13 Ekim 2011 Perşembe

Gülümseten Şeyler

Bir buçuk yaşında, bebeklikten çocukluğa geçmeye çalışan bir insan yavrusuyla yaşamak çok eğlenceli. Evet, zaman zaman sinirlendiriyor, çileden çıkarıyor, delirtiyor, ne yapacağımı bilemez hale getiriyor beni, ama bunları görmezden gelirsek onunla hayat çok eğlenceli. Hatta sinirlendirirken güldürmeyi de başarabiliyor bu varlıklar. Yeni bir şeyleri keşfederken onu izlemek, koştururken paytak adımlarının arkasından bakmak, yarım yamalak söylediği kelimeleri anlamak, cümlelerini dinlemek... Hangi ruh halinde olursam olayım yüzüme bir gülümseme yerleşmesine yetiyor.

Geçenlerde uyutmaya çalışıyorum. O da uyumamak için bin bir takla atıyor. Bir kaç kez yediği 'Bak benim de çok uykum geldi, ben de yatıyorum buraya.' numarasını denedim ve yatağının yanına, yere yattım. Ama yemedi. Bir yandan bebeğiyle oynadı, bir yandan 'Anni, anni' diyerek ayağa kalktı. Sonra da bebeği aşağı attı. Arkasından baktı. Ağzından şu cümle döküldü: 'Bebek- nerde?' Bu kadar düzgün kullandı kelimeleri. Belki bütün harfleri doğru değildi ama çok yakındı. Şaşırdım bu kadar düzgün çıkmasına. Bu arada uzun bir süredir her istediğini cümle şeklinde söylüyor. Önceden sadece 'Duu' diyerek belirtirdi su isteğini, şimdi 'Duu içç' şeklinde belirtiyor.





Üniversiteden arkadaşlarımdan hediye, uçak şeklinde bir müzik kutum var. Bir kaç kez çalmıştım Begüm'e hoşuna gitmişti. Geçen hafta grip olduğunda ben onun burnunu silerken, o da uçağın burnunu sildi. Daha doğrusu pervanesini. Ben sil falan demedim, tamamen kendisi yaptı, içinden geldi. Çok güldüm görünce.


Bazen ne dediğini anlamıyorum. 'Elmer ve Renkler' kitabını okuduk. Resimlerine baktık. Sonra kitabı aldı. 'Önü? Önü?' demeye başladı. bir yandan da kitabın sayfalarını açmaya çalışıyor. Ben anlamadım, 'Önü'nün ön olduğunu bile anlamadım. Ne demek istediğini anlamaya çalışıyorum. Sonra aradığı sayfayı buldu. 'Geliyorum Elmer  önümden çekil.' sayfasıymış. 'Haaa..' dedim kaldım. Gülümsedim yine...



Olmadık yerde gülümsetiveriyorlar insanı. Bu küçük insanlardan her eve lazım... :)

