15 Mart 2011 Salı

Açıldı, Açılacak!!

Wordpress'de mi devam etsem napsam bilemedim. Bazen açılmıyor blogum, 'Mahkeme kararıyla engellenmiştir.' yazıyor, şimdi de kumanda paneline falan girebiliyorum ama blogumu göremiyorum. Bu durumlar da benim yazma hevesimi tamamen bitiriyor. Zaten bilgisayar başına oturabildiğim zaman kısıtlı, onun sıkıntısını çekiyorum. Bir de böyle olunca iyice kopuyorum. Blogspotun açılacağına dair haberler var. Umarım birkaç güne açılır da herkes rahat bir nefes alır.
(Çok güzel şimdi de kaydımı yayınlayamıyorum! Uğraşacağm bakalım biraz.)

7 Mart 2011 Pazartesi

11. Ay

11 aylık Begüm:




■Ayakta, hiçbir yere tutunmadan daha uzun süre durabiliyor. Hatta tay tay yaparken biz ellerimizi çırptığımızdan o da ellerini çırpıyor.

■Yürüme konusunda da ilerleme kaydettik. Tek elinden tuttuğumuzda yürüyebiliyor. Bazen iki elinden de tutmamızı istiyor. İki elinden tuttuğumuzda yürüyüşü öncekinden daha dengeli ve hızlı.

■Hiçbir yere tutunmadan ayakta dururken yavaş yavaş eğilip oturabiliyor.

■‘Bay bay’, ‘Gel gel’yapıyor.

■‘Mama, meme, baba’ ve türevleri kelimeleri söylüyor. Sıkça da anlamadığımız sesler, kelimeler çıkartıyor.





■Yakın zamana kadar yemek konusunda sııkıntımız yoktu. Hapur hupur yiyordu herşeyi. Her yerde ‘Çok güzel yemek yiyor, herşeyi yiyor.’ diye diye nazar değdirdik sanıyorum. Bu aralar pek yemiyor. Özellikle kahvaltıda. Yarım yumurtayla azıcık peynir yerse ‘İyi yedi.’ diyorum. Umarım geçici bir durumdur.

■Emme konusunda sorunumuz yok. Hala emiyor.

■Bu aralar favori oyuncakları mandallar, kavanozlar. Matruşka hala ilgisini çekiyor. Mandalları doldurup boşaltmayı çok seviyor. Birbirine geçirmeye çalışıyor (ama henüz başarılı değil). Kavanoz kapaklarını kapatmaya çalışıyor. Düzgünce tutuyor ve takıyor.

■Kitapları seviyor. Sayfaları çevirip teker teker bakıyor.Resimleri ilgisini çekiyor, inceliyor. Karton sayfaları önceden de çevirebiliyordu, artık ince sayfaları da çevirebiliyor.





■Oyuncak saklamacaya bayılıyor. Topunu saklıyoruz. Bakıyor, gülüyor, hızlı hızlı emekleyerek gidiyor, buluyor.

■Mandallarla oynarken çamaşırlara tutturmaya çalışıyor.

■Kirli bezini eline aldığında ‘E-e’ diyorum. Bugün yine aynı şeyi yaptık. Ama bu sefer götürdü çöpe attı bezi. Tesadüf diyeceğim ama birkaç kez yaptı.

■Tam bir su kuşu. Havuzdan çıkaramadık bugün. Önce bebek arabasını havuza yakın, bizi görebileceği bir yere yerleştirip havuza girdik. Begüm bizi havuzda görünce kendini attı arabadan resmen. Biz de onu da aldık yanımıza. Üşür diye fazla tutmadık, çıkardık hemen ama yine durmadı. Çığlık kıyamet, kendini kucaktan atmaya çalışmalar… Fazla direnemedik soktuk yine havuza. Elleri kolları çırpa çırpa oynadı havuzda. Yazın denizden havuzdan çıkaramayacağız kendisini sanıyorum.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Sonunda Başardım!!!

