1 Temmuz 2011 Cuma
Uysal Kedi- Vahşi Kedi
İki gün önce, sık gittiğimiz balık restoranına gittik yine. Nezih bir yer. Geniş bir bahçesi, çeşit çeşit ağaçları, yemek yiyen müşterilere sırnaşan kedileri var. Tam sırnaşmak değil aslında; bir iki parça balık atsınlar diye, miyavlayama eşliğinde yemek yiyenlerin gözünün içine bakma. Herhangi bir saldırma, sürtünme, temas durumları yok kesinlikle.
Normalde tek başımıza otururuz ama dün masamız biraz kalabalıktı. Begüm de nedendir hala anlayamadım ama biraz huysuzdu. Bıraktığın yerde iki saniye durmuyordu. Sanırım herşey de bu hareketlilikten başımıza geldi.
'Açlıktan mı acaba bu huzursuzluk?' diye düşünerek ve de ortalığı biraz gererek masaya birşeyler getirttim. Gelenlerle Begüm'ü oyalamaya çalışırken de yemekler geldi zaten. 'Onu mu yer, bunu mu yer?' diye Begüm'e binbir çeşit sundum ama nafile.eline geçeni yere atıyor. Ben de Begüm'ü kucağımda zaptetmeye çalışıyorum. Nedense mama sandalyesi istemedik, hoş istesek de durmayacaktı. Neyse baktım olmayacak indirdim yere kuzuyu. gezinirken, yanımdan geçerken ağzına balık tıkmaya çalışıyorum. Bazıları hedefe ulaşıyor, bazıları geri tepiyor. Sonra Begüm kuzu 'Çatalı ver!' buyurdu. Normalde çatalla dolanmasına müsade etmem ama o anın yorgunlu ve biraz olsun rahatlama dürtüsüyle verdim eline çatalı, taktım ucuna balığı. Yedi bir güzel. Bir daha taktım, yedi. Birkaç denemeden sonra çatal ucuna takılı balıkla dolanmaya başladı. Bu arada etrafımıza da kediler doluştu. Benim hayvan delisi kızımda kedilerin yanına uçtu hemen tabi. Elinde çatalla. Biraz bakındıktan sonra önce çatalın tersiyle yemek yiyen kedinin sırtına indirmiş bir tane, bakmış tepki yok bu sefer çatalı kedinin karnına batırıvermiş. Batırmasıyla da patiyi yemesi bir olmuş tabi. (Ben kediyle muhatap olduğu kısımları görmedim çünkü masanın diğer ucundaydım.)
Ağladı azıcık. Hemen masada hazır bulunan alkolden döktük eline. Çok ağlamayınca da önemsemedik. Sonradan içimize kuşku düştü birşey olurmu diye. Begüm'ün doktorumu ve birkaç doktoru aradık. Veterineri aradık. Herkes aşı yaptırın dedi. Hastaneye gittik. Ertesi gün intaniyenin görmesi gerekiyormuş. İntaniyeye gösterdik ertesi gün. Karar aynı: Aşı
Başladık aşılarımıza. Dün ilk dozu aldık. Kedi sahipliyse üç, sahipsizse beş doz yapılıyormuş. Biz 0,3 ve 7. günlerde olmak üzere üç doz yaptıracağız.
Ateş yapabiliyormuş. Yaptı da. 40a kadar çıktı ateşi. Calpol fayda etmedi. Fitildi, ibufendi, ılık banyoydu derken düşürdük ateşini. Şimdi iyi, ateş falan yok. Diğer dozlarda bu kadar olmuyormuş sanırım.
Bu yazıdan çıkarılacak sonuç: Anneye mola yok! Aksi takdirde bizim vahşi kedi daha ne uysal kedileri zıvanadan çıkartır Allah bilir.
