Eskişehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eskişehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2011 Salı

İşte Geldim Buradayım...

Evet, hala buradayım. Uzun sessizliğin sebebi bayram ve uzattığımız tatil. Eskişehir'deydik. Yedik, içtik, soğuk olmasına rağmen gezdik. Sayıyla belirttiğimde uzun bir süre olmasına rağmen zaman çabucak geçiverdi. bir baktık dönüş günü gelmiş. Her zaman pazar dönerdik. Bu sefer benim işlerim nedeniyle perşembe dönmek zorunda kaldık. Bu sebeple günler de birbirine girdi. Çarşamba oldu cuma, perşembe oldu pazar.
Ve evimizdeyiz...
Koşturmacaların ardından ancak oturabildim bilgisayarın başına. Sanırım yazmayı da unutmuşum. :)
Neyse diğer postlar daha uzun olur umarım. :)
Biraz da resim ekleyip durumu kurtaralım :)

 Bu yukarıdaki resimde ne yapıyordu hatırlamıyorum, şimdi de bir anlam veremedim. Kaloriferin üzerinde dışarıya bakıyordu.



 Yedi cücelerin huysuz olanı. Bu fotoğrafı çekene kadar göbeğim çatladı. Sadece bereyle bir fotoğraf istiyordum. Ama hanım kızımız istemeyince böyle bir fotoğraf çıktı ortaya.





15 Haziran 2011 Çarşamba

Neredeyse bir ay olmuş yazmayalı. Okadar uzun zaman ayrı kalmışım ki, nereden başlasam ne yazsam toparlayamadım. Hatta bu süre içinde neler yaptık onu bile tam hatırlayamıyorum.

Herşey Eskişehir'e gitmemizle başladı. Gez-toz, Begüm'le uğraş derken bloga tek kelime yazamadım. Sonra döndük evimize. Adapte ol, evi temizle, iş-güç derken burada da dokunamadım bloga. Son zamanlarda da Begüm'ün düzeni o kadar allak bullak oldu ki değil bloga, kendime bile zaman ayıramaz oldum. Başta Begüm olmak üzere herşey normale döner umarım.

Makyajsız, bakımsız, yorgun ve de solgun anne- şu fotoğraflardan nasıl kaçsam diye düşünen Begüm.




Eskişehir'e gidip de çiğbörek yemeden dönmek olmazdı.




Anenin yeni saçları. Eski hali de iyiymiş, kesimini o tarz birşey yaptırsaydım keşke. Neyse artık uzasın bir dahakine. Balyaj da yaşlı göstermiş sanki biraz. Sizce?? (Aklıma gelen heryerde bu soruyu soruyorum yalnız :) Sanırımnezaketten kimse 'Evet yaşlı göstermiş.' demedi şimdilik.:) )



Ve son olarak yerlerde sürünen Begüm.

Özlemişim buraya yazmayı, yazınca anladım. devamı en kısa sürede gelir umarım. :)

29 Mart 2011 Salı

The One!

Aslında herşeyi ayrıntılı ayrıntılı yazabilmeyi isterdim ama pek fazla zamanım olduğunu düşünmüyorum, çünkü Begüm her an uyanabilir.
Şu anda (yine:) ) Eskişehir'deyiz. Pazar günü geldik. Normalde uzun zamana yayacağımız işlerimizi de kısa zamana, hatta bir güne sığdırdık. Bu sessizliğin sebebi de o.
Cuma günüydü Begüm'ün doğum günü, ama babiş de rahat olsun, fotoğraflar da gün ışığında daha güzel çıksın diye cumartesi kutladık. Aile arasında ufak bir tören yaptık. Aksilikler peşimi bırakmadı, yapmak istediklerimin çoğunu gerçekleştiremedim. Ama sonuç olarak mumu üfledik :)
Cuma sabahı Begüm'ü aşıya götürdük. Sağlık ocağımız da aile hekimi uygulamasına geçmiş. Doktorumuzu hemşiremiziöğrendik. Hemşiremiz komşu çıktı. Yan apartmanda oturuyormuş. İki  oğlu var. Biri Begüm'le yaşıt-mış-, bir ay büyükmüş. Hemen karşılaştırma olaylarına girildi tabi. Pk sevmem. Geniş ve rahat bir insan olduğun için de pek takılmam aslında böyle şeylere, ama insan bir noktada 'Acaba?' diyor. Ama sonuçta her çocuk farklı, herşeyi farklı zamanlarda yapıyor olabilir değil mi? (Diye de rahatlatayım kendimi.)
Neyse yaptırdık aşımızı iki koldan da. Biraz ağladık ama,olsun o kadar. İkinci aşıyı yaptırırken üst komşumuz da aşıya geldi. Onu görünce daha kısa sürdü ağlaması. Biraz ateş yapabilir dedi hemşire hanım ama yapmadı.
Cumartesi sabah da doktora götürdük, rutin kontrole. Nedim Bey herzamanki cümlesini sarfetti:
-Hayırdır siz niye geldiniz? Hastamısınız yoksa?  :)
-Rutin kontrole geldik.
-Ooo, oldu mu o kadar ya?
- Yaa, zaman çabul geçiyor. :)
Rutin kontrollerimiz yapıldı. Sorularımızı sorduk, cevaplarımızı aldık. İlaçlarımız reçete edildi ve bittiii.
Çok sönük, zevksiz ve içeriksiz bir yazı oldu farkındayım. Bir sonraki postlarda telafi edeceğim umarım.
Fotoğraf da yok, çünkü makine Begüm'ün uyuduğu odada.
Evet, bende bahane de çok :) İdare edin beni bu seferlik artık :)

