haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2011 Cumartesi

Bir Cumartesi de Böyle Geçti

Dün gece yine ve yine Begüm nöbetindeydim. İki saat -belki daha fazla- uyusun diye uğraştım. Yattığımda saat 7:30'du. Sabah da erkenden hortladı, her zamanki gibi. Ben dayanamıyorum o nasıl dayanıyor anlamıyorum. Kayıp giden düzenimizi geri getirsem iyi olacak galiba. O zaman da uğraşıyordum uyusun diye ama daha mutlu daha huzurluydum. Ne zaman yatacak, ne zaman kalkacak tahmin edebiliyordum en azından.
Bir süredir hep aynı uyku muhabbetini yapıyorum farkındayım ama en büyük derdim bu, mazur görün.
Begüm'ü babaanneye gönderdim biraz uyurum diye ama nafile. Döndüm durdum bir saniye uyuyamadım. Ben de kalktım, 'Aklımdaki işleri halledeyim bari.' dedim. Önce evi sildim, süpürdüm, pakladım. Sonra ne zamandır aklımda olan ama el atamadığım buzdolabına el attım. Uzun zamandır bekleyen erikleri, elmaları ve içi geçmiş kararmaya yüz tutmuş muzları değerlendireyim dedim. Eriklerden reçel, elmalardan turta, muzlardan da kek yapmaya karar vermiştim zaten önceden. Tarifleri açtım. Eriklerden başlayayım dedim ama erikler sizlere ömür. Çok da merak ediyordum erik reçelini. İçimde kaldı. Artık pazardan alıp yapacağım haftaya. Ben de elmalı turtaya geçtim. Bir güzel karıştırdım malzemeleri. Sıra geldi una. Un da üst dolapta. O dolap da üşengeçliğimden sıkış tepiş. Elimi attım una, çektimm ve olan oldu. Unun altındaki tuz paketi cumburlop benim hamur lmaya ramak kalmış karışımımın içine. Sadece düşmüş olsa iyi. Çarpmanın etkisiyle bir de patladı, bir miktar tuz da karışın içine karışıverdi. Ben yıkıldım tabi. Neyse döküp baştan başladım. Bu sefer kazasız belasız atlattım. Muzlu keki de yaptım. Fırındalar pişiyorlar. :)
Aslında bugün amacım kitap fuarına gitmekti.Kendimi ona odaklamıştım ama kısmet değilmiş. Zaten elimde okunacak bir sürü kitap var yenilerine hiç gerek yok. Mu acaba? Yoksa aklımdaki bir kaç kitabı da alıp sırayı genişletsem mi? En iyisi genişleteyim. Kitap iyidir. Okunmasa bile dekor olarak kullanılır. :)
İşte böyle... Bu cumartesi de evde geçti. Fırındakiler de pişti sayılır. Şimdi de el işlerine mi el atsam napsam? :)

2 Ağustos 2011 Salı

Haftasonu- Beyşehir Gölü

Haftasonu evden uzaktaydık. Antalya'nın sıcağından kaçmak için rakımı fazla bölgelere kaçmayı tercih ettik. Beyşehir Gölü'nün kenarında bir köyde eşimin akrabalarının yanına gittik. Serinlemeye gittik ama orası da çok sıcaktı.
Daha önce görmemiştim o tarafları. Beyşehir Gölü de bir hayli büyük. İnsanlar kenarında kamp kurmuş balık tutuyor. Sıra sıra oltaları dizmişler... Tam fotoğraflıktı aslında ama arabayı durdurup da çekemedim.
Bizim gittiğimiz köy Isparta'ya bağlı. Ama göl kenarındaki arabaların çoğu Afyon plakalıydı. Biz baya geyiğini yaptık bu durumun. Çevre halkı da -muhtemelen gençliğidir- bu durumdan şikayetçi anlaşılan, çünkü trafik tabelalarının arkasına 'Afyonlular'a ölüm!' yazmışlar. :)
Göl, denizden uzak iç anadolu halkı için serinleme imkanı sunuyor tabi .İnsanlar göle girip yüzüyor. Plaj benzeri bir kaç bölge vardı.
Gölün içinde adalar var. Bir tanesinde bizim kaldığımız köyün bir mahallesi vardı. Yazın kayıkla, dubayla; kışın buz tutan gölün üzerinden yürüyerek kıyıya çıkıyorlarmış. Yolları yapmak için, o duba dediğim şeyle buldozer bile götürmüşler adaya. Gidip görmek isterdim ama zamanımız yoktu.
Gölde bir de Alaaddin Keykubat'ın kızı için yaptırdığı hamamın olduğu bir adacık vardı. Kız Kulesi diyorlarmış oraya. Alaaddin Keykubatın kızı hizmetlilerden birini sevmiş sanırım. Onunla kaçmaya çalışırken de boğulup ölmüş. O yüzden Kız Kulesi demeye başlamışlar.(Sanırım yöre halkı öyle diyor.) (bu arada bu bilgiler kulaktan dolma bilgilerdir. :) )

