Evet, hala buradayım. Uzun sessizliğin sebebi bayram ve uzattığımız tatil. Eskişehir'deydik. Yedik, içtik, soğuk olmasına rağmen gezdik. Sayıyla belirttiğimde uzun bir süre olmasına rağmen zaman çabucak geçiverdi. bir baktık dönüş günü gelmiş. Her zaman pazar dönerdik. Bu sefer benim işlerim nedeniyle perşembe dönmek zorunda kaldık. Bu sebeple günler de birbirine girdi. Çarşamba oldu cuma, perşembe oldu pazar.
Ve evimizdeyiz...
Koşturmacaların ardından ancak oturabildim bilgisayarın başına. Sanırım yazmayı da unutmuşum. :)
Neyse diğer postlar daha uzun olur umarım. :)
Biraz da resim ekleyip durumu kurtaralım :)
Bu yukarıdaki resimde ne yapıyordu hatırlamıyorum, şimdi de bir anlam veremedim. Kaloriferin üzerinde dışarıya bakıyordu.
Yedi cücelerin huysuz olanı. Bu fotoğrafı çekene kadar göbeğim çatladı. Sadece bereyle bir fotoğraf istiyordum. Ama hanım kızımız istemeyince böyle bir fotoğraf çıktı ortaya.
22 Kasım 2011 Salı
13 Ekim 2011 Perşembe
Gülümseten Şeyler
Geçenlerde uyutmaya çalışıyorum. O da uyumamak için bin bir takla atıyor. Bir kaç kez yediği 'Bak benim de çok uykum geldi, ben de yatıyorum buraya.' numarasını denedim ve yatağının yanına, yere yattım. Ama yemedi. Bir yandan bebeğiyle oynadı, bir yandan 'Anni, anni' diyerek ayağa kalktı. Sonra da bebeği aşağı attı. Arkasından baktı. Ağzından şu cümle döküldü: 'Bebek- nerde?' Bu kadar düzgün kullandı kelimeleri. Belki bütün harfleri doğru değildi ama çok yakındı. Şaşırdım bu kadar düzgün çıkmasına. Bu arada uzun bir süredir her istediğini cümle şeklinde söylüyor. Önceden sadece 'Duu' diyerek belirtirdi su isteğini, şimdi 'Duu içç' şeklinde belirtiyor.
Bazen ne dediğini anlamıyorum. 'Elmer ve Renkler' kitabını okuduk. Resimlerine baktık. Sonra kitabı aldı. 'Önü? Önü?' demeye başladı. bir yandan da kitabın sayfalarını açmaya çalışıyor. Ben anlamadım, 'Önü'nün ön olduğunu bile anlamadım. Ne demek istediğini anlamaya çalışıyorum. Sonra aradığı sayfayı buldu. 'Geliyorum Elmer önümden çekil.' sayfasıymış. 'Haaa..' dedim kaldım. Gülümsedim yine...
Olmadık yerde gülümsetiveriyorlar insanı. Bu küçük insanlardan her eve lazım... :)
8 Ekim 2011 Cumartesi
Bir Cumartesi de Böyle Geçti
Dün gece yine ve yine Begüm nöbetindeydim. İki saat -belki daha fazla- uyusun diye uğraştım. Yattığımda saat 7:30'du. Sabah da erkenden hortladı, her zamanki gibi. Ben dayanamıyorum o nasıl dayanıyor anlamıyorum. Kayıp giden düzenimizi geri getirsem iyi olacak galiba. O zaman da uğraşıyordum uyusun diye ama daha mutlu daha huzurluydum. Ne zaman yatacak, ne zaman kalkacak tahmin edebiliyordum en azından.
Bir süredir hep aynı uyku muhabbetini yapıyorum farkındayım ama en büyük derdim bu, mazur görün.