1 Şubat 2011 Salı

Uzuuun Eskişehir Yolculuğu

'Eskişehir'e gelince hep böyle oluyor. Bırak bilgisayarı açmayı, yanından bile geçemiyorum.
Antalya-Eskişehir yolculuk maceramıza devam edelim:
Ucakla yolculuk yaptığımızı söylemiştim. Antalya'dan Eskisehir'e direkt uçak yok, İstanbul aktarmalı yaptık yolculugumuzu.
Seyahatimizin Antalya-istanbul kısmı sorunsuz gecti. Sadece Atatürk Hava Limani'ndaki yogun hava muhalefeti nedeniyle uçağımız yarım saat rotarli kalktı. Öğle uykusunu -mecburen- uyumamasina rağmen Begum'un keyfi yerindeydi. Kendisine gösterilen ilgiden memnun, saga sola gülücükler dağıtıyordu. Yanimizdaki ve arkamizdaki yolcularla kendi çapında muhabbete başladı önce. Dikkatlerini cekince karşılıklı oyunlara donustu bu tek taraflı muhabbet.' diye yazmış ve bırakmışım taslak halinde, bitiremeden. Bunu da telefondan yazmıştım zaten. Eskişehir'e gidince bilgisayara ulaşmak pek mümkün olmuyordu zaten, bu sefer imkansız oldu. Devam edeyim kaldığım yerden.

İstanbul'a sorunsuz ulaştık. Havaalanında karnımızı doyurduk, ihtiyaçlarımızı giderdik. Bir yandan da gözüm monitörde, Eskişehir uçağını takip ediyorum. Bizimkinden önceki uçaklara, hatta bizden sonraki uçağa son çağırı yapılmasına rağmen, bize hala salonda bekleyin uyarısı görünüyordu. Ben yine de n'olur n'olmaz diye gittim uçağın kalkacağı kapıya. İyiki de gitmişim, ben gittikten birkaç dakika sonra uçağa almaya başladılar. Bindik uçağa, havalandık. İstanbul semaları, Bursa semaları derken geldik Eskişehir semalarına. Yavaş yavaş alçalmaya başladık. Alçaldık, alçaldık, alçaldık, sonra hooop yükseliverdik birden. Kafamdan senaryolar yazmaya başladım. Olumlu düşünüyorum. 'İzin vermediler herhalde, havada turlayacağız biraz.' diyorum kendi kendime. Ama yükseliyoruz da yükseliyoruz. Turlamak için insan bu kadar yükselmez. Sonra pilot beyimiz lütfedip açıklama yaptı: 'Hava şartları(sis) nedeniyle inemedik. On dakika sonra Atatürk Havaalanı'na iniyoruz.' Yürulmuşum zaten, bunalmışım.O on dakika on saat gibi geldi. Neyse indik, insanlar isyan etti. Bir süre bütün uçak yetkili aradık, amcalar teyzeler gösterilen yetkililerle tartıştı falan. Ben kenarda Begüm'le bekliyorum. Hanım yine ilgi odağı, kucaktan kucağa geziyor. Hatta bir ara görevli aldı, başka birine göstermeye gitti. Görüş alanımda, ama uzakta. Bilet iadesi almak için birilerinin beni yetkiiye götürmesini bekliyorum. Geldi birisi:
-Buyurun ben sizi götüreyim.
-Tamam ama ben kızımı alsam...
-Pınar Hanııımm...
Pıtı pıtı pıtı.. Begüm'e kavuştum.

