kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2016 Cumartesi

Şüphe Şüphe Şüphe...

Dün kocamla kavga ettik. Üzerimde bir pişmanlık var. Aksi gibi öğlene doğru instagrama bir girdim, milletin yüzünde gülücükler, mutlu aile tabloları, yok birinin evlenme yıldönümü, birinin bilmem bişeyi. Herkes mi mutlu arkadaş ya. Daha da sinir oldum, kapattım hemen. Gün boyu üzrimde bir şüphe falan. Akşam oldu, bekle ki adam gelsin. Nerdeee...Gelmiceği belli zaten, bugün cuma da, yine de insan bi bekliyor. Sabahki şüphe hala içimi kemiriyor tabi. Neyseki arkadaş bulucu var. Açtım hemen nerde diye: Konum yokk!! Haydaaa. Yine şüphe şüphe... Ara ara bakıyorum tabi. Neyseki gösterdi sonunda yerin:. Sabit mekan. Biraz rahatlama. Ama gecenin ilerleyen saatleri var. Bugün cuma . Geç gelecek belli. Çocukların uykusu geldi. Herkes yatağa. Tuna uyumayacak tabi, diretecek 'babam da babam'. Neyse ki uyudu. Ama ben de uyudum. Arada yine kontrol tabi. Saat 01:00. Uyanmışım. Hemen telefona. Aynı yerde.Kendi yatağıma geçtim. Biraz oraya bakayım, biraz da buraya bakayım derken kapı açıldı. Hemen telefonu bırak, uyuyo numarası yap. Numara yaparken, o yatağa gelmeden uyumuşum zaten :) Yine de insanın içinde oluyo tabi. En azında eve geldi. Gece eve gelmeyenler var. Off yaparsa kendi bilir. Nerden bilicem ben. Soradan pişmanlığını kendi çekicek. Pişman olur heralde.  Başlarda olur. Kaçamak yaparken olur. Alışkanlık olana kadar olur. Sonradan eve gelmez zaten.hepten ipler kopmuş olur. Amaaan. neler düşünüyorum yaa. Şüphe adamı bu hale getiriyor işte.

Begüm baleye başladı. Gayet başarılı. boy- pos da yerinde olunca güzel duruyor hareketleri yaparken. Herkes kıyafetlerini soruyor. Başlıcak diye bir heves gidip almıştım kıyafetleri iyiki de almışım. Neriman hanım var Rüyanın annesi. Kadın daha önceden gitti mi diye osra sora bi hal oldu :) 'Bence sizden habersiz gitmiş o.' diyor:) Bugün yine kurs var. perşembe günü de bale var. Begüm o günü şöyle tarif ediyor: 'Beden eğitiminin olduğu dün'  :)

Kavgamıza şahit olup korkan Tuna'ya babası ertesi gün ahşap tren almış. Çok sevdi, baa oynadı. 'Verom' koydu adını. Nerden aklına gelmişse. Begüm'ün de peluş eşeği vardı. 'ceylanım' derdi ona. :)

28 Şubat 2013 Perşembe

Zor Günler

Zor zamanlar geçiriyoruz. Her şeyin üst üste geldiği zamanlar.
Kronolojik olarak anlatırsam:
 Yaz-kış, yağmur-çamur demeden her başım sıkıştığında yanıma koşan annem rahatsızlandı. Bağırsağındaki poliplerde kanser hücrelerine rastlanmış. Ameliyat olma durumu var. Artı olarak bel fıtığı çıktı. Beli için MR çektirmesinden bir gece önce kanamam oldu. Hastaneye koşturduk, ertesi gün doktora. 33 haftalık hamileydim ve 'Erken doğum riski var.' dedi doktorum. Bebek baya aşağı inmiş ve rahimde doğum belirtileri başlamış. 'Dinleneceksin' dedi. Tanıdığımız jinekologları aradık. 'Yat, yerinden bile kalkma!' sonucuna ulaştık. Bebeğin akciğer gelişimi için 34 haftayı tamamlamam gerekiyordu en azından. Hemen annemi aradım tabi. MR çektirip, otobüse bindi kadıncağız. İki hafta bizimle kaldı. Bende herhangi bir doğum belirtisi olmadığından iki gün önce döndü Eskişehir'e, kendi sağlığıyla ilgilenmek için.
Birkaç gün önce Begüm grip oldu. Huysuz, mızmız, Uyumamak için olabildiğince direniyor. Annem hemen gelince anneanne heyecanıyla bana pek bulaşmadı başlarda ama sonradan kaldırmaya, kucak istemeye başladı. Olumlu yanıt alamayınca vazgeçti ve yattığım yerden oynamaya başladık. Her şeyin farkında ve etkileniyor. Bir ara bir canavar muhabbeti ve başka odaya tek başına gitmeme başladı. Canavar şöyle yaptı, canavar böyle yaptı, canavar geliyor saklanayım, canavar sana da böyle yapar,... Canavar artık gitti ama hala başka odaya tek başına gitmiyor. Bu problemin üstüne Blogcu Anne'nin şu yazısı ilaç gibi geldi. İlgi eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir bu durum ya da son zamanlardaki gerginliğimi kendisine yansıttığımdan. Davranışlara dikkat etmeyi hiçbir zaman elden bırakmamak gerekiyor.
Şu anda 35 haftayı bitirmek üzereyim. Ama hala yatıyorum. Amaç bebişi olabildiğince içeride tutmak. Doktorlara göre 37. haftaya, bana göre 21 Mart'a kadar. 21 Mart çünkü evdeki 3 koçun yanında bir balık olarak kafayı yemesin çocuk. :) 21 Mart'tan sonra istediği gün doğabilirsin oğluşum.
Dün itibariyle ben de grip oldum. Gözlerim yanıyor, burnum silmekten yara olmak üzere. Bir 'Hüp'(Otri Bebe'nin bizim evdeki adı) de bana lazım sanırım.
Bugün annemle konuştuk. Bağırsağından ameliyat olacakmış. Yarın hastaneye yatıp salı günü ameliyat olacak. Rahat bir ameliyat geçirip bir an önce iyileşir, bu stresli günlerimiz de 'Böyle günler de yaşamıştık.' diye anı olarak kalır umarım.