Begüm'ü babaanneye gönderdim biraz uyurum diye ama nafile. Döndüm durdum bir saniye uyuyamadım. Ben de kalktım, 'Aklımdaki işleri halledeyim bari.' dedim. Önce evi sildim, süpürdüm, pakladım. Sonra ne zamandır aklımda olan ama el atamadığım buzdolabına el attım. Uzun zamandır bekleyen erikleri, elmaları ve içi geçmiş kararmaya yüz tutmuş muzları değerlendireyim dedim. Eriklerden reçel, elmalardan turta, muzlardan da kek yapmaya karar vermiştim zaten önceden. Tarifleri açtım. Eriklerden başlayayım dedim ama erikler sizlere ömür. Çok da merak ediyordum erik reçelini. İçimde kaldı. Artık pazardan alıp yapacağım haftaya. Ben de elmalı turtaya geçtim. Bir güzel karıştırdım malzemeleri. Sıra geldi una. Un da üst dolapta. O dolap da üşengeçliğimden sıkış tepiş. Elimi attım una, çektimm ve olan oldu. Unun altındaki tuz paketi cumburlop benim hamur lmaya ramak kalmış karışımımın içine. Sadece düşmüş olsa iyi. Çarpmanın etkisiyle bir de patladı, bir miktar tuz da karışın içine karışıverdi. Ben yıkıldım tabi. Neyse döküp baştan başladım. Bu sefer kazasız belasız atlattım. Muzlu keki de yaptım. Fırındalar pişiyorlar. :)
Aslında bugün amacım kitap fuarına gitmekti.Kendimi ona odaklamıştım ama kısmet değilmiş. Zaten elimde okunacak bir sürü kitap var yenilerine hiç gerek yok. Mu acaba? Yoksa aklımdaki bir kaç kitabı da alıp sırayı genişletsem mi? En iyisi genişleteyim. Kitap iyidir. Okunmasa bile dekor olarak kullanılır. :)
İşte böyle... Bu cumartesi de evde geçti. Fırındakiler de pişti sayılır. Şimdi de el işlerine mi el atsam napsam? :)
Bir süredir hep aynı uyku muhabbetini yapıyorum farkındayım ama en büyük derdim bu, mazur görün.
Begüm'ü babaanneye gönderdim biraz uyurum diye ama nafile. Döndüm durdum bir saniye uyuyamadım. Ben de kalktım, 'Aklımdaki işleri halledeyim bari.' dedim. Önce evi sildim, süpürdüm, pakladım. Sonra ne zamandır aklımda olan ama el atamadığım buzdolabına el attım. Uzun zamandır bekleyen erikleri, elmaları ve içi geçmiş kararmaya yüz tutmuş muzları değerlendireyim dedim. Eriklerden reçel, elmalardan turta, muzlardan da kek yapmaya karar vermiştim zaten önceden. Tarifleri açtım. Eriklerden başlayayım dedim ama erikler sizlere ömür. Çok da merak ediyordum erik reçelini. İçimde kaldı. Artık pazardan alıp yapacağım haftaya. Ben de elmalı turtaya geçtim. Bir güzel karıştırdım malzemeleri. Sıra geldi una. Un da üst dolapta. O dolap da üşengeçliğimden sıkış tepiş. Elimi attım una, çektimm ve olan oldu. Unun altındaki tuz paketi cumburlop benim hamur lmaya ramak kalmış karışımımın içine. Sadece düşmüş olsa iyi. Çarpmanın etkisiyle bir de patladı, bir miktar tuz da karışın içine karışıverdi. Ben yıkıldım tabi. Neyse döküp baştan başladım. Bu sefer kazasız belasız atlattım. Muzlu keki de yaptım. Fırındalar pişiyorlar. :)
Aslında bugün amacım kitap fuarına gitmekti.Kendimi ona odaklamıştım ama kısmet değilmiş. Zaten elimde okunacak bir sürü kitap var yenilerine hiç gerek yok. Mu acaba? Yoksa aklımdaki bir kaç kitabı da alıp sırayı genişletsem mi? En iyisi genişleteyim. Kitap iyidir. Okunmasa bile dekor olarak kullanılır. :)
İşte böyle... Bu cumartesi de evde geçti. Fırındakiler de pişti sayılır. Şimdi de el işlerine mi el atsam napsam? :)
4 Ekim 2011 Salı
Eş Anlamlı Kelimeler
Begüm henüz eş anlamlı kelimeleri bilmiyor. Onun için her kelimenin bir tane anlamı var. Bu durum aramızda komik diyaloglara sebep oluyor. Örneklere bakalım:
Begüm: Uff, uff..
Anne: Evet annecim ayağın uff olmuş, yara olmuş.
B: Ya-ya, ya-ya
A: Evet annecim, yara olmuş. Ayakkabı ayağını vurmuş yara olmuş
(Begüm 'Eh, eh' seleri eşliğinde ayağına vurur. Anne durumu anlamaz.)
A: Vurma annecim, niye vuruyorsun ayağına?