24 Haziran 2011 Cuma
Problemler
Bir süredir blogumda hesap açarken bazı sorunlar yaşıyorum. Gerek kendi blogumda gerekse başka bloglara yorum bırakamıyorum. Çünkü hesabım açık görünmüyor. Her seferinde mail ve şifre yazmak gereken o ekranla karşılaşıyorum. Ayrıca kendi bloguma giriş yaptığımda, giriş sayfamı görüntülerken sağ üstte çıkan yeni kayıt- vırt- zırt yazıları yerine giriş yapın yazıları çıkıyor. Yani giriş yaptığım halde yapmamış görünüyorum.
Önce bu sorundan bloggerı sorumlu tuttum. Malum son zamanlarda kaybolan bloglar, kayıtlar, yorumlar çok sık olmaya başladı. Ben de yine bakım falan yapılıyor diye düşündüm. Ama bir değil iki değil. Sonra baktım herkes patır patır yorum yapıyor sağa sola. 'Demek ki sorun bende.' dedim ve bloggerin yardım konularına bakmayı akıl edebildim. Açtım yardım konularını. Oradan oraya, oradan oraya yönlendirildikten sonra beni bu durumdan kurtaracak talimatlara ulaşabildim. Ama gel gör ki onun tıkla dediği yerler benim bilgisayarda yok. Neyse allem ettim kallem ettim, bir şekilde normale döndürmeyi başardım. Hemen yazdım yazacaklarımı. Muradıma ermenin ve sorunu çözmeüş olmanın rahatlığıyla kapattım blogu, bilgisayarı. aradan birkaç gün geçti. Gün, bugün. Aynı sorun yine peyda oldu. Geçen sefer yaptıklarımı yapıyorum, yok olmuyor. Başka başka şeyler deniyorum, yine olmuyor. Sonra aklıma bilgisayara atılan format geldi. o zamandan beri bilgisayar bir değişik zaten. Kendi çapımda iyi kötü düzeltmiştim ama gücümün yetmediği şeyler varmış meğer. Aah ah yeğenler demişti 'Yaptırmayın o adama, iyice mahvediyor.' diye. Dinlemedik, beter olduk. Napalım idare edelim böyle, bir zaman tepemin tası iyice atar, o zaman daha iyi bir formatçıda formatlanır bilgisayar. Umarım. İnşallah.
Önce bu sorundan bloggerı sorumlu tuttum. Malum son zamanlarda kaybolan bloglar, kayıtlar, yorumlar çok sık olmaya başladı. Ben de yine bakım falan yapılıyor diye düşündüm. Ama bir değil iki değil. Sonra baktım herkes patır patır yorum yapıyor sağa sola. 'Demek ki sorun bende.' dedim ve bloggerin yardım konularına bakmayı akıl edebildim. Açtım yardım konularını. Oradan oraya, oradan oraya yönlendirildikten sonra beni bu durumdan kurtaracak talimatlara ulaşabildim. Ama gel gör ki onun tıkla dediği yerler benim bilgisayarda yok. Neyse allem ettim kallem ettim, bir şekilde normale döndürmeyi başardım. Hemen yazdım yazacaklarımı. Muradıma ermenin ve sorunu çözmeüş olmanın rahatlığıyla kapattım blogu, bilgisayarı. aradan birkaç gün geçti. Gün, bugün. Aynı sorun yine peyda oldu. Geçen sefer yaptıklarımı yapıyorum, yok olmuyor. Başka başka şeyler deniyorum, yine olmuyor. Sonra aklıma bilgisayara atılan format geldi. o zamandan beri bilgisayar bir değişik zaten. Kendi çapımda iyi kötü düzeltmiştim ama gücümün yetmediği şeyler varmış meğer. Aah ah yeğenler demişti 'Yaptırmayın o adama, iyice mahvediyor.' diye. Dinlemedik, beter olduk. Napalım idare edelim böyle, bir zaman tepemin tası iyice atar, o zaman daha iyi bir formatçıda formatlanır bilgisayar. Umarım. İnşallah.
