Begumce'de yeni kelime: Kiyat
Türkcesi: Kağıt
Bir de 'Suyan' var. Bunun Türkcesi de soğan.
Daha eski kelimeleri de var ama onlar ayrı bir post konusu...
31 Ocak 2013 Perşembe
30 Ocak 2013 Çarşamba
Montessori Materyalleri
Yazın bir heves montessori materyallerinden bazılarını almıştım Begüm'e. Begüm pek hevesli davranmamıştı ben de kaldırmıştım. Bugün 'Ne yapsak?' diye düşünürken aklıma geldi. Materyalleri amacından biraz farklı kullandık biz.
Başta sadece kahverengi basamakları kullandık. U şeklinde bir yol yaptım ve Begüm'den basamakların üzerinde yürümesini istedim. Seve seve kabul etti. Birkaç tur yürüdü. O da benden talep etti aynı leyi tabi ki, ben de yürüdüm. Sonra devreye pembe kuleyi de soktuk. Hem sağ, hem sol ayakla basabileceği bir yol yaptım bu sefer. Biraz da onun üzerinden gittik geldik sırayla. Sonra Begüm kendisi takıldı biraz. Kule yptı, tren yaptı, ortalığa karman çorman savurdu falan.
Bu söylediklerimden sadece bir tanesinin fotoğrafı var. Çünkü makineyi görünce Begüm'ün dikkati makineye kayıyor. Bugünkü denememde de aynı şey oldu. Ben de çektiğim bir iki fotoğrafla kaldım.
15 Aralık 2012 Cumartesi
Begüm Yapımı Çam Ağacı
Şu resimde gördüğünüz şey, Begüm Hanım'ın elinden çıkan bir çam ağacı. Aslında yapmaya başlamadan önce aklımda oluşan görüntü bu değildi ama Begüm böyle yapmayı uygun gördü.
Çook zaman önce kırtasiyeden aldığım sıkıştırılmış sünger kıvamında, arkası yapışkanlı, renkli, A4 kağıt boyutunda materyaller aldım. İsmini bilmediğim için anlatması biraz garip oldu. El işi kağıdının sıkıştırılmış sünger kıvamında olanı. El işi kağıdı gibi ince değil ve arkası yapışkanlı. koruyucu kağıdını çıkartınca istediğiniz yere yapıştırabiliyosunuz. (Neyse çok takıldım buna.) İşte bunların yeşilini aldım, makası aldım, bitmiş kağıt havlu rulosunu aldım. Begüm'ü de çağırdım 'Gel seninle çam ağacı yapalım.' diye.
Önce ağacın kahverengi kısmını ypğıştırdım ruloya. Sonra yeşil üçgenler kestim kestim, Begüm'den yapıştırmasını istedim. Biraz yapıştırdı, Sonra renk değiştirdi. Hangi rengi isterse ondan üçgenler kestim. O yapıştırdı. Sonra bazılarını çıkardı.
Yatmadan önce yaptığımız bir aktivite olduğu için sanırım, yatarken yanına aldı. Arada 'Ağaçç, napıyosuuun?' diye hal hatır sordu. :) (Aynı şeyleri ponpondan yaptığımız civcivlere de yapmıştı. Önce rafa, yan yana dizmişti. Sonra da aklına geldikçe gidip hal hatır sormuştu civcivlere.)
Begüm yapımı çam ağacımızın son yeri de, ertesi gün kurduğumuz (ama süsleyemediğimiz) çam ağacımızın tepesi oldu.
Çook zaman önce kırtasiyeden aldığım sıkıştırılmış sünger kıvamında, arkası yapışkanlı, renkli, A4 kağıt boyutunda materyaller aldım. İsmini bilmediğim için anlatması biraz garip oldu. El işi kağıdının sıkıştırılmış sünger kıvamında olanı. El işi kağıdı gibi ince değil ve arkası yapışkanlı. koruyucu kağıdını çıkartınca istediğiniz yere yapıştırabiliyosunuz. (Neyse çok takıldım buna.) İşte bunların yeşilini aldım, makası aldım, bitmiş kağıt havlu rulosunu aldım. Begüm'ü de çağırdım 'Gel seninle çam ağacı yapalım.' diye.