(Sonra annenin kafasına dank eder: 'Vurmak' kelimesini kuzucuk gerçek anlamında kullanıyor!
Üç boyutlu labirent gibi bir oyuncağı var. Karışık tellerden boncukları bir taraftan diğer tarada geçirmeye çalışıyor. Tabanında koyun, inek, domuz resimleriyle bir çiftlik çizmişler. Ortada da yap-boz şeklinde bir çiftçi var.
A: Begüm hadi çiftçiyi yerine koy. Koyunlar kaçmasın.
(Begüm çiftçiyi yerine yerleştirir.)
A: Aferin annecim.Çiftçi koyunların başında beklesin de koyunlar kaçmasın.
(Begüm kafasını göstererek 'Başı, başı' diye tekrar eder, anne kopar.)
Begüm: Uff, uff..
Anne: Evet annecim ayağın uff olmuş, yara olmuş.
B: Ya-ya, ya-ya
A: Evet annecim, yara olmuş. Ayakkabı ayağını vurmuş yara olmuş
(Begüm 'Eh, eh' seleri eşliğinde ayağına vurur. Anne durumu anlamaz.)
A: Vurma annecim, niye vuruyorsun ayağına?
(Sonra annenin kafasına dank eder: 'Vurmak' kelimesini kuzucuk gerçek anlamında kullanıyor!
Üç boyutlu labirent gibi bir oyuncağı var. Karışık tellerden boncukları bir taraftan diğer tarada geçirmeye çalışıyor. Tabanında koyun, inek, domuz resimleriyle bir çiftlik çizmişler. Ortada da yap-boz şeklinde bir çiftçi var.
A: Begüm hadi çiftçiyi yerine koy. Koyunlar kaçmasın.
(Begüm çiftçiyi yerine yerleştirir.)
A: Aferin annecim.Çiftçi koyunların başında beklesin de koyunlar kaçmasın.
(Begüm kafasını göstererek 'Başı, başı' diye tekrar eder, anne kopar.)
3 Ekim 2011 Pazartesi
Uykusuz Her Gece...
Bir-iki hafta önce, uzun zaman sonra ilk kez yağmur yağdı. Meğer o yağmur sonbaharın habercisiymiş. Antalya'ya sonbahar geldi. Bahar ve sonbahar. Antalya'nın en yaşanılabilir mevsimleri sanırım. Gündüzleri hala sıcak ama klimasız da durulabiliyor. Kavurucu sıcak değil yani. Geceleri ise serin. Yağmurlardan sonra gün boyu cam kapı açık evde. Yaz boyu klimadan havasız kalmış evim için ve bu durumdan nefret eden benim için mükemmel bir durum bu.
Hava serin, geceleri daha serin. Uyumak için mükemmel zamanlar. Kapıyı aç, camı aç, serin serin uyu. Ama gel gör ki öyle olmadı. O yağmurlardan beri doğru dürüst uyku uyuyamadık ailecek. Begüm'ün uyuması en erken 22:30 oldu. Geç halini düşünün. Geceleri de uyanıyor. Sabahları da açılan okulların etkisiyle, gerek yakınlardaki okulların zil sesinden, gerek üst kattakilerin koştura koştura basamakları inmesinden 8:00 bilemedin 8:30da uyanıyor. Uykusunu alamıyor ve haliyle huysuz oluyor.
Anne cephesine bakalım:
Anne Begüm'ü uyutmak için gecenin bilmem kaçına kadar cebelleşiyor. Gece uyanan Begüm'ü uyutmak için cebelleşiyor. Sonra bir de kendini uyutmak için cebelleşiyor.
Baba cephesine bakalım:
Geç yatıyor. Belki biraz zorlanarak uyuyor. Uyuyor, uyuyor. Sabah güç bela kalkıyor. 'Gece Begüm uyandı mı?' diye soruyor. 'Ben geceleri uyuyamıyorum artık.' diyen anneye 'Valla ben de!' diyor!
Aaaah, ahh...
Bünye klimaya mı alıştı n'aptı bilmiyorum ki...
Allah uykulu gecelerimizi geri getirsin, kimseyi de uykusuz bırakmasın.. Zor, çok zor....
