22 Aralık 2011 Perşembe

Ben Çok Güldüm, Siz de Gülün İstedim

Az önce keşfettiğim Bengi Özkan'ın blogundan alıntıdır. 


Erkek, 28, İstanbul

Muhteşem güzellikteki pazarlama müdiresiyle iş için şehir dışındayız.Akşam otelde yemeğimizi yedik, "Hadi çıkıp gezelim biraz." dedi.
Çıktık, kapının önünde "El ele gidelim mi?" dedi, heyecanlandım, "Olur tabi ki" dedim ve elimi uzattım. Güldü "Şu ilerideki mağazadan bahsediyorum adı "L&L" dedi. Rezil oldum rezil. İngilizce isim koymayın şu dükkanlara yahu.


Erkek, 30, Ankara

Cenaze namazına başlamak üzereyken, imamın "Saf olalım" anonsuyla bana dönüp gözlerini pörtleterek saf taklidi yapan saygıdeğer kardeşim, Allah cezanı verecek!



Erkek 52, Ankara

Bölük komutanının yanına koşarak gelip çakı gibi bir selam verdikten sonra heyecanla "Beni arzu etmişsiniz komutanım" diyen ve yüzbaşının "Seni ne arzu edecem lan!" kükremesiyle magma yollarına düşen Mehmetçik için kocaman bir alkış lütfen...


Kadın, 31, İzmir

Kocamın evlilik yıldönümümüzde telefonuma bıraktığı sesli mesaj:
"Sinyal sesinden sonra mesaj bırakın diyor. Ses bir-ki, deneme... Şaka yaptım. He he he... Neyse... Güzel karıcığım, tanışma yıldönümümüzü unuttum diye bana kırgınsın biliyorum. Bak evlilik yıldönümümüzü unutmadım, sabahın köründe sen uyurken telefonuna mesaj bırakıyorum.
Sen ne şanslı kadınsın; benim gibi bir adamla evlisin. Annen seni Kadir gecesi doğurmuş sanırım. Benimle evlendiğin için seni tebrik eder, başarılarının devamını dilerim."

Kadın, 32, İstanbul
Karısına küsünce sofraya oturmayan, aynı zamanda çok iştahlı bir dayım var. Yine gün içerisinde yaşanmış bir tartışma olduğu suratlarından belli olan bu çiftin evinde yemekteyiz. Dayım o kadar kırgın ki sofraya oturmuyor. Yengem yemekleri koymaya başlıyor, oldukça sinirli ama yine de dayımın oturması gereken yerdeki tabağa bir miktar yemek koyuyor. Ardından dayımın gergin havayı bozan cümlesi geliyor: "Onu kime koyduysanız, o az!"


Kadın, 29, Konya

Kilolu bir kadınım, e haliyle sık sık diyete, rejime başlıyorum. Yine böyle rejim kararı aldığım bir gece, yatak odamdaki tuvalet aynama sabah uyanınca göreyim ve uygulayayım diye rujla "Yağ, tuz, şeker yok!" yazdım. Sabah uyandığımda benim notumun altında kocamın bıraktığı notu gördüm ve gülmekten rejimi bile unuttum. "E daha dün aldım ya!"


Erkek, 43, Muğla
Aydın-İzmir otoyolunda hız limitini aştığım için gişe çıkışında ceza yiyorum. Memur makbuzu keserken telsizden bir anons geliyor:''Kırmızı motosikleti alın, kırmızı motosikleti alın, o ne yaa hız 312 kilometreee...'' Kırmızı motosiklet geliyor, durduruyorlar. Memur soruyor. ''Ya hakikatten bu 312 yapıyor mu?'' Delikanlı:''Evet memur bey, Hayabusa bu, daha fazla da yapıyor!'' Memur:''Göster bakayım lan!'' diyerek yedek kaskı giyiyor ve yola çıkıyorlar. Merakla gelmelerini bekliyoruz. Bir süre sonra geliyorlar. Polis: ''Ya 10 dakikada Torbalı kavşağına gidip geldik haa,vay bee...'' diyor, çocuğu öpüp, ''Sana ceza yok lan zibidi, yavaş git bundan sonra haa!'' deyip gönderiyor. Biz de arkasından alkışlıyoruz zibidiyi!

Erkek, 32,İstanbul

Karımın ailesi ile taksideyiz. Hepsi şoföre "Şuradan gidin, buradan gidin..." diye yolu tarif etmeye çalışıyor. Ancak hemen her sokakta çalışma veya kazı olduğundan bir türlü yolu doğrultamıyoruz. Şoför de, karımın ailesi de iyice bunalmış. Ben bir ara boşluk buldum ve "Niye şoföre X yerine gideceğiz demiyorsunuz?" dedim. Şoför ani bir frenle arabayı durdurdu ve "Siz sabahtan beri X yerine mi gitmeye çalışıyorsunuz?" dedi. "Evet" cevabını alınca da, "Allah sizi nasıl biliyorsa öyle yapsın" dedi. Sonra bana dönüp ağzımın kulaklarıma vardıran sözü söyledi: "Sen damatsın değil mi? Bu aileden olmadığın belli oluyor." İnip alnından öpmemek için kendimi zor tutmuştum...

Erkek, 32, Yurtdışı

Sevdiğim kadını aracıyla takip ediyorum, Zekeriyaköy orman yolunda sanırım şüphelenip aracı sağa yanaştırıp bekliyor. 100 mt. kadar gerisindeyim. O bekliyor, ben bekliyorum, o bekliyor, ben bekliyorum,... Derken cebime bir mesaj geliyor : "Arkamdaki sen misin?" Salak kafam cevap veriyor: "Saçmalama! Ne işim var orman yolunda..."