28 Nisan 2012 Cumartesi

Özledim...

Bugünü Begüm'den ayrı geçirdim. Çok alışılmadık bir durum değil aslında. Yavaştan işe başladığımdan haftada iki gün bırakıyorum, artı kişisel işlerim olduğunda bırakıyorum, artı kısıtlı görüşmemize rağmen beni çileden çıkardığında yine bırakıyorum. ikimiz için de alışılagelmiş bir durum aslında. Ama bugün farklı oldu. Begüm'ü özledim, hem de çok özledim. Bunda yarın da görüşemeyecek olmamızın, hatta ben evden erken çıkacağım için gece de orada kalacak olmasının da etkisi büyük sanıyorum.
Aslında düşününce benim için iyi bir gün oldu. Hiç evden çıkmadım. Sabah biraz facebook'ta takıldım. Sonra yarın için hazırlıklara başladım. Radyoyu açtım. Bir yandan pasta yaptım, bir yandan müzik dinledim, arada eşlik ettim. Rahat rahat cnbc-e'de dizi izledim. Begüm öncesi günlerden birini yaşadım. Ama aklımın bir köşesinde hep Begüm vardı. Anne olmak böyle bir şey demek ki.

10 Mart 2012 Cumartesi

Çin Burcum, Şans Objem

Bildiğimiz, 'Koç'la başlayıp 'Balık'la biten astrolojik burçlar dışında bir de Çin burçları varmış.Bu burçlara göre bize şans getirecek objeler de. Araştırmadım ama bloglar arasında gezinirken şu siteye rastladım. Burç mevzusuna yarım yamalak inanan ama her fırsatta 'Aaa, onun özelliği neymiş. Bunun bu özelliği mi varmış.' diye okumadan geçemeyen bir insan olarak(fala inanma, falsız kalma hesabı), kendi Çin burcumu ve şans objemi öğrendim. Blogda söylediğine göre burcunun ya da şans objelerinin figürlerini çevrende bulundurmalıymışsın.
Benim burcum domuz çıktı (sevmem tekrar tekrar kontrol ettim sonuç değişmedi.) Şans objelerim de kuğu ve su perisi. (Bunlar iyi..)
Siz de merak ediyorsanız buyurun buradan bakın.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Telgrafın Tellerineeee Kuşlar mı Koonaaaarrr....

Bu günkü ruh halime en uygun şarkı. Benim gibi karamsar olmayın diye hareketli halini ekliyorum buraya.


Yanıma gel yanımaaa daa, yanıyanı başşııımaaaa. Şu gençlikte neler geldi cahil başımaaaa.....

Tarihe not: Babaannesi Begüm'ün saçını keşmiş. :( 
(Sadece tarihe not olsun diye yazıyorum Çünkü içimden geçenleri yazarsam pek hoş bir şey çıkmayacak ortaya.)
Üç gündür saçına bakıp, nasıl düzeltsem diye düşünüp duruyorum. Ekleyemeyeceğime göre kısaltacağım mecburen. :(( Off neyse uzatmayayım yoksa içimdekiler dökülmeye başlayacak.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Başlık Yok

Güzel bir aşk filmi izledim: Aşkın (500) Günü (500 Days of Summer)
Sanırım izlememeliydim.
Evde yalnızım. İzzet arkadaşlarıyla. Begüm babaannede. Gece uyumadı. Babası da sabah ben uyuyayım diye babaaaneye götürdü. Birkaç gündür durum böyle.
Bir de Wicker Park vardı beni etkileyen. Defalarca izlemişimdir.
Bu filmin üzerine ne yapılır ki şimdi. Üzerine yeni bir aşk filmi mi izlesem? Yoksa kafa dağıtacak birşeyler mi yapsam?
Bir Avuç Deniz var. Onu mu izlesem? Pek beğenen olmamış. Oyuncuları ilgimi çekti :)
Yoksaa kalkıp gidip sinemaya mı gitsem. 6 Ocak'ta Jhonny Depp'in yeni filmi giriyormuş gösterime: Tutku Günlükleri
Ooof of çok şey yazmak istiyorum da herşey yazılmıyor işte. Neyse bana kalsın. Melankoliğim biraz..

22 Aralık 2011 Perşembe

Ben Çok Güldüm, Siz de Gülün İstedim

Az önce keşfettiğim Bengi Özkan'ın blogundan alıntıdır. 


Erkek, 28, İstanbul

Muhteşem güzellikteki pazarlama müdiresiyle iş için şehir dışındayız.Akşam otelde yemeğimizi yedik, "Hadi çıkıp gezelim biraz." dedi.
Çıktık, kapının önünde "El ele gidelim mi?" dedi, heyecanlandım, "Olur tabi ki" dedim ve elimi uzattım. Güldü "Şu ilerideki mağazadan bahsediyorum adı "L&L" dedi. Rezil oldum rezil. İngilizce isim koymayın şu dükkanlara yahu.