Hava serin, geceleri daha serin. Uyumak için mükemmel zamanlar. Kapıyı aç, camı aç, serin serin uyu. Ama gel gör ki öyle olmadı. O yağmurlardan beri doğru dürüst uyku uyuyamadık ailecek. Begüm'ün uyuması en erken 22:30 oldu. Geç halini düşünün. Geceleri de uyanıyor. Sabahları da açılan okulların etkisiyle, gerek yakınlardaki okulların zil sesinden, gerek üst kattakilerin koştura koştura basamakları inmesinden 8:00 bilemedin 8:30da uyanıyor. Uykusunu alamıyor ve haliyle huysuz oluyor.
Anne cephesine bakalım:
Anne Begüm'ü uyutmak için gecenin bilmem kaçına kadar cebelleşiyor. Gece uyanan Begüm'ü uyutmak için cebelleşiyor. Sonra bir de kendini uyutmak için cebelleşiyor.
Baba cephesine bakalım:
Geç yatıyor. Belki biraz zorlanarak uyuyor. Uyuyor, uyuyor. Sabah güç bela kalkıyor. 'Gece Begüm uyandı mı?' diye soruyor. 'Ben geceleri uyuyamıyorum artık.' diyen anneye 'Valla ben de!' diyor!
Aaaah, ahh...
Bünye klimaya mı alıştı n'aptı bilmiyorum ki...
Allah uykulu gecelerimizi geri getirsin, kimseyi de uykusuz bırakmasın.. Zor, çok zor....
25 Eylül 2011 Pazar
Mutlu Son!!
Evet, yaptım! Başardım! Sonunda başardım! Hamileliğimin 8. ayında başlayan laneti sonunda üzerimden attım. Şeytanın bacağını kırdım. Her ne kadar üç ay sürse de 1,5-2 sene sonra ilk kitabımı bitirebildim.Yazın başında başladığım Tarık Buğra'nın Küçük Ağa romanını dün akşam itibariyle bitirmiş bulunuyorum.
Kitap süründü resmen elimde. Ben okumaya başladığımda sıfır bir kitaptı, daha önce kimse okumamıştı. Şimdi ise sanki 3 kişinin elinden geçmiş gibi. Bütün yaz boyunca okuyayım, bitireyim diye her yere götürdüm kitabı. Yazlığa, denize, misafirliğe, alışverişe gittiğimde genelde yanımdaydı. Hatta, elim boş olur, Begüm'e bakan çok olur diye bayramda Eskişehir'e bile götürdüm. Orada kesin bitirme planlarım vardı. Ama kısmet dün akşamaymış.
Sıkıcı bir kitap değil, anlatımı akıcı genel olarak, rahat okunuyor. Ama onu da yapayım, bunu da yapayım sonra okurum, yatarken okurum deyince gün içinde okunmuyor. Zaten Begüm varken okuma ihtimalim bile yok. O uyuyunca da evin işiydi gücüydü, okuma saati yatma zamanına kalıyor. 'Aman bugün yorgunum yarın okuyayım.' lar da baya bol olunca kitap üç ayda anca bitiyor. Hele o son 15-20 sayfa uzadı da uzadı. Neyse canım buna da şükür. darısı diğerlerinin başına.
Alttaki resim de de yıllanmış kitabımızı görüyorsunuz.
Bu arada beyaz çikolatalı muffin yaptım. Yapmadan önce çikolata tadı gelir mi gelmez mi diye sürüncemede kaldım ama güzel oldu. Tadı şahane. Beyaz çikolatanın tadı geliyor, ama çok yoğun değil. Benim gibi 'Yapsam mı, yapmasam mı?' diye düşünenlere tavsiye ederim. Konuyla alakasız oldu ama yazmak istedim :)
Kitap süründü resmen elimde. Ben okumaya başladığımda sıfır bir kitaptı, daha önce kimse okumamıştı. Şimdi ise sanki 3 kişinin elinden geçmiş gibi. Bütün yaz boyunca okuyayım, bitireyim diye her yere götürdüm kitabı. Yazlığa, denize, misafirliğe, alışverişe gittiğimde genelde yanımdaydı. Hatta, elim boş olur, Begüm'e bakan çok olur diye bayramda Eskişehir'e bile götürdüm. Orada kesin bitirme planlarım vardı. Ama kısmet dün akşamaymış.