20 Haziran 2011 Pazartesi
Deniz, Güneş, Kumsal...
Diğer yerler nasıl bilmiyorum ama buraya yaz resmen geldi. Saat 10'dan, 11'den sonra güneşe çıkmak pek akıl karı değil, güneş kavuruyor. Diğer saatlerde de pek serin olduğunu söyleyemeyeceğim. Henüz klima çalıştırmadım. Cam kapı açık oturuyoruz. Arada esiyor. Begüm günde 2-3 posta banyoya giriyor. Banyo demek ne derece doğru tam bilemedim şimdi, çünkü küveti doldurup havuz modunda banyo satleri geçiriyoruz. Hafta sonu da farklı değildi. Begüm suyla bütünleşti. Tek fark bu sefer musluk suyu değil deniz suyuydu bütünleştiği.
Bu fotolar da denize giden yoldan...
15 Haziran 2011 Çarşamba
Neredeyse bir ay olmuş yazmayalı. Okadar uzun zaman ayrı kalmışım ki, nereden başlasam ne yazsam toparlayamadım. Hatta bu süre içinde neler yaptık onu bile tam hatırlayamıyorum.
Herşey Eskişehir'e gitmemizle başladı. Gez-toz, Begüm'le uğraş derken bloga tek kelime yazamadım. Sonra döndük evimize. Adapte ol, evi temizle, iş-güç derken burada da dokunamadım bloga. Son zamanlarda da Begüm'ün düzeni o kadar allak bullak oldu ki değil bloga, kendime bile zaman ayıramaz oldum. Başta Begüm olmak üzere herşey normale döner umarım.
Herşey Eskişehir'e gitmemizle başladı. Gez-toz, Begüm'le uğraş derken bloga tek kelime yazamadım. Sonra döndük evimize. Adapte ol, evi temizle, iş-güç derken burada da dokunamadım bloga. Son zamanlarda da Begüm'ün düzeni o kadar allak bullak oldu ki değil bloga, kendime bile zaman ayıramaz oldum. Başta Begüm olmak üzere herşey normale döner umarım.
Makyajsız, bakımsız, yorgun ve de solgun anne- şu fotoğraflardan nasıl kaçsam diye düşünen Begüm.
Eskişehir'e gidip de çiğbörek yemeden dönmek olmazdı.
Anenin yeni saçları. Eski hali de iyiymiş, kesimini o tarz birşey yaptırsaydım keşke. Neyse artık uzasın bir dahakine. Balyaj da yaşlı göstermiş sanki biraz. Sizce?? (Aklıma gelen heryerde bu soruyu soruyorum yalnız :) Sanırımnezaketten kimse 'Evet yaşlı göstermiş.' demedi şimdilik.:) )
Ve son olarak yerlerde sürünen Begüm.
Özlemişim buraya yazmayı, yazınca anladım. devamı en kısa sürede gelir umarım. :)
19 Mayıs 2011 Perşembe
Güneşli Bir Pazar Sabahı..
Hafta sonu Oyuncak Müzesi'ndeydik. Güzeldi ama ben biraz hayal kırıklığına uğradım. Müze aslında yeterince büyüktü ama ben daha büyük olduğunu düşünmüştüm. Bu yüzden de biraz hızlı gezdik ve bir de baktık çıkış kapısı önümüzde. Bir de ben kendi dönemime ait oyuncaklar da olacağını ummuştum. Bakıp da 'Aaa, bundan bende/bilmem kimde vardı.' diyecektim.(Müzeye Begüm için değil benim için gittik yani. :) ) Çok daha eski dönemden oyuncaklar vardı. Bu düşüncemi dile getirdiğimde aldığım cevap 'Adı üstünde: Müze' oldu. :)
Begüm peluş oyuncaklara bakmaktan, hatta cama yapışmaktan kendini alamadı. :)
Biz göz hizamızdaki oyuncaklara odaklanmışken, yukarıda bizi bekleyen süprizler varmış.