Erkek, 30, Ankara

Cenaze namazına başlamak üzereyken, imamın "Saf olalım" anonsuyla bana dönüp gözlerini pörtleterek saf taklidi yapan saygıdeğer kardeşim, Allah cezanı verecek!



Erkek 52, Ankara

Bölük komutanının yanına koşarak gelip çakı gibi bir selam verdikten sonra heyecanla "Beni arzu etmişsiniz komutanım" diyen ve yüzbaşının "Seni ne arzu edecem lan!" kükremesiyle magma yollarına düşen Mehmetçik için kocaman bir alkış lütfen...


Kadın, 31, İzmir

Kocamın evlilik yıldönümümüzde telefonuma bıraktığı sesli mesaj:
"Sinyal sesinden sonra mesaj bırakın diyor. Ses bir-ki, deneme... Şaka yaptım. He he he... Neyse... Güzel karıcığım, tanışma yıldönümümüzü unuttum diye bana kırgınsın biliyorum. Bak evlilik yıldönümümüzü unutmadım, sabahın köründe sen uyurken telefonuna mesaj bırakıyorum.
Sen ne şanslı kadınsın; benim gibi bir adamla evlisin. Annen seni Kadir gecesi doğurmuş sanırım. Benimle evlendiğin için seni tebrik eder, başarılarının devamını dilerim."

Kadın, 32, İstanbul
Karısına küsünce sofraya oturmayan, aynı zamanda çok iştahlı bir dayım var. Yine gün içerisinde yaşanmış bir tartışma olduğu suratlarından belli olan bu çiftin evinde yemekteyiz. Dayım o kadar kırgın ki sofraya oturmuyor. Yengem yemekleri koymaya başlıyor, oldukça sinirli ama yine de dayımın oturması gereken yerdeki tabağa bir miktar yemek koyuyor. Ardından dayımın gergin havayı bozan cümlesi geliyor: "Onu kime koyduysanız, o az!"


Kadın, 29, Konya

Kilolu bir kadınım, e haliyle sık sık diyete, rejime başlıyorum. Yine böyle rejim kararı aldığım bir gece, yatak odamdaki tuvalet aynama sabah uyanınca göreyim ve uygulayayım diye rujla "Yağ, tuz, şeker yok!" yazdım. Sabah uyandığımda benim notumun altında kocamın bıraktığı notu gördüm ve gülmekten rejimi bile unuttum. "E daha dün aldım ya!"


Erkek, 43, Muğla
Aydın-İzmir otoyolunda hız limitini aştığım için gişe çıkışında ceza yiyorum. Memur makbuzu keserken telsizden bir anons geliyor:''Kırmızı motosikleti alın, kırmızı motosikleti alın, o ne yaa hız 312 kilometreee...'' Kırmızı motosiklet geliyor, durduruyorlar. Memur soruyor. ''Ya hakikatten bu 312 yapıyor mu?'' Delikanlı:''Evet memur bey, Hayabusa bu, daha fazla da yapıyor!'' Memur:''Göster bakayım lan!'' diyerek yedek kaskı giyiyor ve yola çıkıyorlar. Merakla gelmelerini bekliyoruz. Bir süre sonra geliyorlar. Polis: ''Ya 10 dakikada Torbalı kavşağına gidip geldik haa,vay bee...'' diyor, çocuğu öpüp, ''Sana ceza yok lan zibidi, yavaş git bundan sonra haa!'' deyip gönderiyor. Biz de arkasından alkışlıyoruz zibidiyi!

Erkek, 32,İstanbul

Karımın ailesi ile taksideyiz. Hepsi şoföre "Şuradan gidin, buradan gidin..." diye yolu tarif etmeye çalışıyor. Ancak hemen her sokakta çalışma veya kazı olduğundan bir türlü yolu doğrultamıyoruz. Şoför de, karımın ailesi de iyice bunalmış. Ben bir ara boşluk buldum ve "Niye şoföre X yerine gideceğiz demiyorsunuz?" dedim. Şoför ani bir frenle arabayı durdurdu ve "Siz sabahtan beri X yerine mi gitmeye çalışıyorsunuz?" dedi. "Evet" cevabını alınca da, "Allah sizi nasıl biliyorsa öyle yapsın" dedi. Sonra bana dönüp ağzımın kulaklarıma vardıran sözü söyledi: "Sen damatsın değil mi? Bu aileden olmadığın belli oluyor." İnip alnından öpmemek için kendimi zor tutmuştum...

Erkek, 32, Yurtdışı

Sevdiğim kadını aracıyla takip ediyorum, Zekeriyaköy orman yolunda sanırım şüphelenip aracı sağa yanaştırıp bekliyor. 100 mt. kadar gerisindeyim. O bekliyor, ben bekliyorum, o bekliyor, ben bekliyorum,... Derken cebime bir mesaj geliyor : "Arkamdaki sen misin?" Salak kafam cevap veriyor: "Saçmalama! Ne işim var orman yolunda..."