Aylardır süren ve 5000 kez denememe rağmen sadece ikisinde başarıya ulaşmış olduğum yoğurt yapma maceram bir kez daha başarıya ulaşmış oldu. Önceleri hazır sütle yapmaya çalışıyordum, ama ya çok sulu oluyordu, ya da sütle yoğurt arasında birşey oluyordu. Sonra birkaç deneme de açık sütle yaptım. Sonuç yine hüsran oldu. Hatta sonuncu da olacağından emindim, kaloriferin üzerine koymuştum, ama sonuç değişmedi ve üç kilo süt heba oldu.
 Mayalama da başarılı olamamamın sebebi sanıyorum sütü fazla ılık mayalamaya çalışmam ve üstünü sıcak kalabilecek kadar sarmamam. Yani ben öyle düşünüyorum.
Dün tesadüfen karşıma Uzman TV çıktı. Önceden video izlemeye üşendiğimden yazılı metinleri okuyordum. Ama dün Uzman TV'den izledim yapımını ve önemli olduğunu düşündüğüm bir tüyo aldım.
Şöyle yapıyoruz:
Sütü kaynamattıktan sonra soğumasını bekliyoruz. İdeal sıcaklığa geldiğini anlamak için parmağımızla kontrol ederken yediye kadar sayıyoruz. Farklı bir kapta yoğurtla sütü iyice karıştırıyoruz, mayalayacağımız sütün içine ekliyoruz.Ben yaklaşık bir litre sütün içine bir yemek kaşığı kadar koydum. Sonra üzerini iyice sarıyoruz. Battaniye, kazak, havlu, mont ne gelirse elimize. Kaloriferin üzerine, yanına da koyabiliriz. 4-6 saat bu şekilde bekliyoruz. Bir gece de buzdolabında bekletince daha güzel oluyor diyorlar. Ben sabah yaptığım için o kadar fazla bekletmedim.
Bu kadar işte. Çok basit gibi görünüyor aslında. Basit de, zahmeti yok. Ama tutmayınca tutmuyor işte.
Bir yerde de tutması için bir damla limon suyu eklenebileceğini okumuştum ama hiç denemedim.
Ben çektim başkaları çekmesin. Ben site site gezmiştim, 'Nasıl yapılıyor?,' 'Nerede hata yapıyorum?' diye. Bana Uzman TV uğurlu geldi. Bu yazı da okuyanlara uğurlu gelir, yoğurtları tutar inşallah.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Pozitif-Negatif

Acilen pozitif enerjiye ihtiyacım var. Var mı atan, satan??
 'Birşey olsa da patlasam.' modundaydım. Oldu ama patlayamadım. Olmadık yerde patlamamak için bu negatifliği üzerimden atmam lazım. Ama nasıl??
Ooof offf...

15 Şubat 2011 Salı

10. Ay

Begüm'ün 10. ayıyla ilgili birşey yazmamışım. 10 ay 2 haftalık Begüm:
  • Gördüğü ve de canının istediği her yere, ellerini, bacaklarını, gerekirse dişlerini kullanarak tırmanıyor. Sanırım bir haftadır da çıktığı yerden inebiliyor. Geçenlerden bizim yataktan inerek beni acayip derecede şaşırttı. Yatağın üstündeki çocuk bir baktım yanımda...
  • Hiçbir yere tutunmadan ayakta durma yeteneğini geliştirdi. Daha uzun süre durabiliyor. Ama sadece ve sadece farkında değilken duruyor. Biz bırakırsak saniye dolmadan bırakıyor kendini yere. Biraz cesarete ihtiyacı var yani.
  • Elinden tutarak yürüyebiliyor. İşi biraz daha ilerletti. Tek elinden tutunca da biraz yürüyor.
  • Birkaç gündür yine dilini çıkarmaya başladı. 'Dilin nerde Begüm?' diyoruz.Bazen çıkarıyor, bazen de sağa sola kafa sallıyor hayır anlamında. Aslında o hayır demek değil bence. Ben sorarken kafamı sağa sola salladığım için sorunun cevabını kafa sallamak zannediyor sanırım :)
  • Evde çığlıklar arttı. İstediği birşey olmasın tiz bir sesle çığlık atıyor.
  • Dans etmeyi keşfetti. Müzik çıkınca ya kafasını sallıyor, ya da üst bedenini sağa sola çeviriyor. Bazen de el çırpıyor, biz o oynasın diye el çırptığımız için.
  • 'Cee-ee' oyunu oynarken artık cee'yi yapıyor. Yüzünü koltuğa yastığa göerek saklıyor, sorna açıyor.
  • Oyuncaklarla pek alakası yok bu aralar. Tek derdi çekmeceleri boşaltmak, kağıt-gazete yırtmak.
  • Yemek yerken kaşığı ağzına götürebiliyor artık. Ben yardım etmediğimde kaşıkta sadece çok az bir miktar kalıyor tabi.
  • Yemek yeme olayını abarttı bu aralar. Hele dün doyuramadık hanımı. Elimizde ne görse saldırıyor, vermeyince çığlık atmaya başlıyor. Yemekten ben patlar duruma geldim, o hala yemeye uğraşıyor. Böyle giderse yakında ' Bir Obez Nasıl Yetiştirilir?' başlıklı bir yazı dizisi yayınlamaya başlayabilirim.
  • Bir de bu ay gece uyanıp da uyuyamamalarımız başladı. Umarım tez zamanda geçer.