8 Ekim 2011 Cumartesi

Bir Cumartesi de Böyle Geçti

Dün gece yine ve yine Begüm nöbetindeydim. İki saat -belki daha fazla- uyusun diye uğraştım. Yattığımda saat 7:30'du. Sabah da erkenden hortladı, her zamanki gibi. Ben dayanamıyorum o nasıl dayanıyor anlamıyorum. Kayıp giden düzenimizi geri getirsem iyi olacak galiba. O zaman da uğraşıyordum uyusun diye ama daha mutlu daha huzurluydum. Ne zaman yatacak, ne zaman kalkacak tahmin edebiliyordum en azından.
Bir süredir hep aynı uyku muhabbetini yapıyorum farkındayım ama en büyük derdim bu, mazur görün.
Begüm'ü babaanneye gönderdim biraz uyurum diye ama nafile. Döndüm durdum bir saniye uyuyamadım. Ben de kalktım, 'Aklımdaki işleri halledeyim bari.' dedim. Önce evi sildim, süpürdüm, pakladım. Sonra ne zamandır aklımda olan ama el atamadığım buzdolabına el attım. Uzun zamandır bekleyen erikleri, elmaları ve içi geçmiş kararmaya yüz tutmuş muzları değerlendireyim dedim. Eriklerden reçel, elmalardan turta, muzlardan da kek yapmaya karar vermiştim zaten önceden. Tarifleri açtım. Eriklerden başlayayım dedim ama erikler sizlere ömür. Çok da merak ediyordum erik reçelini. İçimde kaldı. Artık pazardan alıp yapacağım haftaya. Ben de elmalı turtaya geçtim. Bir güzel karıştırdım malzemeleri. Sıra geldi una. Un da üst dolapta. O dolap da üşengeçliğimden sıkış tepiş. Elimi attım una, çektimm ve olan oldu. Unun altındaki tuz paketi cumburlop benim hamur lmaya ramak kalmış karışımımın içine. Sadece düşmüş olsa iyi. Çarpmanın etkisiyle bir de patladı, bir miktar tuz da karışın içine karışıverdi. Ben yıkıldım tabi. Neyse döküp baştan başladım. Bu sefer kazasız belasız atlattım. Muzlu keki de yaptım. Fırındalar pişiyorlar. :)
Aslında bugün amacım kitap fuarına gitmekti.Kendimi ona odaklamıştım ama kısmet değilmiş. Zaten elimde okunacak bir sürü kitap var yenilerine hiç gerek yok. Mu acaba? Yoksa aklımdaki bir kaç kitabı da alıp sırayı genişletsem mi? En iyisi genişleteyim. Kitap iyidir. Okunmasa bile dekor olarak kullanılır. :)
İşte böyle... Bu cumartesi de evde geçti. Fırındakiler de pişti sayılır. Şimdi de el işlerine mi el atsam napsam? :)

4 Ekim 2011 Salı

Eş Anlamlı Kelimeler

Begüm henüz eş anlamlı kelimeleri bilmiyor. Onun için her kelimenin bir tane anlamı var. Bu durum aramızda komik diyaloglara sebep oluyor. Örneklere bakalım:


Begüm: Uff, uff..
Anne: Evet annecim ayağın uff olmuş, yara olmuş.
B: Ya-ya, ya-ya
A: Evet annecim, yara olmuş. Ayakkabı ayağını vurmuş yara olmuş
(Begüm 'Eh, eh' seleri eşliğinde ayağına vurur. Anne durumu anlamaz.)
A: Vurma annecim, niye vuruyorsun ayağına?
(Sonra annenin kafasına dank eder: 'Vurmak' kelimesini kuzucuk gerçek anlamında kullanıyor!


Üç boyutlu labirent gibi bir oyuncağı var. Karışık tellerden boncukları bir taraftan diğer tarada geçirmeye çalışıyor. Tabanında koyun, inek, domuz resimleriyle bir çiftlik çizmişler. Ortada da yap-boz şeklinde bir çiftçi var.
A: Begüm hadi çiftçiyi yerine koy. Koyunlar kaçmasın.
(Begüm çiftçiyi yerine yerleştirir.)
A: Aferin annecim.Çiftçi koyunların başında beklesin de koyunlar kaçmasın.
(Begüm kafasını göstererek 'Başı, başı' diye tekrar eder, anne kopar.)

3 Ekim 2011 Pazartesi

Uykusuz Her Gece...