8 Ekim 2011 Cumartesi

Bir Cumartesi de Böyle Geçti

Dün gece yine ve yine Begüm nöbetindeydim. İki saat -belki daha fazla- uyusun diye uğraştım. Yattığımda saat 7:30'du. Sabah da erkenden hortladı, her zamanki gibi. Ben dayanamıyorum o nasıl dayanıyor anlamıyorum. Kayıp giden düzenimizi geri getirsem iyi olacak galiba. O zaman da uğraşıyordum uyusun diye ama daha mutlu daha huzurluydum. Ne zaman yatacak, ne zaman kalkacak tahmin edebiliyordum en azından.
Bir süredir hep aynı uyku muhabbetini yapıyorum farkındayım ama en büyük derdim bu, mazur görün.
Begüm'ü babaanneye gönderdim biraz uyurum diye ama nafile. Döndüm durdum bir saniye uyuyamadım. Ben de kalktım, 'Aklımdaki işleri halledeyim bari.' dedim. Önce evi sildim, süpürdüm, pakladım. Sonra ne zamandır aklımda olan ama el atamadığım buzdolabına el attım. Uzun zamandır bekleyen erikleri, elmaları ve içi geçmiş kararmaya yüz tutmuş muzları değerlendireyim dedim. Eriklerden reçel, elmalardan turta, muzlardan da kek yapmaya karar vermiştim zaten önceden. Tarifleri açtım. Eriklerden başlayayım dedim ama erikler sizlere ömür. Çok da merak ediyordum erik reçelini. İçimde kaldı. Artık pazardan alıp yapacağım haftaya. Ben de elmalı turtaya geçtim. Bir güzel karıştırdım malzemeleri. Sıra geldi una. Un da üst dolapta. O dolap da üşengeçliğimden sıkış tepiş. Elimi attım una, çektimm ve olan oldu. Unun altındaki tuz paketi cumburlop benim hamur lmaya ramak kalmış karışımımın içine. Sadece düşmüş olsa iyi. Çarpmanın etkisiyle bir de patladı, bir miktar tuz da karışın içine karışıverdi. Ben yıkıldım tabi. Neyse döküp baştan başladım. Bu sefer kazasız belasız atlattım. Muzlu keki de yaptım. Fırındalar pişiyorlar. :)
Aslında bugün amacım kitap fuarına gitmekti.Kendimi ona odaklamıştım ama kısmet değilmiş. Zaten elimde okunacak bir sürü kitap var yenilerine hiç gerek yok. Mu acaba? Yoksa aklımdaki bir kaç kitabı da alıp sırayı genişletsem mi? En iyisi genişleteyim. Kitap iyidir. Okunmasa bile dekor olarak kullanılır. :)
İşte böyle... Bu cumartesi de evde geçti. Fırındakiler de pişti sayılır. Şimdi de el işlerine mi el atsam napsam? :)

3 Ekim 2011 Pazartesi

Uykusuz Her Gece...

Bir-iki hafta önce, uzun zaman sonra ilk kez yağmur yağdı. Meğer o yağmur sonbaharın habercisiymiş. Antalya'ya sonbahar geldi. Bahar ve sonbahar. Antalya'nın en yaşanılabilir mevsimleri sanırım. Gündüzleri hala sıcak ama klimasız da durulabiliyor. Kavurucu sıcak değil yani. Geceleri ise serin. Yağmurlardan sonra gün boyu cam kapı açık evde. Yaz boyu klimadan havasız kalmış evim için ve bu durumdan nefret eden benim için mükemmel bir durum bu.
Hava serin, geceleri daha serin. Uyumak için mükemmel zamanlar. Kapıyı aç, camı aç, serin serin uyu. Ama gel gör ki öyle olmadı. O yağmurlardan beri doğru dürüst uyku uyuyamadık ailecek. Begüm'ün uyuması en erken 22:30 oldu. Geç halini düşünün. Geceleri de uyanıyor. Sabahları da açılan okulların etkisiyle, gerek yakınlardaki okulların zil sesinden, gerek üst kattakilerin koştura koştura basamakları inmesinden 8:00 bilemedin 8:30da uyanıyor. Uykusunu alamıyor ve haliyle huysuz oluyor.
Anne cephesine bakalım:
Anne Begüm'ü uyutmak için gecenin bilmem kaçına kadar cebelleşiyor. Gece uyanan Begüm'ü uyutmak için cebelleşiyor. Sonra bir de kendini uyutmak için cebelleşiyor.
Baba cephesine bakalım:
Geç yatıyor. Belki biraz zorlanarak uyuyor. Uyuyor, uyuyor. Sabah güç bela kalkıyor. 'Gece Begüm uyandı mı?' diye soruyor. 'Ben geceleri uyuyamıyorum artık.' diyen anneye 'Valla ben de!' diyor!

Aaaah, ahh...
Bünye klimaya mı alıştı n'aptı bilmiyorum ki...
Allah uykulu gecelerimizi geri getirsin, kimseyi de uykusuz bırakmasın.. Zor, çok zor....

25 Eylül 2011 Pazar

Mutlu Son!!