Sıkıcı bir kitap değil, anlatımı akıcı genel olarak, rahat okunuyor. Ama onu da yapayım, bunu da yapayım sonra okurum, yatarken okurum deyince gün içinde okunmuyor. Zaten Begüm varken okuma ihtimalim bile yok. O uyuyunca da evin işiydi gücüydü, okuma saati yatma zamanına kalıyor. 'Aman bugün yorgunum yarın okuyayım.' lar da baya bol olunca kitap üç ayda anca bitiyor. Hele o son 15-20 sayfa uzadı da uzadı. Neyse canım buna da şükür. darısı diğerlerinin başına.
Alttaki resim de de yıllanmış kitabımızı görüyorsunuz.
Bu arada beyaz çikolatalı muffin yaptım. Yapmadan önce çikolata tadı gelir mi gelmez mi diye sürüncemede kaldım ama güzel oldu. Tadı şahane. Beyaz çikolatanın tadı geliyor, ama çok yoğun değil. Benim gibi 'Yapsam mı, yapmasam mı?' diye düşünenlere tavsiye ederim. Konuyla alakasız oldu ama yazmak istedim :)
16 Eylül 2011 Cuma
Begüm'ün Ağzından Dökülenler
Begüm bir kaç aydır iyice dillendi. Ne söylesek tekrar ediyor. Mesela geçen akşam uyutmaya çalışıyorum. 'An-nene, an-nene' diye anneannesini sayıklamaya başladı. Ben de -hala uyumadığı için sinirimden- biraz sert bir şekilde 'Anneanne Eskişehir'de. ' dedim.
Begüm: Essşeerde
O kadar tatlı söyledi ki, bir kaç defa tekrarlattım. Uyku da iyice dağıldı, sonra yine çabaladım ama olsun değdi. :)
Arabadayız. İzzet'le konuşuyoruz. Muhabbet nasıldı hatırlamıyorum ama sonunda 'Aamin, aamin. inşallah' dedim. Arkadan Begüm: 'Amin, Amin.'
Dün de eşimin kuzenler var. Birinin adı Yasemin. 'Yaasemin, Yaasemin' diye tekrarladım birkaç defa o da söylesin diye. Sonuç: ' Aasemin'
Benim adımı ve babasının adını daha önceden söylüyordu zaten. Kendi adını söylemeye başladı: 'Bee-gum', 'Bee-gm' Evet bazen aradaki 'U' kayboluyor. Nasıl oluyor sormayın, duymak lazım :)
Ayrıca bu aralar benim favorilerim 'Dahtaa' ve 'Aaktabı' (Çanta ve ayakkabı.) Bol bol söyletiyorum. :)
Başka birçok kelime var. Genelde biz söyledikten sonra dökülüyor ağzından. Tekrar ediyoruz iyice pekişsin diye ve beklemediğimiz bir anda karşımıza geliveriyor bu kelimeler.
Çok sevimli çok eğlenceli.....
Bir de kızımın seksi bir pozunu eklemek istiyorum.
Evde mayo kataloğu falan da yok ama, bir yerlerde görmüş,özenmiş galiba kuzucuğum. :)
Begüm: Essşeerde
O kadar tatlı söyledi ki, bir kaç defa tekrarlattım. Uyku da iyice dağıldı, sonra yine çabaladım ama olsun değdi. :)
Arabadayız. İzzet'le konuşuyoruz. Muhabbet nasıldı hatırlamıyorum ama sonunda 'Aamin, aamin. inşallah' dedim. Arkadan Begüm: 'Amin, Amin.'
Dün de eşimin kuzenler var. Birinin adı Yasemin. 'Yaasemin, Yaasemin' diye tekrarladım birkaç defa o da söylesin diye. Sonuç: ' Aasemin'
Benim adımı ve babasının adını daha önceden söylüyordu zaten. Kendi adını söylemeye başladı: 'Bee-gum', 'Bee-gm' Evet bazen aradaki 'U' kayboluyor. Nasıl oluyor sormayın, duymak lazım :)
Ayrıca bu aralar benim favorilerim 'Dahtaa' ve 'Aaktabı' (Çanta ve ayakkabı.) Bol bol söyletiyorum. :)
Başka birçok kelime var. Genelde biz söyledikten sonra dökülüyor ağzından. Tekrar ediyoruz iyice pekişsin diye ve beklemediğimiz bir anda karşımıza geliveriyor bu kelimeler.
Çok sevimli çok eğlenceli.....
Bir de kızımın seksi bir pozunu eklemek istiyorum.
Evde mayo kataloğu falan da yok ama, bir yerlerde görmüş,özenmiş galiba kuzucuğum. :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