Bilet iademizi aldım. Kuzenim beni almaya geldi. Bir gece onlarda kaldım. Ertesi gün trenle ver elini Eskişehir. Keşke Antalya-Eskişehir arasında da tren olsa. Kendi arabamızla bile gitmem trenle giderim. Çok rahattı. Koltuklar geniş. Restaurantı var. Kullanmadım hiç şimdiye kadar ama acil durumlarda kullanabilecegim tuvaleti var. Harika yani.
Begüm'ün trende de maceraları oldu tabi. Yakınımızda iletişime geçilmedik kişi kalmadı. İlk kez el salladı -arkadaki yakışıklı abi sağolsun. :) işini biliyor hanım. :) -
Biraz güç ve de uzun da olsa sonunda anneanne-dede ve Begüm'ü kavuşturduk :)
Uzun zamandır yazmayınca ne yazacağını da şaşırıyor insan. Bu kadar uzun bir post çıkıyor ortaya.
Bu yazının ana fikri şudur: Kış günü kalkıp da Eskişehir'e uçakla gitmeye kalkmayın. Gidemeyebilirsiniz. Başka ulaşım taşıtları deneyin. Zira birkaç gün sonra dayım İstanbul'a gidecekti. Uçakla. O da gidemedi.

16 Ocak 2011 Pazar

Bes Gundur Yollardaydim!!!

Tam olarak bes gün olmadı. Hatta bes gunün yakınından bile geçmedi bahsettigim zaman dilimi. Ama ben bes gündür yollardaymis gibi hissediyorum, o kadar yoruldum. Cuma gunü Eskisehir'e gitmek üzere yola çıktık. Esim bizimle gelemeyeceği için, otobüs yolculugu da Begum'le zor olacağı için uçak tercih ettik. Etmez olaydık, pişmiş tavuktan beter olduk.
Fazla zamanım yok. O yüzden maceranın devamı bir sonraki postta...