Evet, yaptım! Başardım! Sonunda başardım! Hamileliğimin 8. ayında başlayan laneti sonunda üzerimden attım. Şeytanın bacağını kırdım. Her ne kadar üç ay sürse de 1,5-2 sene sonra ilk kitabımı bitirebildim.Yazın başında başladığım Tarık Buğra'nın Küçük Ağa romanını dün akşam itibariyle bitirmiş bulunuyorum.
Kitap süründü resmen elimde. Ben okumaya başladığımda sıfır bir kitaptı, daha önce kimse okumamıştı. Şimdi ise sanki 3 kişinin elinden geçmiş gibi. Bütün yaz boyunca okuyayım, bitireyim diye her yere götürdüm kitabı. Yazlığa, denize, misafirliğe, alışverişe gittiğimde genelde yanımdaydı. Hatta, elim boş olur, Begüm'e bakan çok olur diye bayramda Eskişehir'e bile götürdüm. Orada kesin bitirme planlarım vardı. Ama kısmet dün akşamaymış.
Sıkıcı bir kitap değil, anlatımı akıcı genel olarak, rahat okunuyor. Ama onu da yapayım, bunu da yapayım sonra okurum, yatarken okurum deyince gün içinde okunmuyor. Zaten Begüm varken okuma ihtimalim bile yok. O uyuyunca da evin işiydi gücüydü, okuma saati yatma zamanına kalıyor. 'Aman bugün yorgunum yarın okuyayım.' lar da baya bol olunca kitap üç ayda anca bitiyor. Hele o son 15-20 sayfa uzadı da uzadı. Neyse canım buna da şükür. darısı diğerlerinin başına.
Alttaki resim de de yıllanmış kitabımızı görüyorsunuz.


Bu arada beyaz çikolatalı muffin yaptım. Yapmadan önce çikolata tadı gelir mi gelmez mi diye sürüncemede kaldım ama güzel oldu. Tadı şahane. Beyaz çikolatanın tadı geliyor, ama çok yoğun değil. Benim gibi 'Yapsam mı, yapmasam mı?' diye düşünenlere tavsiye ederim. Konuyla alakasız oldu ama yazmak istedim :)

26 Temmuz 2011 Salı

Üşeniyorum...

Çok üşengeçim bu aralar.
Yazmadığım şu dönemde çok şey oldu, çok şey yazasım var ama üşeniyorum.
Uzun zamandır gezinmedim bloglardan birazını gezdim, yorum bırakmaya üşendim.
Hatta bazı bloglara bakmaya bile üşendim.
Yemek yapmaya üşendim.
Evi temizlemeye üşendim.(Durum çok vahim değil neyseki :) )
Karnım acıktı ama kalkıp birşeyler atıştırmaya üşeniyorum.
Şu kısacık yazıyı yazarken bile tuşlara basmaya üşeniyorum.
Çok vahim durumdayım sanırım. :)


4 Temmuz 2011 Pazartesi

Bugün...

Bir iki yemek blogu gezdim. O güzellikleri görünce canım pasta istedi yine.(İşte bu yüzden yemek blogu gezmeyi sevmiyorum, ama bir yandan da gezmek için içim içimi yiyor. Bu nasıl bir kısır döngüdür.) Zaten en zamandır istiyorum şöyle güzel bir yaşpasta yemeyi. Ama yapması zahmetli geliyor bana. Kektir, kurabiyedir neyse de pastanın kreması falan uğraştırıyor beni. Hele son denememin, baharın ilk güneşli cumartesilerinden birini evde geçirmeme sebep olduğunu düşünürsek, hiç bulaşmayım daha iyi. Yakınlarda güzel pasta yapan biryerler de yok. Kaldım yine böyle.
Dün Begüm'ün kuduz aşısının ikincisini yaptırdık. Bugün bütün gün uyudu desem yalan olmaz. İki- üç saat anca uyanık kaldı. Onda da hep uyuma isteğindeydi zaten. 'Nenni' dedi durdu. Korktum aşıdan dolayı birşey mi oldu diye. Az önce eşimle konuştuk. Aşının yan etkisiymiş. Bir veterinerle konuşmuş. Adam kendine yaptırmış. İkinci doz sersemletmişti beni demiş. İçim rahatladı.
Begüm uyandı sonunda. Ben kaçar...