Önce ağacın kahverengi kısmını ypğıştırdım ruloya. Sonra yeşil üçgenler kestim kestim, Begüm'den yapıştırmasını istedim. Biraz yapıştırdı, Sonra renk değiştirdi. Hangi rengi isterse ondan üçgenler kestim. O yapıştırdı. Sonra bazılarını çıkardı.
Yatmadan önce yaptığımız bir aktivite olduğu için sanırım, yatarken yanına aldı. Arada 'Ağaçç, napıyosuuun?' diye hal hatır sordu. :) (Aynı şeyleri ponpondan yaptığımız civcivlere de yapmıştı. Önce rafa, yan yana dizmişti. Sonra da aklına geldikçe gidip hal hatır sormuştu civcivlere.)
Begüm yapımı çam ağacımızın son yeri de, ertesi gün kurduğumuz (ama süsleyemediğimiz) çam ağacımızın tepesi oldu.
13 Aralık 2012 Perşembe
Benden Geçti Mi Acaba??
'Bu blog olayını, yani yazmama olayını iyice abarttım sanırım. Kasım ayı boyunca bir post bile yazmamışım. Tama öyle her gün yazan bir kişi değilim ama gittikçe de kötüye gidiyor bu durum. Aslında aklımda o kadar fazla şey vardı ki, aktivitelerimiz, gezmelerimiz falan. Hepsini unuttum gitti. fotoğrafladığım birkaç şey var sadece. Şu anda farkediyorum ki yazmaya bile üşenir olmuşum. Bir yandan onu yazayım bunu yazayım diyorum, bir yandan da neyse onu başka bir posta yazarım diyorum ki muhtemelen yazmayacağım :)
Son zamanlardaki hal ve durumumuzdan bahsedeyim kısaca.
Begüm yaz sonundan beri gündüzleri uyumuyor. En azından evde uyumuyor, babaannede uyuyor. Ama orada uyuyunca da düzeni değişiyor, sersem oluyor. Çünkü gündüz uyuyunca gece geç uyuyor, ertesi gün uykusunu alamamış oluyor ve de mızmız oluyor. Bunu en çok bugün hissettim, Bir de geçen hafta Ankara'da. O mızmız günleri de iyi kötü, mümkün mertebe şefkatli, çok uzattığında da bağırış çığırışlı atlatmaya çalışıyoruz.
Bu sabahki mızmızlığını baskılamak, kafasını dağıtmak için evin yakınındaki koleje götürdüm. Parkta oynadık biraz, parktaki öğrencilerle takıldı biraz. Sonra okulun içindeki anaokuluna girdik. Tanıdık olunca pek sorun olmadı. Çocuklar yemek yiyormuş, aç olmamasına rağmen Begüm de yedi. Sonra çoocuklarla oyun odasına geçti. Toplu halde oynadıkları oyuna katıldı ara ara, yanlarına oturdu bazen, bazen kalktı oyuncaklarla oynadı. Sonra öğretmen hanım Begüm'ü de dahil etti oyuna. Çok tatlıydı kuzucum. Söylenenleri yaptı. Halka olmuş çocukların ortasına geçti. Önce çiçek oldu. 'Hangi renk olmak istersin?' sorusuna 'Kırmızı' cevabını verdi. (hiç şaşırmadım.) Sonra başka oyuna geçtiler. Ortada kelebek oldu, zıp zıp zıpladı. Kendisinden en az iki yaş büyük olan çocuklara uyum sağladı. sıra serbest oynamaya geçtiğinde dikkati biraz daha dağınıktı, bir o gruba bir bu gruba katıldı. Ama yine de fena değildi. Eğlenceli bir gün oldu.' diye bir post hazırlıyordum tam bir hafta önce. ekleyeceklerim olduğundan ve de yazacak vaktim olmadığından yayınlamamıştım. Kısmet bugüneymiş. :)
Bir sonraki postta Ankara gezimizi paylaşmayı düşünüyorum. Umarım bir ay sonra olmaz :)
hadi bir de resim ekleyeyim:
Okula giderken bizim süslü kolona böyleydi :)
Son zamanlardaki hal ve durumumuzdan bahsedeyim kısaca.
Begüm yaz sonundan beri gündüzleri uyumuyor. En azından evde uyumuyor, babaannede uyuyor. Ama orada uyuyunca da düzeni değişiyor, sersem oluyor. Çünkü gündüz uyuyunca gece geç uyuyor, ertesi gün uykusunu alamamış oluyor ve de mızmız oluyor. Bunu en çok bugün hissettim, Bir de geçen hafta Ankara'da. O mızmız günleri de iyi kötü, mümkün mertebe şefkatli, çok uzattığında da bağırış çığırışlı atlatmaya çalışıyoruz.
