösterilen yetkililerle tartıştı falan. Ben kenarda Begüm'le bekliyorum. Hanım yine ilgi odağı, kucaktan kucağa geziyor. Hatta bir ara görevli aldı, başka birine göstermeye gitti. Görüş alanımda, ama uzakta. Bilet iadesi almak için birilerinin beni yetkiiye götürmesini bekliyorum. Geldi birisi:
-Buyurun ben sizi götüreyim.
-Tamam ama ben kızımı alsam...
-Pınar Hanııımm...
Pıtı pıtı pıtı.. Begüm'e kavuştum.

Bilet iademizi aldım. Kuzenim beni almaya geldi. Bir gece onlarda kaldım. Ertesi gün trenle ver elini Eskişehir. Keşke Antalya-Eskişehir arasında da tren olsa. Kendi arabamızla bile gitmem trenle giderim. Çok rahattı. Koltuklar geniş. Restaurantı var. Kullanmadım hiç şimdiye kadar ama acil durumlarda kullanabilecegim tuvaleti var. Harika yani.
Begüm'ün trende de maceraları oldu tabi. Yakınımızda iletişime geçilmedik kişi kalmadı. İlk kez el salladı -arkadaki yakışıklı abi sağolsun. :) işini biliyor hanım. :) -
Biraz güç ve de uzun da olsa sonunda anneanne-dede ve Begüm'ü kavuşturduk :)
Uzun zamandır yazmayınca ne yazacağını da şaşırıyor insan. Bu kadar uzun bir post çıkıyor ortaya.
Bu yazının ana fikri şudur: Kış günü kalkıp da Eskişehir'e uçakla gitmeye kalkmayın. Gidemeyebilirsiniz. Başka ulaşım taşıtları deneyin. Zira birkaç gün sonra dayım İstanbul'a gidecekti. Uçakla. O da gidemedi.

2 Kasım 2010 Salı

Uzun bir ara

Uzun bir aradan sonra yeniden buradayım. 10 gün önce İzmir'e gittik Begümkuş'la ve bu sabah döndük. İzmir'de gündüz sokak sokak gezmekten, akşam yorgunluktan bloga giremedim bile. Yazılacaklar birikti. Ama telafi edeceğim en kısa zamanda.