1 Temmuz 2011 Cuma

Uysal Kedi- Vahşi Kedi


İki gün önce, sık gittiğimiz balık restoranına gittik yine. Nezih bir yer. Geniş bir bahçesi, çeşit çeşit ağaçları, yemek yiyen müşterilere sırnaşan kedileri var. Tam sırnaşmak değil aslında; bir iki parça balık atsınlar diye, miyavlayama eşliğinde yemek yiyenlerin gözünün içine bakma. Herhangi bir saldırma, sürtünme, temas durumları yok kesinlikle.
Normalde tek başımıza otururuz ama dün masamız biraz kalabalıktı. Begüm de nedendir hala anlayamadım ama biraz huysuzdu. Bıraktığın yerde iki saniye durmuyordu. Sanırım herşey de bu hareketlilikten başımıza geldi.
'Açlıktan mı acaba bu huzursuzluk?' diye düşünerek ve de ortalığı biraz gererek masaya birşeyler getirttim. Gelenlerle Begüm'ü oyalamaya çalışırken de yemekler geldi zaten. 'Onu mu yer, bunu mu yer?' diye Begüm'e binbir çeşit sundum ama nafile.eline geçeni yere atıyor. Ben de Begüm'ü kucağımda zaptetmeye çalışıyorum. Nedense mama sandalyesi istemedik, hoş istesek de durmayacaktı. Neyse baktım olmayacak indirdim yere kuzuyu. gezinirken, yanımdan geçerken ağzına balık tıkmaya çalışıyorum. Bazıları hedefe ulaşıyor, bazıları geri tepiyor. Sonra Begüm kuzu 'Çatalı ver!' buyurdu. Normalde çatalla dolanmasına müsade etmem ama o anın yorgunlu ve biraz olsun rahatlama dürtüsüyle verdim eline çatalı, taktım ucuna balığı. Yedi bir güzel. Bir daha taktım, yedi. Birkaç denemeden sonra çatal ucuna takılı balıkla dolanmaya başladı. Bu arada etrafımıza da kediler doluştu. Benim hayvan delisi kızımda kedilerin yanına uçtu hemen tabi. Elinde çatalla. Biraz bakındıktan sonra önce çatalın tersiyle yemek yiyen kedinin sırtına indirmiş bir tane, bakmış tepki yok bu sefer çatalı kedinin karnına batırıvermiş. Batırmasıyla da patiyi yemesi bir olmuş tabi. (Ben kediyle muhatap olduğu kısımları görmedim çünkü masanın diğer ucundaydım.)
Ağladı azıcık. Hemen masada hazır bulunan alkolden döktük eline. Çok ağlamayınca da önemsemedik. Sonradan içimize kuşku düştü birşey olurmu diye. Begüm'ün doktorumu ve birkaç doktoru aradık. Veterineri aradık. Herkes aşı yaptırın dedi. Hastaneye gittik. Ertesi gün intaniyenin görmesi gerekiyormuş. İntaniyeye gösterdik ertesi gün. Karar aynı: Aşı
Başladık aşılarımıza. Dün ilk dozu aldık. Kedi sahipliyse üç, sahipsizse beş doz yapılıyormuş. Biz 0,3 ve 7. günlerde olmak üzere üç doz yaptıracağız.
Ateş yapabiliyormuş. Yaptı da. 40a kadar çıktı ateşi. Calpol fayda etmedi. Fitildi, ibufendi, ılık banyoydu derken düşürdük ateşini. Şimdi iyi, ateş falan yok. Diğer dozlarda bu kadar olmuyormuş sanırım.
Bu yazıdan çıkarılacak sonuç: Anneye mola yok! Aksi takdirde bizim vahşi kedi daha ne uysal kedileri zıvanadan çıkartır Allah bilir.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Neredeyse bir ay olmuş yazmayalı. Okadar uzun zaman ayrı kalmışım ki, nereden başlasam ne yazsam toparlayamadım. Hatta bu süre içinde neler yaptık onu bile tam hatırlayamıyorum.

Herşey Eskişehir'e gitmemizle başladı. Gez-toz, Begüm'le uğraş derken bloga tek kelime yazamadım. Sonra döndük evimize. Adapte ol, evi temizle, iş-güç derken burada da dokunamadım bloga. Son zamanlarda da Begüm'ün düzeni o kadar allak bullak oldu ki değil bloga, kendime bile zaman ayıramaz oldum. Başta Begüm olmak üzere herşey normale döner umarım.

Makyajsız, bakımsız, yorgun ve de solgun anne- şu fotoğraflardan nasıl kaçsam diye düşünen Begüm.




Eskişehir'e gidip de çiğbörek yemeden dönmek olmazdı.




Anenin yeni saçları. Eski hali de iyiymiş, kesimini o tarz birşey yaptırsaydım keşke. Neyse artık uzasın bir dahakine. Balyaj da yaşlı göstermiş sanki biraz. Sizce?? (Aklıma gelen heryerde bu soruyu soruyorum yalnız :) Sanırımnezaketten kimse 'Evet yaşlı göstermiş.' demedi şimdilik.:) )



Ve son olarak yerlerde sürünen Begüm.

Özlemişim buraya yazmayı, yazınca anladım. devamı en kısa sürede gelir umarım. :)

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Kırıntılar

Yüzüme bir gülümseme yerleşmesine neden olan, ileride hatırlamak isteyeceğim ufak tefek olaylar:
  • Evdeyiz. Begüm'ü uyutmaya odasına götürdüm. İki dakika sonra birşey almak için oturma odasına döndüm. Begüm kucağımda. Babası televizyon izliyor. Begüm babasına bakarak:
              - Ha-haaa!

  • Eskişehir'deyiz. Anneannem, annem, Begüm ve ben evdeyiz. Anneannem dedemden bahsediyor 'Hacı şöyle yaptı, hacı böyle dedi.' diye. Begüm de kendi halinde takılıyor. Sonra Begüm Gayet açık ve net bir şekilde 'HACII' diyiverdi. Önce bakakaldık, sonra koptuk. Sonraları tekrar söylemesi için çok uğraşmamıza rağmen bir daha duyamadık.