Bu sabahki mızmızlığını baskılamak, kafasını dağıtmak için evin yakınındaki koleje götürdüm. Parkta oynadık biraz, parktaki öğrencilerle takıldı biraz. Sonra okulun içindeki anaokuluna girdik. Tanıdık olunca pek sorun olmadı. Çocuklar yemek yiyormuş, aç olmamasına rağmen Begüm de yedi. Sonra çoocuklarla oyun odasına geçti. Toplu halde oynadıkları oyuna katıldı ara ara, yanlarına oturdu bazen, bazen kalktı oyuncaklarla oynadı. Sonra öğretmen hanım Begüm'ü de dahil etti oyuna. Çok tatlıydı kuzucum. Söylenenleri yaptı. Halka olmuş çocukların ortasına geçti. Önce çiçek oldu. 'Hangi renk olmak istersin?' sorusuna 'Kırmızı' cevabını verdi. (hiç şaşırmadım.) Sonra başka oyuna geçtiler. Ortada kelebek oldu, zıp zıp zıpladı. Kendisinden en az iki yaş büyük olan çocuklara uyum sağladı. sıra serbest oynamaya geçtiğinde dikkati biraz daha dağınıktı, bir o gruba bir bu gruba katıldı. Ama yine de fena değildi. Eğlenceli bir gün oldu.' diye bir post hazırlıyordum tam bir hafta önce. ekleyeceklerim olduğundan ve de yazacak vaktim olmadığından yayınlamamıştım. Kısmet bugüneymiş. :)
Bir sonraki postta Ankara gezimizi paylaşmayı düşünüyorum. Umarım bir ay sonra olmaz :)
hadi bir de resim ekleyeyim:
Okula giderken bizim süslü kolona böyleydi :)
21 Ekim 2012 Pazar
Son Durum
Begüm bugünlerde 'olamaz' a takmış durumda. Sanırım ilk kullandığı gün geçtiğimiz perşembeydi. Kahvaltı yapıyorduk. Çatalını batırmaya çalıştığı zeytin tabaktan zıplayıp yere düşünce kullandı ilk 'Oyamaaz!' ını. Sonra da sık sık kullanmaya başladı. Çok tatlı oluyor. Bir şey düşüyor, 'Oyamaaz!' Üzerine bir şeyler dökülüyor ,'Oyamaaz!'Oyuncağı bozuluyor, 'Oyamaaz!' Nereden duydu, nereden öğrendi bilmiyorum. Ama o tepkisi çok hoşuma gidiyor.
Bir de dumur anlarımız var. Çok sık oluyor aslında ama aklımda tutamıyorum hepsini. En fazla yer eden ise şu:
Markete gittik, alacaklarımızı aldık.Ttuzak şeklinde kasanın yanında duran topitopları farketti Begüm. 'Şeker alcam.' dedi. 'Hayır' dedim. Bir yandan da aldıklarımı kasaya bırakıyorum. Begüm'ü beklemedim, aldıklarımı poşete doldurmaya başladım. Arkamdan bir kız geldi kasaya, arkasında da Begüm 'Şeker alcam.' diye bekliyor. Ben de 'Aldıklarımızı ödedik artık. Hadi gel. Parasını ödedik, bitti.' şeklinde başka para çıkarmayacağımı, şekerden vazgeçmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorum kendi çapımda. Baktım olmadı, başka şekilde yaklaşayım dedim. 'Alacaksın ama paran var mı?' dedim. Paran olmadığı için alamzsın demeye getirecektim ki 'Param var!' dedi. Cebinden çıkardı 1tlyi, kasiyere verdi, parasının üzerini aldı ve yanıma geldi. Ben de dumur şeklinde kalakaldım.