10 Şubat 2011 Perşembe

Parka Gittik, Eğlendik...

Pazar günü hava güzeldi, güneşliydi. 'Bu havayı değerlendirmek lazım.' dedim ve aldım Begüm'ü, doğru beach parka. Saldım Begüm'ü kumlara. Önce biraz çekindi. Kumlara elledi, hemen geri çekti elini. Sonra karıştırmaya başladı. Bulduğu taşlarla oynadı, yemeye çalıştı.
Sonra şu resimdeki köpek dadandı bize. :) Ben korkarım köpeklerden, genel olarak hayvanlardan. Görünce kaçıp yolumu değiştirmem ama, uzaktaki hayvanın yanına gidip de 'Ay ne şeker şeysin sen öyle' diye de sevemem, çekinirim. Bu köpek de Begüm'ü kestirdi gözüne. Gelip gidip oynamaya, yalamaya çalışıyor. Ben de yalamasın diye uğraşıyorum. Çekinmesem köpeği sevip okşayacağım, Begüm'e de sevdireceğim ama maalesef... Neyse bir deneme, iki deneme, üç deneme , beş deneme derken köpeğin sahipleri sonunda kalktılar. Ben de gittiler diye ilgilenmedim. Aldım elime makineyi fotoğraf çekmeye başladım. Köpek de koştura koştura bize doğru geliyormuş, iyice yaklaşınca farkettim. Ama elimde makineyle de tepki veremedim. Zaten kaşla göz arasında oldu herşey. Köpek Begüm'ün yüzünün sol tarafını yaladı geçti. Çocuğun kirpikler falan salya oldu. Sahibi geldi özür diledi falan. Sildim yüzünü, 'Önemli değil.' dedim. Sevecen hayvan napalım. Bizimki de hiç sesini çıkarmıyor. Ne ağlama, memnuniyetsizlik var, ne sevinç belirtisi. Şaşırdı çocuk, şaaşırdı. :)
Köpekten sonra biraz daha taşlarla kumlarla oynadık. Sonra parka gittik. Biraz sallandık. Baktım Begüm mayışıp gitti, bir tarafa devrildi salıncakta. 'Uykusu geldi bunun.' dedim. Eve geldik.
Güzel bir gündü...
Takip eden günler de hava güzel olunca hergün parka gitmeye başladık. Eşimin kuzenlerini de aldık yanımıza. Ablalarla sallandık, kaydıraktan kaydık, tahterevalliye bindik...

Evde bunalınca balkona çıkıp volta atmaktan daha çok zevk aldık. Zaten ufak çapta özgürlüğünü ilan etmiş durumda. Kucakta durmuyor pek. Ben de bırakıyorum sürünsün. :)