  • İki haftalık Eskişehir ziyaretimizden sonra babiş bizi almaya geldi. Saat 23:00 civarı. Begüm uyuyor. Sonra rutin uyanmalarından birini gerçekleştirdi. Ben yanına gittim. Babiş de peşimden geldi. Yatağın kenarına uzandı, sessiz sessiz kızını izleyecek. Begüm hissetti mi naptı bilmiyorum, gözlerini açıverdi. Babasını karşısında görünce hasret dolu seslerle babişine sarılıverdi. Daha önceki uzun ayrılığımızda Begüm tarafından hatırlanamayan babiş de havalara uçtu.
  • Yine aynı ziyaret sırasında Begüm, baba-dede-telefon arsında kavram karmaşası yaşadı. Devamlı 'Dede' kelimesini duydugundan ve telefona bakarak 'Babasııı', 'Begüm'ün babasııı', 'Alo, babiiişş' diye konuştuğumuzdan, Begüm telefona baba, babasına da dede demeye başladı. Bu yaklaşık bir hafta sürdü. Babiş duruma isyan etti, 'Babayım ben kızım, dede değil.' diye durumu düzeltmeye çalıştı. Anne de Begüm babasına her dede dediğinde kahkahaya boğuldu, dalgasını geçti. 
  • Begüm'ü parka götüreceğim. Bebek arabası, arabanın bagajında. Çıkarmak için Begüm'ü sürücü koltuğunun yanındaki koltuğa oturttum. Oyalansın diye de eline arabanın anahtarını verdim.(bayılır arabanın anahtarına.) Bir yandan 'Düşer mi acaba?' diye düşünerek tetikte duruyorum, bir yandan konuşuyorum 'Sakın kıpırdama!' falan diye, bir yandan da arabayı çıkarmaya çalışıyorum. Bir tıkırtı geldi. 'Allah, düştü galiba!' diyerek, 'Ama sesi de çıkmıyor hiç?' diye düşünerek (tabi bunlar saliseler içinde gerçekleşen düşünceler) açık kapıya zıplayıverdim. Begüm Hanım sürücü koltuğuna geçmiş, direksiyona da yapışmış.(Araba delisi Begüm'den beklenmeyecek bir davranış değil aslında.) Bir yandan 'Ohh!' dedim, bir yandan Begüm'e kızdım 'Annecim, kıpırdama demedim mi ben sana!' diye. Ama yüzümdeki gülümsemeyle beni pek ciddiye aldığını zannetmiyorum.

8 Mayıs 2011 Pazar

Anneler Gününüz Kutlu Olsun!!

Başta annemin, sonra benim :) ve sonra tüm annelerin anneler günü kutlu olsun. Tüm annelere bebişleriyle (kaç yaşında olursa olsun) uzun uzun seneler diliyorum.

14 Nisan 2011 Perşembe

Memleketimden İnsan Manzaraları: Bizim Ev

Aklımda bir sürü şey vardı yazacak. Ama hiçbiri aklıma gelmiyor şimdi.
Dün gece Begüm uyumadı hiç. İkinci uykusunu uyuduğunda zaten çok geç olmuştu. Gece uykusuyla birleştirir demiştim. Başta öyle gibiydi ama sonradan bir uyandı, pir uyandı. Ağlayarak uyandı ama ne ağlamak. Susturamadık bir süre. Oda oda gezdik, oyuncaklar, yiyecekler derken çığlıklar mızıldanmaya dönüştü ve kesildi. Tam da yeni yatmıştık, ikimizde ayaklandık tabi. 1-1,5 saatlik oyalanmadan sonra güç bela uyuttum. Gece 4 gibi tekrar. Yine ağlayarak uyandı. Söylenmemin de etkisiyle ağlamanın şiddeti arttı. Yine baba ile birlikte ayaktayız.Gezdik, oynadık yarı ağlamaklı. Babaya devretsem ona da gitmiyor. Köpek dişlerini bekliyoruz bu aralar. Ağrısı var herhalde diye ağrı kesici içirdik güç bela. Sever normalde, pembe pembe, löpür löpür götürür ama bu sefer istemedi. Oynadık, arada uyuma denemeleri yaptık, başarılı olamadık, yine oyuna döndük. Saat 06:40'ta kuzu uyudu ve ben de yatağıma döndüm.


Sabah 8:30 da tekrar uyandı. Gittim yanına, birlikte odasındaki koltukta uyuduk. 9:30 a kadar. Uzunca bir süredir uyku saatlerimiz kaymış durumda. Geç yatıyoruz, geç kalkıyoruz. Yine uzunca bir süredir emerek uyumaya dönmüş durumdayız. Eskişehir dönüşü bu durumları düzeltebilmeyi planlıyordum ama diş olayı bozdu herşeyi. Uyku saatlerini düzenleyip pilatese başlamayı da düşünüyordum. O da askıya alındı sanıyorum Ya da uyku saatlerini, uyuma şeklini düzenlemeyi düşünmeyip kendi işima bakacağım. Kendime göre ayarlayacağım spor saatini, Begüm'ü de babaanneye bırakacağım, kendime zaman ayırabildiğim için rahatlayacağım biraz. (-mı acaba??)
Çok bakımsızım bu aralar. Ellerim kurudu, tırnaklarım uzadı. Krem sürmeye bile üşeniyorum. Saçlarıma şekil vermiyorum. Yıkıyorum, çıkıyorum. Kendi kendine nasıl kurusa öyle kullanıyorum. Dışarı çıkarken makyaj yapmıyorum. Saldım yani. Havalardan mıdır nedir?
Begüm'e karnabahar yedirdim bugün. Önce küçük bir parçayı verdim eline yesin kendisi diye. Yemek istemedi. Sonra çiçek kısımlarını minik minik kopardım öyle verdim. Çerez gibi löpür löpür götürdü. :)Benim açımdan çok zevkliydi. Hapır hupur yediğine göre o da zevk aldı. Arada patates, havuç da kakaladım. Patatesleri yedi ama havucu yemedi.
Radyo Eksen dinliyorum şu anda. Müzik tarzları bana hitap ediyor. Uzun zamandır dinlemediğim parçaları dinledim. Mutlu oldum.
Bizim evden insan manzaraları böyle işte...
Birkaç Antalya fotosu ekleyeyim de canımız deniz çeksin.
Yaklaşık bir ay öncesi. İnsanlar denize giriyor.
Bu da fırtınada karaya vurmuş gemi.
Resimlere bakarken yakın çekim hallerimi gördüm. Daha fazla gecikmeden göz çevresi kremlerine başlasam fena olmayacak. Kırışıklıklar başlamış. Yaşlanıyorum :(

29 Mart 2011 Salı

The One!