Bir-iki hafta önce, uzun zaman sonra ilk kez yağmur yağdı. Meğer o yağmur sonbaharın habercisiymiş. Antalya'ya sonbahar geldi. Bahar ve sonbahar. Antalya'nın en yaşanılabilir mevsimleri sanırım. Gündüzleri hala sıcak ama klimasız da durulabiliyor. Kavurucu sıcak değil yani. Geceleri ise serin. Yağmurlardan sonra gün boyu cam kapı açık evde. Yaz boyu klimadan havasız kalmış evim için ve bu durumdan nefret eden benim için mükemmel bir durum bu.
Hava serin, geceleri daha serin. Uyumak için mükemmel zamanlar. Kapıyı aç, camı aç, serin serin uyu. Ama gel gör ki öyle olmadı. O yağmurlardan beri doğru dürüst uyku uyuyamadık ailecek. Begüm'ün uyuması en erken 22:30 oldu. Geç halini düşünün. Geceleri de uyanıyor. Sabahları da açılan okulların etkisiyle, gerek yakınlardaki okulların zil sesinden, gerek üst kattakilerin koştura koştura basamakları inmesinden 8:00 bilemedin 8:30da uyanıyor. Uykusunu alamıyor ve haliyle huysuz oluyor.
Anne cephesine bakalım:
Anne Begüm'ü uyutmak için gecenin bilmem kaçına kadar cebelleşiyor. Gece uyanan Begüm'ü uyutmak için cebelleşiyor. Sonra bir de kendini uyutmak için cebelleşiyor.
Baba cephesine bakalım:
Geç yatıyor. Belki biraz zorlanarak uyuyor. Uyuyor, uyuyor. Sabah güç bela kalkıyor. 'Gece Begüm uyandı mı?' diye soruyor. 'Ben geceleri uyuyamıyorum artık.' diyen anneye 'Valla ben de!' diyor!

Aaaah, ahh...
Bünye klimaya mı alıştı n'aptı bilmiyorum ki...
Allah uykulu gecelerimizi geri getirsin, kimseyi de uykusuz bırakmasın.. Zor, çok zor....

25 Eylül 2011 Pazar

Mutlu Son!!

Evet, yaptım! Başardım! Sonunda başardım! Hamileliğimin 8. ayında başlayan laneti sonunda üzerimden attım. Şeytanın bacağını kırdım. Her ne kadar üç ay sürse de 1,5-2 sene sonra ilk kitabımı bitirebildim.Yazın başında başladığım Tarık Buğra'nın Küçük Ağa romanını dün akşam itibariyle bitirmiş bulunuyorum.
Kitap süründü resmen elimde. Ben okumaya başladığımda sıfır bir kitaptı, daha önce kimse okumamıştı. Şimdi ise sanki 3 kişinin elinden geçmiş gibi. Bütün yaz boyunca okuyayım, bitireyim diye her yere götürdüm kitabı. Yazlığa, denize, misafirliğe, alışverişe gittiğimde genelde yanımdaydı. Hatta, elim boş olur, Begüm'e bakan çok olur diye bayramda Eskişehir'e bile götürdüm. Orada kesin bitirme planlarım vardı. Ama kısmet dün akşamaymış.
Sıkıcı bir kitap değil, anlatımı akıcı genel olarak, rahat okunuyor. Ama onu da yapayım, bunu da yapayım sonra okurum, yatarken okurum deyince gün içinde okunmuyor. Zaten Begüm varken okuma ihtimalim bile yok. O uyuyunca da evin işiydi gücüydü, okuma saati yatma zamanına kalıyor. 'Aman bugün yorgunum yarın okuyayım.' lar da baya bol olunca kitap üç ayda anca bitiyor. Hele o son 15-20 sayfa uzadı da uzadı. Neyse canım buna da şükür. darısı diğerlerinin başına.
Alttaki resim de de yıllanmış kitabımızı görüyorsunuz.


Bu arada beyaz çikolatalı muffin yaptım. Yapmadan önce çikolata tadı gelir mi gelmez mi diye sürüncemede kaldım ama güzel oldu. Tadı şahane. Beyaz çikolatanın tadı geliyor, ama çok yoğun değil. Benim gibi 'Yapsam mı, yapmasam mı?' diye düşünenlere tavsiye ederim. Konuyla alakasız oldu ama yazmak istedim :)