1 Şubat 2011 Salı

Uzuuun Eskişehir Yolculuğu

'Eskişehir'e gelince hep böyle oluyor. Bırak bilgisayarı açmayı, yanından bile geçemiyorum.
Antalya-Eskişehir yolculuk maceramıza devam edelim:
Ucakla yolculuk yaptığımızı söylemiştim. Antalya'dan Eskisehir'e direkt uçak yok, İstanbul aktarmalı yaptık yolculugumuzu.
Seyahatimizin Antalya-istanbul kısmı sorunsuz gecti. Sadece Atatürk Hava Limani'ndaki yogun hava muhalefeti nedeniyle uçağımız yarım saat rotarli kalktı. Öğle uykusunu -mecburen- uyumamasina rağmen Begum'un keyfi yerindeydi. Kendisine gösterilen ilgiden memnun, saga sola gülücükler dağıtıyordu. Yanimizdaki ve arkamizdaki yolcularla kendi çapında muhabbete başladı önce. Dikkatlerini cekince karşılıklı oyunlara donustu bu tek taraflı muhabbet.' diye yazmış ve bırakmışım taslak halinde, bitiremeden. Bunu da telefondan yazmıştım zaten. Eskişehir'e gidince bilgisayara ulaşmak pek mümkün olmuyordu zaten, bu sefer imkansız oldu. Devam edeyim kaldığım yerden.

İstanbul'a sorunsuz ulaştık. Havaalanında karnımızı doyurduk, ihtiyaçlarımızı giderdik. Bir yandan da gözüm monitörde, Eskişehir uçağını takip ediyorum. Bizimkinden önceki uçaklara, hatta bizden sonraki uçağa son çağırı yapılmasına rağmen, bize hala salonda bekleyin uyarısı görünüyordu. Ben yine de n'olur n'olmaz diye gittim uçağın kalkacağı kapıya. İyiki de gitmişim, ben gittikten birkaç dakika sonra uçağa almaya başladılar. Bindik uçağa, havalandık. İstanbul semaları, Bursa semaları derken geldik Eskişehir semalarına. Yavaş yavaş alçalmaya başladık. Alçaldık, alçaldık, alçaldık, sonra hooop yükseliverdik birden. Kafamdan senaryolar yazmaya başladım. Olumlu düşünüyorum. 'İzin vermediler herhalde, havada turlayacağız biraz.' diyorum kendi kendime. Ama yükseliyoruz da yükseliyoruz. Turlamak için insan bu kadar yükselmez. Sonra pilot beyimiz lütfedip açıklama yaptı: 'Hava şartları(sis) nedeniyle inemedik. On dakika sonra Atatürk Havaalanı'na iniyoruz.' Yürulmuşum zaten, bunalmışım.O on dakika on saat gibi geldi. Neyse indik, insanlar isyan etti. Bir süre bütün uçak yetkili aradık, amcalar teyzeler gösterilen yetkililerle tartıştı falan. Ben kenarda Begüm'le bekliyorum. Hanım yine ilgi odağı, kucaktan kucağa geziyor. Hatta bir ara görevli aldı, başka birine göstermeye gitti. Görüş alanımda, ama uzakta. Bilet iadesi almak için birilerinin beni yetkiiye götürmesini bekliyorum. Geldi birisi:
-Buyurun ben sizi götüreyim.
-Tamam ama ben kızımı alsam...
-Pınar Hanııımm...
Pıtı pıtı pıtı.. Begüm'e kavuştum.

Bilet iademizi aldım. Kuzenim beni almaya geldi. Bir gece onlarda kaldım. Ertesi gün trenle ver elini Eskişehir. Keşke Antalya-Eskişehir arasında da tren olsa. Kendi arabamızla bile gitmem trenle giderim. Çok rahattı. Koltuklar geniş. Restaurantı var. Kullanmadım hiç şimdiye kadar ama acil durumlarda kullanabilecegim tuvaleti var. Harika yani.
Begüm'ün trende de maceraları oldu tabi. Yakınımızda iletişime geçilmedik kişi kalmadı. İlk kez el salladı -arkadaki yakışıklı abi sağolsun. :) işini biliyor hanım. :) -
Biraz güç ve de uzun da olsa sonunda anneanne-dede ve Begüm'ü kavuşturduk :)
Uzun zamandır yazmayınca ne yazacağını da şaşırıyor insan. Bu kadar uzun bir post çıkıyor ortaya.
Bu yazının ana fikri şudur: Kış günü kalkıp da Eskişehir'e uçakla gitmeye kalkmayın. Gidemeyebilirsiniz. Başka ulaşım taşıtları deneyin. Zira birkaç gün sonra dayım İstanbul'a gidecekti. Uçakla. O da gidemedi.