Bugün skype'tan anneanne ve teyzesiyle konuştu Begüm uzun aradan sonra. Genelde telefondan konuşurlardı. Begüm de 'Nabiyoon? hadi öptün görüşürüz şeklinde.' kısa kesip bana verirdi telefonu. Karşısında görünce özlediğini fark etti herhalde. Hadi sen de gel.'diyorlar.'Tamam, bir saat sonra gelicem, mübübüse binip gelicem.' diyor. Sonra da bana dönüp ısrarcı bir şekilde 'Hadi Eskişehir'e gidelim. Mübübüse binip gidelim.' diyor, bir yandan da çekiştiriyor. Bir eksiklik hissedip dedesini sordu sonra: 'Dedem nerdee?' Sonra monitörden anneannesiyle teyzesini öptü. Onlar da öpsün diye monitöre yanağını yapıştırdı. Bir ara da monitörün arkasına baktı durup durup, monitörün arkasında ekranda gördüklerinin devamını aradı sanırım. :)
Bir de dumur anlarımız var. Çok sık oluyor aslında ama aklımda tutamıyorum hepsini. En fazla yer eden ise şu:
Markete gittik, alacaklarımızı aldık.Ttuzak şeklinde kasanın yanında duran topitopları farketti Begüm. 'Şeker alcam.' dedi. 'Hayır' dedim. Bir yandan da aldıklarımı kasaya bırakıyorum. Begüm'ü beklemedim, aldıklarımı poşete doldurmaya başladım. Arkamdan bir kız geldi kasaya, arkasında da Begüm 'Şeker alcam.' diye bekliyor. Ben de 'Aldıklarımızı ödedik artık. Hadi gel. Parasını ödedik, bitti.' şeklinde başka para çıkarmayacağımı, şekerden vazgeçmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorum kendi çapımda. Baktım olmadı, başka şekilde yaklaşayım dedim. 'Alacaksın ama paran var mı?' dedim. Paran olmadığı için alamzsın demeye getirecektim ki 'Param var!' dedi. Cebinden çıkardı 1tlyi, kasiyere verdi, parasının üzerini aldı ve yanıma geldi. Ben de dumur şeklinde kalakaldım.
Bugün skype'tan anneanne ve teyzesiyle konuştu Begüm uzun aradan sonra. Genelde telefondan konuşurlardı. Begüm de 'Nabiyoon? hadi öptün görüşürüz şeklinde.' kısa kesip bana verirdi telefonu. Karşısında görünce özlediğini fark etti herhalde. Hadi sen de gel.'diyorlar.'Tamam, bir saat sonra gelicem, mübübüse binip gelicem.' diyor. Sonra da bana dönüp ısrarcı bir şekilde 'Hadi Eskişehir'e gidelim. Mübübüse binip gidelim.' diyor, bir yandan da çekiştiriyor. Bir eksiklik hissedip dedesini sordu sonra: 'Dedem nerdee?' Sonra monitörden anneannesiyle teyzesini öptü. Onlar da öpsün diye monitöre yanağını yapıştırdı. Bir ara da monitörün arkasına baktı durup durup, monitörün arkasında ekranda gördüklerinin devamını aradı sanırım. :)
12 Ekim 2012 Cuma
Çiş-Kaka Meselesi
Uzun zaman yazmadım yine, elim gitmiyor klavyeye. Ne yazacağımı kestiremiyorum. Tuvalet eğitimi konusundan başlayalım madem.
Begüm'ün tuvalet eğitimine 2 yaşını doldurduğunda başladık diyebiliriz aslında. Ama aynı dönemde memeyi bırakma olaylarımız da olduğundan çok üstüne düşmemiştim. O dönemlerde bez bağlıyorduk hala ve kakasının geldiğini anladığımda 'Kakan mı geldi Begüm? Gel oturağına(lazımlık) yap hadi!' şeklinde onun da onayını alarak lazımlığa yaptırmaya başlamıştım. Birkaç kez de alaturka tuvalete, suyla oynamasına izin vermek suretiyle, çişini-kakasını yaptırmayı başarmıştım. Ama havaların soğuk olması gerekçesiyle bezini tamamen çıkarmayı göze alamamıştım. tabi bu dönemde boş da durmadım, 'İnsanlar nasıl bıraktırmış bezi' araştırmalarına girdim. Yabancı bir bayanın 3 günde bez bıraktırdığını falan da okuyunca gaza geldim. Havalar da biraz daha iyiydi. Kaldırdım evde halıları. Lazımlığı koydum gözümüzün önüne. Begüm'e de anlattım 'sen artık büyüdün, bezini çıkartalım. Külot giy artık.' falan filan diye. O da değişik kıyafet giymeye dünden razı zaten, çıkardık bezi giydik külotu. Kaçırdı tabi başlarda. 'Olsun, olsun!' dedim. 'Bir dahakine söyle çişin gelince, oturağına yap.' dedim. İyi-kötü yapmaya başladı. Ama o dönem pek dışarı çıkmamayı tercih ettik. Aşağıya indik oynadık, ama çarşıya, gezmeye gitmedik.