 İlginçtir, fotoğraf mkinesini elinden düşürmeyen ben bu gezimiz sırasında tek tük fotoğraf çekmişim. Sanıyorum yer değişikliğinden etkilenen Begüm'ü zaptetmeye çalışmaktan, başka birşeye odaklanamamışım. :)
 Bu da köy çocuğuna dönüşmüş Begüm. Bacakta çamurlar falan.  :)

19 Mayıs 2011 Perşembe

Güneşli Bir Pazar Sabahı..

Hafta sonu Oyuncak Müzesi'ndeydik. Güzeldi ama ben biraz hayal kırıklığına uğradım. Müze aslında yeterince büyüktü ama ben daha büyük olduğunu düşünmüştüm. Bu yüzden de biraz hızlı gezdik ve bir de baktık çıkış kapısı önümüzde.  Bir de ben kendi dönemime ait oyuncaklar da olacağını ummuştum. Bakıp da 'Aaa, bundan bende/bilmem kimde vardı.' diyecektim.(Müzeye Begüm için değil benim için gittik yani. :) ) Çok daha eski dönemden oyuncaklar vardı. Bu düşüncemi dile getirdiğimde aldığım cevap 'Adı üstünde: Müze' oldu. :)
Begüm peluş oyuncaklara bakmaktan, hatta cama yapışmaktan kendini alamadı. :)
 Biz göz hizamızdaki oyuncaklara odaklanmışken, yukarıda bizi bekleyen süprizler varmış.
Buggs Bunny'nin havucuna sarkan Begüm...

Ufak hayal kırıklıklarım olsa da güzel ve eğlenceli bir müze gezisiydi. :)

10 Şubat 2011 Perşembe

Parka Gittik, Eğlendik...

Pazar günü hava güzeldi, güneşliydi. 'Bu havayı değerlendirmek lazım.' dedim ve aldım Begüm'ü, doğru beach parka. Saldım Begüm'ü kumlara. Önce biraz çekindi. Kumlara elledi, hemen geri çekti elini. Sonra karıştırmaya başladı. Bulduğu taşlarla oynadı, yemeye çalıştı.
Sonra şu resimdeki köpek dadandı bize. :) Ben korkarım köpeklerden, genel olarak hayvanlardan. Görünce kaçıp yolumu değiştirmem ama, uzaktaki hayvanın yanına gidip de 'Ay ne şeker şeysin sen öyle' diye de sevemem, çekinirim. Bu köpek de Begüm'ü kestirdi gözüne. Gelip gidip oynamaya, yalamaya çalışıyor. Ben de yalamasın diye uğraşıyorum. Çekinmesem köpeği sevip okşayacağım, Begüm'e de sevdireceğim ama maalesef... Neyse bir deneme, iki deneme, üç deneme , beş deneme derken köpeğin sahipleri sonunda kalktılar. Ben de gittiler diye ilgilenmedim. Aldım elime makineyi fotoğraf çekmeye başladım. Köpek de koştura koştura bize doğru geliyormuş, iyice yaklaşınca farkettim. Ama elimde makineyle de tepki veremedim. Zaten kaşla göz arasında oldu herşey. Köpek Begüm'ün yüzünün sol tarafını yaladı geçti. Çocuğun kirpikler falan salya oldu. Sahibi geldi özür diledi falan. Sildim yüzünü, 'Önemli değil.' dedim. Sevecen hayvan napalım. Bizimki de hiç sesini çıkarmıyor. Ne ağlama, memnuniyetsizlik var, ne sevinç belirtisi. Şaşırdı çocuk, şaaşırdı. :)
Köpekten sonra biraz daha taşlarla kumlarla oynadık. Sonra parka gittik. Biraz sallandık. Baktım Begüm mayışıp gitti, bir tarafa devrildi salıncakta. 'Uykusu geldi bunun.' dedim. Eve geldik.
Güzel bir gündü...
Takip eden günler de hava güzel olunca hergün parka gitmeye başladık. Eşimin kuzenlerini de aldık yanımıza. Ablalarla sallandık, kaydıraktan kaydık, tahterevalliye bindik...

Evde bunalınca balkona çıkıp volta atmaktan daha çok zevk aldık. Zaten ufak çapta özgürlüğünü ilan etmiş durumda. Kucakta durmuyor pek. Ben de bırakıyorum sürünsün. :)