15 Eylül 2010 Çarşamba

Eskişehir'den bildiremedim

                            
Uzun ve çabuk geçen bir Eskişehir tatili oldu. Akraba ziyaretleri, iftar yemekleri, alışveriş derken bloga yazmayı bırak bilgisayarın başına oturamadım. Bir sürü şey birikti aklımda, bazıları silindi gitti.
Cuma gecesi sahurda Eskişehir'deydik. Cumartesi günü dedem bütün aileyi toplayıp bir iftar yemeği verdi. Genelde bayramlarda toplaşırdık böyle. Herkes birarada, gırgır şamata... Begüm ailenin en küçüğü olarak bütün ilgiyi üzerine topladı tabi. Yoğun ilgiden bunalıp biraz da mızırdandı hanımefendi. Duygusal anlar da yaşandı. Dedem bir konuşma yaptı  'Bu sene kendimi iyi hissetmiyorum', 'Hakkınızı helal edin.' cümlelerini içeren. Düşüncesi bile kötü. Eninde sonunda olacak ama yine de insan olabildiğince geç olsun istiyor. Allah uzun ömürler versin.
Çarşamba günü, malum, Eskişehir'de 'Çar-Pa' günü, yani çarşamba pazarı:) Annesinin her fırsatta mutlaka uğradığı Çar-pa'yla Begüm Hanım da tanıştı.Her zaman değil ama genellikle çok güzel şeyler bulabiliyorum Çar-pa'da. Mesela Begüm'ün ilk birkaç aylık kıyafetleri Çar-pa'dan. Annem oradan bir havlu almış, benzerinden bir tane daha istiyorum ama aynı kalitede bir havlu mağazalarda bulamadım henüz. Sonraa bir tunik aldım 10 TL'ye, kumaş ve de model olarak aynısını Koton'da gördüm.(Orada görünce sevindim tabi:) )Böyle bir yer işte Çar-pa. Begüm de baya bir zevk aldı pazar gezmekten. Kızımız pusetinde olan şebekliği yaptığı için, gelen geçen pek bir sevdi hanımkızımızı. Önüne gelene gülücük dağıtır, ayağını ağzına alır, kollar bacaklar kıpır kıpır zaten. Ama kazasız belasız atlattık pazar maceramızı da.
2 Eylül, Eskişehir'in kurtuluş yıldönümü. Biz de kendimizi sokağa attık yemekten sonra ama birz geç kalmışız. Marşlar eşliğinde geçen gondollara ve havai fişeklere yetişebildik. Begüm de ilk havai fişek gösterisini izlemiş oldu. O sırada uyuduğunu göz önüne alırsak izledi demek pek doğru olmaz aslında, korkuyla gözlerini açtı ve etrafı izledi diyelim.(Havai fişekler tam tepemizde patladı da) Sonra da uzun süre uyumadı :)
Sonraki günler iftara misafir alma, iftara misafirliğe gitme, bayram için alışverişle geçti. Bu alışverişlerden en karlı çıkan da Begüm oldu tabi ki. Annemle hızımızı alamayıp bir kaç tane bayramlık alıvermişiz kuzucuğuma. Bayramda her güne ayrı kıyafeti oldu hanımın.
İki hafta boyunca Begüm kucaktan kucağa gezdi durdu, ben de annelikten ufak çapta bir tatil yaptım. Sabahları Begüm uyandığında emziriyordum, sonra da Begüm hoop anneanne ve dedenin yatağına ya da kucağına transfer oluyordu. Ben de yarım kalan uykuma devam ediyordum. O zamanlar güzel oluyor ama dönünce eski düzene dönmek biraz zor oluyor, çabuk alışıyor insan uykuya. Begüm kucaktan kucağa, ordan buraya derken bir çok ilke de imza attı. Artık kuzucuk yatar pozisyondayken oturur pozisyona kalkmaya çalışıyor, tek kolunu üzerinde doğrulmaya çalışıyor. Doktorumuz her ne kadar oturtmayın dese de meraklı akrabaların oturtma denemelerine olumlu yanıt verdi. Kendi çapındaki yuvarlanmaları arttı.Göbeğinin üzerinde sağa sola 360 derece dönebiliyor. Değişik lezzetler de tattı: Salatalık, kavun, üzüm, erik...
Yemek konusunda anne de nasibini aldı tabi. İzmir'deki alışkanlığımzı Eskişehir'de de devam ettirdim: Her akşam dondurma. Arada boş geçen akşamlar da oldu tabi. Şöyle de kötü bir durum gelişti tabi, artık kendimi durdurmakta zorlanıyorum, tutmasan yarım kilo dondurmayı tek başıma bitirebilecek kapasiteye geldim yani. Önceden anneme kızardım hep, şimdi ben de onun gibi oldum. Dondurmaları löpür löpür götürünce, kiloda da değişim oluyor tabi. Doğumdan sonra herkes ''3-5 ayda verirsin, göbek möbek kalmaz.'' diyordu. Kimse benden böyle bir yeme performansı beklemiyordu tabi, ben bile beklemiyordum. Demek ki onca yıl içime atmışım, bir kez kilo alınca koyverdim gittim sanırım. Etraftakiler benim yeni halimden memnun aslında, ''Önceden bildiğin sıskaydın, şimdi iyi olmuşsun.'' diyen bile oldu. Ben ne kadar memnunum soran yok. Kıyafet alırken hiçbir şeyi yakıştıramıyorum kendime. Ama bunlar hep kardeşimin bedduaları biliyorum. ''Bir gün sen de benim gibi olacaksın.'' diyordu hep, sonunda oldu. Aslında olmam gereken kilomdayım ama alışık olmadığım için bana fazla geliyor. Bugünler de geçer elbet, eski kilomuza kavuşuruz. (Diye ümit ediyorum.)

27 Ağustos 2010 Cuma

Yolculuk var..

Bu akşam Eskişehir yolcusuyuz. Anneanneyle dedeyi ziyaret edeceğiz. Bayrama kadar oradayız yani bir süre Eskişehir'den bildireceğim. :)
Bu da ilk Eskişehir ziyaretimizden. Kırkı yeni çıkmıştı daha. Ne kadar büyüdüğü fotoğraflara bakınca anlaşılıyor. Ne kadar da minikmiş. O zamanlar hiç öyle gelmiyordu. :)
Bu da Kaş tatilimizden dönüşte. Ben şaşkını tatil boyunca fotoğraf makinesinin şarjıyla sorun yaşadığım için pek fazla fotoğraf çekememiştim. Tatilin en önemli kısımlarının hatıralarını resmedemedim. Hatırlarız imşallah. Mesela Begüm ilk tekne gezisini bu tatilde yaşadı.(Buraya yazayım da unutmayım:) )