Sonra yazlığa taşındık. Benim için büyük nimet oldu. Her yer açık alan. Hava da iyice ısındı. Bir de yanımızda Begüm'ün sevdiği ablaları kaldı bir süre. 'Aaa ablalar bakın Begüm artık çişini tuvalete yapıyor.' 'Aferim Begüm sana!' cümleleri eşliğinde tuvalet eğitiminin gündüz aşamasını büyük oranda tamamladık vee geldik gece aşamasına.
Begüm gündüz külot rahatlığını keşfedince, gece bez bağlamayı reddetti. Benim birkaç hafta süren kesintisiz uykularım da sona erdi. Ne güzel şeydi o kesintisiz uykular... Neyse konumuza dönelim.
Önce gündüz uykularında kaçırmayı bıraktı.(Gündüz uykularında da bez bağlamıyorduk tabi.) Bu cümlenin arkasından 'Sonra da gece uykularında kaçırmayı bıraktı.' demeyi çok isterdim ama malesef öyle olmadı.
Akşamları bol miktarda su ve meyve (özellikle karpuz) tükettiğinden gece uykusunda bir veya iki defa kaçırıyordu. Çok sıvı ve meyve tüketmediğinde kuru olarak uyanıyordu. Biz de herhalde gece uykusunu da halledeceğiz diye sevindik ve çevreden gelen tavsiyeler eşliğinde uyandırmaya karar verdik. Fakat gel gör ki anne ve baba miskin çıktı. Uyandırmadık, ıslattığında üzerini değiştirdik, çarşafı değiştirdik falan.
Yaz bitti, döndük eve. Gece çiş problemi devam ediyor. Daha erken uyuduğu için en az iki defa ıslatıyor. Hala bez bağlamıyoruz. Ama bana gecenin köründe uyanıp alt ve çarşaf değiştirmekten gına geldi. Altını ıslatmadan uyandırıp çişini yaptırırsam kaçırmıyor ama her zaman yapamıyorum. Tekrar hamileyim ve saat kurup uyanırsam sabah sersem gibi oluyorum, gergin oluyorum, sonuç daha kötü oluyor. Önceden daha erken uyanırdım ama bu aralar sabaha karşı uyanıyorum ve saatlerce ıslak halde yatıyor. İnanılmaz şekilde rahatsızım. Bugün Huggies Dry Nights aldım. Ama içim yine rahat değil. Geri adım atmış gibi hissediyorum.
Zaten Begüm'ü kandırayım dedim, kanmadı. 'Bak annecim bu gece külotu, sadece yatarken giyicez bunu.' dedim. 'Ama bu giymelik bez.' dedi. Dumur oldum. Bu çocuğun arkasından iş çeviremeyeceğim sanırım. :)
Begüm'ün tuvalet eğitimine 2 yaşını doldurduğunda başladık diyebiliriz aslında. Ama aynı dönemde memeyi bırakma olaylarımız da olduğundan çok üstüne düşmemiştim. O dönemlerde bez bağlıyorduk hala ve kakasının geldiğini anladığımda 'Kakan mı geldi Begüm? Gel oturağına(lazımlık) yap hadi!' şeklinde onun da onayını alarak lazımlığa yaptırmaya başlamıştım. Birkaç kez de alaturka tuvalete, suyla oynamasına izin vermek suretiyle, çişini-kakasını yaptırmayı başarmıştım. Ama havaların soğuk olması gerekçesiyle bezini tamamen çıkarmayı göze alamamıştım. tabi bu dönemde boş da durmadım, 'İnsanlar nasıl bıraktırmış bezi' araştırmalarına girdim. Yabancı bir bayanın 3 günde bez bıraktırdığını falan da okuyunca gaza geldim. Havalar da biraz daha iyiydi. Kaldırdım evde halıları. Lazımlığı koydum gözümüzün önüne. Begüm'e de anlattım 'sen artık büyüdün, bezini çıkartalım. Külot giy artık.' falan filan diye. O da değişik kıyafet giymeye dünden razı zaten, çıkardık bezi giydik külotu. Kaçırdı tabi başlarda. 'Olsun, olsun!' dedim. 'Bir dahakine söyle çişin gelince, oturağına yap.' dedim. İyi-kötü yapmaya başladı. Ama o dönem pek dışarı çıkmamayı tercih ettik. Aşağıya indik oynadık, ama çarşıya, gezmeye gitmedik.