Buggs Bunny'nin havucuna sarkan Begüm...
Ufak hayal kırıklıklarım olsa da güzel ve eğlenceli bir müze gezisiydi. :)
Etiketler:
gezdik geldik,
haftasonu,
müze,
oyuncak,
oyuncak müzesi
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Kırıntılar
Yüzüme bir gülümseme yerleşmesine neden olan, ileride hatırlamak isteyeceğim ufak tefek olaylar:
- Evdeyiz. Begüm'ü uyutmaya odasına götürdüm. İki dakika sonra birşey almak için oturma odasına döndüm. Begüm kucağımda. Babası televizyon izliyor. Begüm babasına bakarak:
- Eskişehir'deyiz. Anneannem, annem, Begüm ve ben evdeyiz. Anneannem dedemden bahsediyor 'Hacı şöyle yaptı, hacı böyle dedi.' diye. Begüm de kendi halinde takılıyor. Sonra Begüm Gayet açık ve net bir şekilde 'HACII' diyiverdi. Önce bakakaldık, sonra koptuk. Sonraları tekrar söylemesi için çok uğraşmamıza rağmen bir daha duyamadık.
- İki haftalık Eskişehir ziyaretimizden sonra babiş bizi almaya geldi. Saat 23:00 civarı. Begüm uyuyor. Sonra rutin uyanmalarından birini gerçekleştirdi. Ben yanına gittim. Babiş de peşimden geldi. Yatağın kenarına uzandı, sessiz sessiz kızını izleyecek. Begüm hissetti mi naptı bilmiyorum, gözlerini açıverdi. Babasını karşısında görünce hasret dolu seslerle babişine sarılıverdi. Daha önceki uzun ayrılığımızda Begüm tarafından hatırlanamayan babiş de havalara uçtu.
- Yine aynı ziyaret sırasında Begüm, baba-dede-telefon arsında kavram karmaşası yaşadı. Devamlı 'Dede' kelimesini duydugundan ve telefona bakarak 'Babasııı', 'Begüm'ün babasııı', 'Alo, babiiişş' diye konuştuğumuzdan, Begüm telefona baba, babasına da dede demeye başladı. Bu yaklaşık bir hafta sürdü. Babiş duruma isyan etti, 'Babayım ben kızım, dede değil.' diye durumu düzeltmeye çalıştı. Anne de Begüm babasına her dede dediğinde kahkahaya boğuldu, dalgasını geçti.
- Begüm'ü parka götüreceğim. Bebek arabası, arabanın bagajında. Çıkarmak için Begüm'ü sürücü koltuğunun yanındaki koltuğa oturttum. Oyalansın diye de eline arabanın anahtarını verdim.(bayılır arabanın anahtarına.) Bir yandan 'Düşer mi acaba?' diye düşünerek tetikte duruyorum, bir yandan konuşuyorum 'Sakın kıpırdama!' falan diye, bir yandan da arabayı çıkarmaya çalışıyorum. Bir tıkırtı geldi. 'Allah, düştü galiba!' diyerek, 'Ama sesi de çıkmıyor hiç?' diye düşünerek (tabi bunlar saliseler içinde gerçekleşen düşünceler) açık kapıya zıplayıverdim. Begüm Hanım sürücü koltuğuna geçmiş, direksiyona da yapışmış.(Araba delisi Begüm'den beklenmeyecek bir davranış değil aslında.) Bir yandan 'Ohh!' dedim, bir yandan Begüm'e kızdım 'Annecim, kıpırdama demedim mi ben sana!' diye. Ama yüzümdeki gülümsemeyle beni pek ciddiye aldığını zannetmiyorum.
8 Mayıs 2011 Pazar
Anneler Gününüz Kutlu Olsun!!
Başta annemin, sonra benim :) ve sonra tüm annelerin anneler günü kutlu olsun. Tüm annelere bebişleriyle (kaç yaşında olursa olsun) uzun uzun seneler diliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