16 Eylül 2011 Cuma

Begüm'ün Ağzından Dökülenler

Begüm bir kaç aydır iyice dillendi. Ne söylesek tekrar ediyor. Mesela geçen akşam uyutmaya çalışıyorum. 'An-nene, an-nene' diye anneannesini sayıklamaya başladı. Ben de -hala uyumadığı için sinirimden- biraz sert bir şekilde 'Anneanne Eskişehir'de. ' dedim.
Begüm: Essşeerde
O kadar tatlı söyledi ki, bir kaç defa tekrarlattım. Uyku da iyice dağıldı, sonra yine çabaladım ama olsun değdi. :)
Arabadayız. İzzet'le konuşuyoruz. Muhabbet nasıldı hatırlamıyorum ama sonunda 'Aamin, aamin. inşallah' dedim. Arkadan Begüm: 'Amin, Amin.'
Dün de eşimin kuzenler var. Birinin adı Yasemin. 'Yaasemin, Yaasemin' diye tekrarladım birkaç defa o da söylesin diye. Sonuç: ' Aasemin'
Benim adımı ve babasının adını daha önceden söylüyordu zaten. Kendi adını söylemeye başladı: 'Bee-gum', 'Bee-gm' Evet bazen aradaki 'U' kayboluyor. Nasıl oluyor sormayın, duymak lazım :)
Ayrıca bu aralar benim favorilerim 'Dahtaa' ve 'Aaktabı' (Çanta ve ayakkabı.) Bol bol söyletiyorum. :)
Başka birçok kelime var. Genelde biz söyledikten sonra dökülüyor ağzından. Tekrar ediyoruz iyice pekişsin diye ve beklemediğimiz bir anda karşımıza geliveriyor bu kelimeler.
Çok sevimli çok eğlenceli.....
 Bir de kızımın seksi bir pozunu eklemek istiyorum.


Evde mayo kataloğu falan da yok ama, bir yerlerde görmüş,özenmiş galiba kuzucuğum. :)


12 Eylül 2011 Pazartesi

Dokunmatik

Bizim kız dokumatik. Hani bazılarının koku algısı gelişmiştir, bazılarının görsel algısı... Bizimkinin de dokunma duyusu biraz daha ileride. Arabada bir yandan omzuma dokunuyor, bir yandan da 'Annii' diyor. Bir şey yaptırmaya çalışırken illa elimden tutup çekiştiriyor. Yolda yürürken sıklıkla elimden tutuyor.(Şimdi düşününce normal mi acaba bunlar yoksa bana fazla mı bağımlı?) Bir de uyuturken illa bir süre temas halinde olmamız gerekiyor. Başlarda kafasını okşuyordum uyuması için rahatlasın diye. Sonradan uykuya isyanlar başladı, ağlamalar, göz yaşı, burun akıntısı. Burnunu sileyim derken, talebi üzerine uyuyana kadar hafif hafif burnunu silmeye başladım.
Bir süre önce de yine uyutma çalışmalarımdan birinde ağzına saç girmiş. Onu çıkarmamı istedi. Çıkardım. Bir iki defa daha oldu.(Bilinçli mi yapıyor acaba diye şüphelenmedim değil.) Çıkardım yine. Bu sefer bu bağımlılık yaptı. Bu akşam 'Hach, hach' diyerek ağzında saç olduğunu belirtti. Aynı şeyi dün gece uyandığında da yapmıştı. ışığı açıp bakmak durumunda kaldım ama hanım efendi ağzını gıdım açmadı. Saç olsa dilini dışarı çıkarıyor. Neyse saçı alır gibi yaptım bir süre sonra uyudu. Bu akşam da, dün geceden deneyimli olan ben, aynı hareketi tekrarladım. Hatta elimi dişlerinin üzerinde falan gezdirdim ne alemdeler, yeni gelen var mı yok mu ufak bir kontrol yaptım :) Ve kuzu kısa süre sonra ağlamadan sızlamadan uyudu. Bunda çok uykusu olasının da etkisi var tabi, ama onu geri plana atmak istiyorum.
Bu arada bu dokunmatik halini kesinlikle teyzesinden almış. Kendisi de bir şeyler anlatırken dokunma ihtiyacı hissediyor. Allah'tan çok fazla değil. Bir de olur da dinlemediğini fark ederse, ya da yakınındaysan ve de sana seslendiğinde cevap alamadıysa parmağıyla ya da eliyle dürtmek suretiyle dikkatini çekmeye çalışır. Bu durum size Begüm'ün arabadaki halini (Hani postun başında bahsetmiştim) anımsattı mı? :)