Sonra yazlığa taşındık. Benim için büyük nimet oldu. Her yer açık alan. Hava da iyice ısındı. Bir de yanımızda Begüm'ün sevdiği ablaları kaldı bir süre. 'Aaa ablalar bakın Begüm artık çişini tuvalete yapıyor.' 'Aferim Begüm sana!' cümleleri eşliğinde tuvalet eğitiminin gündüz aşamasını büyük oranda tamamladık vee geldik gece aşamasına.
Begüm gündüz külot rahatlığını keşfedince, gece bez bağlamayı reddetti. Benim birkaç hafta süren kesintisiz uykularım da sona erdi. Ne güzel şeydi o kesintisiz uykular... Neyse konumuza dönelim.
Önce gündüz uykularında kaçırmayı bıraktı.(Gündüz uykularında da bez bağlamıyorduk tabi.) Bu cümlenin arkasından 'Sonra da gece uykularında kaçırmayı bıraktı.' demeyi çok isterdim ama malesef öyle olmadı.
Akşamları bol miktarda su ve meyve (özellikle karpuz) tükettiğinden gece uykusunda bir veya iki defa kaçırıyordu. Çok sıvı ve meyve tüketmediğinde kuru olarak uyanıyordu. Biz de herhalde gece uykusunu da halledeceğiz diye sevindik ve çevreden gelen tavsiyeler eşliğinde uyandırmaya karar verdik. Fakat gel gör ki anne ve baba miskin çıktı. Uyandırmadık, ıslattığında üzerini değiştirdik, çarşafı değiştirdik falan.
Yaz bitti, döndük eve. Gece çiş problemi devam ediyor. Daha erken uyuduğu için en az iki defa ıslatıyor. Hala bez bağlamıyoruz. Ama bana gecenin köründe uyanıp alt ve çarşaf değiştirmekten gına geldi. Altını ıslatmadan uyandırıp çişini yaptırırsam kaçırmıyor ama her zaman yapamıyorum. Tekrar hamileyim ve saat kurup uyanırsam sabah sersem gibi oluyorum, gergin oluyorum, sonuç daha kötü oluyor. Önceden daha erken uyanırdım ama bu aralar sabaha karşı uyanıyorum ve saatlerce ıslak halde yatıyor. İnanılmaz şekilde rahatsızım. Bugün Huggies Dry Nights aldım. Ama içim yine rahat değil. Geri adım atmış gibi hissediyorum.
Zaten Begüm'ü kandırayım dedim, kanmadı. 'Bak annecim bu gece külotu, sadece yatarken giyicez bunu.' dedim. 'Ama bu giymelik bez.' dedi. Dumur oldum. Bu çocuğun arkasından iş çeviremeyeceğim sanırım. :)
20 Eylül 2012 Perşembe
Çoklu Zeka Kuramı
Dün Elfana'nın blogunda okudum.Hoşuma gitti devamlı elimin altında bulunması açısından ilgili yerleri kopyala-yapıştır yöntemiyle bloguma ekliyorum. İsteyenler orjinal yazıya buradan ulaşabilirler.
' Kuramı ortaya atan Howard Gardner; klasik öğretimdeki gibi matematiğe vs. dayandırmıyor zekayi.Gardner' a göre her insanda 8 zeka bölümü vardır.
Bu türler&ilgili meslek alanlarindan bazilari:
Mantiksal-Matematiksel zeka: muhasebe, bilgisayar, ekonomi
Sözel-Dilsel zeka: edebiyat, hukuk, siyaset
Görsel-Uzamsal zeka: ressam,fotoğrafçı, mühendis, rehber
Bedensel-Kenestetik zeka: spor,dans,oyuncu
+Kişilerarası-Sosyal zeka: öğretmen, psikolog, politika
+Kişisel-İçsel zeka: yazar, terapist, dini lider (Bu ikisi bilim adamları&eğitim bilimciler tarafindan duygusal zeka başlığında ele aliniyor.)