Aslında herşeyi ayrıntılı ayrıntılı yazabilmeyi isterdim ama pek fazla zamanım olduğunu düşünmüyorum, çünkü Begüm her an uyanabilir.
Şu anda (yine:) ) Eskişehir'deyiz. Pazar günü geldik. Normalde uzun zamana yayacağımız işlerimizi de kısa zamana, hatta bir güne sığdırdık. Bu sessizliğin sebebi de o.
Cuma günüydü Begüm'ün doğum günü, ama babiş de rahat olsun, fotoğraflar da gün ışığında daha güzel çıksın diye cumartesi kutladık. Aile arasında ufak bir tören yaptık. Aksilikler peşimi bırakmadı, yapmak istediklerimin çoğunu gerçekleştiremedim. Ama sonuç olarak mumu üfledik :)
Cuma sabahı Begüm'ü aşıya götürdük. Sağlık ocağımız da aile hekimi uygulamasına geçmiş. Doktorumuzu hemşiremiziöğrendik. Hemşiremiz komşu çıktı. Yan apartmanda oturuyormuş. İki  oğlu var. Biri Begüm'le yaşıt-mış-, bir ay büyükmüş. Hemen karşılaştırma olaylarına girildi tabi. Pk sevmem. Geniş ve rahat bir insan olduğun için de pek takılmam aslında böyle şeylere, ama insan bir noktada 'Acaba?' diyor. Ama sonuçta her çocuk farklı, herşeyi farklı zamanlarda yapıyor olabilir değil mi? (Diye de rahatlatayım kendimi.)
Neyse yaptırdık aşımızı iki koldan da. Biraz ağladık ama,olsun o kadar. İkinci aşıyı yaptırırken üst komşumuz da aşıya geldi. Onu görünce daha kısa sürdü ağlaması. Biraz ateş yapabilir dedi hemşire hanım ama yapmadı.
Cumartesi sabah da doktora götürdük, rutin kontrole. Nedim Bey herzamanki cümlesini sarfetti:
-Hayırdır siz niye geldiniz? Hastamısınız yoksa?  :)
-Rutin kontrole geldik.
-Ooo, oldu mu o kadar ya?
- Yaa, zaman çabul geçiyor. :)
Rutin kontrollerimiz yapıldı. Sorularımızı sorduk, cevaplarımızı aldık. İlaçlarımız reçete edildi ve bittiii.
Çok sönük, zevksiz ve içeriksiz bir yazı oldu farkındayım. Bir sonraki postlarda telafi edeceğim umarım.
Fotoğraf da yok, çünkü makine Begüm'ün uyuduğu odada.
Evet, bende bahane de çok :) İdare edin beni bu seferlik artık :)

22 Mart 2011 Salı

Doğum Günüm...

Bugün benim doğum günüm. Ama Begüm'ün doğum günü hazırlıklarıyla uğraşmaktan kutlamaya fırsatım olmadı. Bu zamanandan sonra da çok kutlayasım gelmiyor o da ayrı konu. Zaten genelde doğum günlerimi kutlama havasında olmuyorum, nedense?
Begüm'ün doğum gününü aile arasında, ufak bir törenle kutlamayı düşünüyoruz. Biz bize olacağız aslında, öyle çok şaşaalı olmasına gerek yok ama insan özeniyor. Ne de olsa ilk doğum günü kuzucuğumun. O da olsun, bu da olsun. Bakalım nasıl olacak. Şimdiden çok heyecanlıyım.

15 Mart 2011 Salı

Demokrasilerde Çareler Tükenmez!!

Blogspot kapatılmış olsa da, Wordpress'e geçiş yapmış olsam da tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanı. Döndük kürkçü dükkanımıza. Mutluyuz :)
Haftasonu Side de bir otelde kaldık. Kış sezonu olmasına rağmen tamamen doluydu otel. Sezon dolayısıyla fazla aktivite yoktu ama kalabalık bir grup olunca pek de sıkılmadık.
Havuza girdik. Begüm'ü de soktuk. Suyu görünce dayanamadı kendini arabasından atmaya kalktı kuzucuk. Biz de 'Girsin bari.' dedik. Ama hata mı yaptık bilmiyorum. İki gündür sabahları gözünde çapaklanma oluyor. Çok fazla değil ama insanın aklını kurcalıyor. Daha önceden yoktu öyle birşey. Yarın da olursa doğru doktora... Aklımıza da geldi aslında ama onun o heyecanını görünce dayanamadık. Off birşey olmaz inşallah!!!

Bu postu da taaaa ayın yedisinde yazmışım, yarım kalmış. Bilgisayara resimleri atmadığımdan, posta da ekleyemeyeceğim için tamamlamamıştım. O zamandan sonra da bir önceki postta bahsettiğim sebeplerle bloga elimi sürmedim, süremedim. Kısmet bu güneymiş. Resimleri attım mı bilgisayara? Hayır, hala atmadım. :) Atayım da postun beklediğine değsin bari. :) Ama devamını getiremeyeceğim yarım kalsın post.
Bu arada korktuğum olmadı, Begüm'ün gözündeki çapaklanma kendiliğinden geçti. Doktora gitmeye de gerek kalmadı.