Doğa zekası: zooloji, botanik, dağcılık
Müziksel-Ritmik zeka: yorumcu, bestekar
Son10 yildir Varoluşçu zeka üzerinde çalışıyor Gardner.
Gardner bu zeka türlerinin her insanda olduğunu; bununla birlikte her bireyde farklı profilde bulunduklarinı söyler. IQ testlerini kabul etmez.
Küçük bir uygulama örneği vereyim:
Çocuklara kırmızı tanıtılacak diyelim. Tamamiyle pekiştirmesi icin bunu 8 zeka türüne uyarliıyorsun. Örn: mantıksal-matematiksele göre kırmızıyla ilgili bir grafik çalisması; sözel-dilsel için hikaye anlatımı; görsel-uzamsal için resim etkinliği; bedensel-kinestetik için kırmıızı bayraklara dokunma oyunu; kişilerarasi-sosyal için grup etkinliği, hayal kurma etkinliği; doğa için yürüyüş, gezi; müziksel-ritmik için şarkı.
Bu neden gerekli? Çünkü her çocukta bu 8 zeka türü farkli gelişmiş. Böyle bir planla hepsine hitap edilmiş olunur.'
İncelemek isteyenler için bu linklerde de çoklu zeka ile ilgili bilgiler mevcut.
http://www.kigem.com/content.asp?bodyID=1368
http://cokluzeka.com/
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87oklu_zek%C3%A2_kuram%C4%B1
Bu arada Begüm'ün, durmayan çenesi, bizi şaşırtan hafızası, büyük küçük ayırt etmeden çevresindekilerle iletişimini göz önünde bulundurarak, sözel-dil zekası kuvvetli bir çocuk olduğunu düşünüyorum. Bu da geleceğe notum olsun, ileride nasıl olacak bakalım.
' Kuramı ortaya atan Howard Gardner; klasik öğretimdeki gibi matematiğe vs. dayandırmıyor zekayi.Gardner' a göre her insanda 8 zeka bölümü vardır.
Bu türler&ilgili meslek alanlarindan bazilari:
Mantiksal-Matematiksel zeka: muhasebe, bilgisayar, ekonomi
Sözel-Dilsel zeka: edebiyat, hukuk, siyaset
Görsel-Uzamsal zeka: ressam,fotoğrafçı, mühendis, rehber
Bedensel-Kenestetik zeka: spor,dans,oyuncu
+Kişilerarası-Sosyal zeka: öğretmen, psikolog, politika
+Kişisel-İçsel zeka: yazar, terapist, dini lider (Bu ikisi bilim adamları&eğitim bilimciler tarafindan duygusal zeka başlığında ele aliniyor.)
Doğa zekası: zooloji, botanik, dağcılık
Müziksel-Ritmik zeka: yorumcu, bestekar
Son10 yildir Varoluşçu zeka üzerinde çalışıyor Gardner.
Gardner bu zeka türlerinin her insanda olduğunu; bununla birlikte her bireyde farklı profilde bulunduklarinı söyler. IQ testlerini kabul etmez.
Küçük bir uygulama örneği vereyim:
Çocuklara kırmızı tanıtılacak diyelim. Tamamiyle pekiştirmesi icin bunu 8 zeka türüne uyarliıyorsun. Örn: mantıksal-matematiksele göre kırmızıyla ilgili bir grafik çalisması; sözel-dilsel için hikaye anlatımı; görsel-uzamsal için resim etkinliği; bedensel-kinestetik için kırmıızı bayraklara dokunma oyunu; kişilerarasi-sosyal için grup etkinliği, hayal kurma etkinliği; doğa için yürüyüş, gezi; müziksel-ritmik için şarkı.
Bu neden gerekli? Çünkü her çocukta bu 8 zeka türü farkli gelişmiş. Böyle bir planla hepsine hitap edilmiş olunur.'
İncelemek isteyenler için bu linklerde de çoklu zeka ile ilgili bilgiler mevcut.
http://www.kigem.com/content.asp?bodyID=1368
http://cokluzeka.com/
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87oklu_zek%C3%A2_kuram%C4%B1
Bu arada Begüm'ün, durmayan çenesi, bizi şaşırtan hafızası, büyük küçük ayırt etmeden çevresindekilerle iletişimini göz önünde bulundurarak, sözel-dil zekası kuvvetli bir çocuk olduğunu düşünüyorum. Bu da geleceğe notum olsun, ileride nasıl olacak bakalım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