20 Aralık 2011 Salı

Begüm'den...

Bu aralar evde komik diyaloglar oluyor. Tabi ki ana kahramanımız Begüm!

Sabah. Babası işe gidecek, Begüm de arkasında dolanıyor. 'Popo, kah-kah! ' diye de sesi geliyor. Aslında 'Popomu kaşı' demek istiyor. Baba: 'Kakan mı geldi kızım. Tamam, gel.'diyerek Begüm' banyoya getiriyor.(Lazımlığı orada çünkü.) Banyoda oyalanan ben de kızı soyup soğana çevirmesin diye olaya müdahale ediyorum, Begüm'ün tercümanlığını yapıyorum. Babadan gelen cevap: 'Haa, öyle mi!! Ben de çocuk kendi kendine tuvaletini söylemeyi öğrendi diye sevinmiştim.'
-------------------------------------------------------------------------------------------------------

Arabadayız. Begüm'ün yanında eşimin kuzeni var. Begüm bir şeyler istiyor. Vermemesi gereken bir şey olduğu için ablası vermiyor. Begüm baya bir ısrardan sonra alamayacağını anlıyor ve: 'Aman yaaa!!'' Biz: '!!???'

-------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir mağazadayız. Ben birşeyler bakıyorum, Begüm'e de ablası eşlik ediyor. Begüm benim peşimde dolanmaya çalışıyor. Ben yan tarafa geçmek için insanlardan izin istedim.Yan tarafa geçtim, oradakilere bakıyorum. Yandan bir ses 'Paydon, paydon.' ve Begüm yanımda.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

Misafirlikteyiz. Begüm sehpanın üzerindeki ahizeli telefonla oynamaya çalışıyor.
Ben: 'Hayır annecim, Oynama onunla.'
Begüm: 'Nedeen?'
Ben: ??!!!! (Neden kelimesini çok mu kullanıyorum acaba diye düşünmeye başladım.)

12 Aralık 2011 Pazartesi

Kestim, Beklemedeyim...

Begüm'ün saçını kestim bugün.
Evet, tarih sayfalarına yazılsın.
Vatana, millete hayırlı olsun!
Tepeden uzamış beş tel, ve arkadan uzamış on tel saçı kestim. Birazcık...
Şimdi saçının daha hızlı uzamasını bekliyorum.
Bir nevi deneysel bir olay benim için bu durum. Eğer daha hızlı uzarsa her yerden eşit oranda kesmeyi ya da kestirmeyi düşünüyorum. Zira, el kadar bebeklerin bile kızımdan daha uzun saçının olduğunu görmek beni deli ediyor.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Bu Çocuklar Adamı Öldürür...

Küçük kızım büyüyor. Hem de gözümün içine soka soka..
Baya oldu sanırım. Begüm'ü parka götüreceğim. Üzerini değiştirmesi için ikna etmeye çalışıyorum.(Dışarı çıkarken ev kıyafetleriyle gitmek gibi bir ısrarı oluyor çoğu zaman. Sanırım acelecilikten :) ) Çekmeceyi açtım, kıyafet seçiyorum. Begüm de geldi yanıma. Taytının birine el attı. 'Buu, inne'. Ne demeye çalıştığını anlamadım başta. Tekrar ettirdim, tekrar ettirdim. Sonra jeton düştü: 'Bu ince!'  Daha önceden dışarı çıkarken tayt giymek istemişti. Ben de 'Hayır, o ince. Üşürsün.' demiştim. Şimdi o bana söylüyor. :)




********************

Geçen hafta çarşıya çıktık. Bir şeyler alacağım, fiyatını sordum. 'Bu ne kadar?' Arkamdan Begüm aynı şeyi göstererek 'Buu ne kaddayy?' Tezgahtarlar kotu tabi. İki gün önce zaman geçirmek için bir ayakkabı mağazasına girdim. Daha ben ağzımı açmadan, ayakkabıya bile bakmadan, gitti bir ayakkabıyı aline aldı, bağıra bağıra 'Buu ne kaddayy?'. Cevap gelmeyince bir kaç kez daha tekrarladı. Tezgahtarlardan ilgi göremeyince ben müdahale ettim. (Tezgahtarlara da söyledim içimden bir şeyler de neyse.. ) 





********************

Ben de bu aralar artan fotoğraf merakımı gidermeye çalışıyorum. O sebeple blogu falan gözüm görmüyor. :) Ama hala aklımdasın sevgili blog, sensiz olmaz. Ama yanına arkadaş gelebilir bir tane yakın zamanda. :)

22 Kasım 2011 Salı

İşte Geldim Buradayım...

Evet, hala buradayım. Uzun sessizliğin sebebi bayram ve uzattığımız tatil. Eskişehir'deydik. Yedik, içtik, soğuk olmasına rağmen gezdik. Sayıyla belirttiğimde uzun bir süre olmasına rağmen zaman çabucak geçiverdi. bir baktık dönüş günü gelmiş. Her zaman pazar dönerdik. Bu sefer benim işlerim nedeniyle perşembe dönmek zorunda kaldık. Bu sebeple günler de birbirine girdi. Çarşamba oldu cuma, perşembe oldu pazar.
Ve evimizdeyiz...
Koşturmacaların ardından ancak oturabildim bilgisayarın başına. Sanırım yazmayı da unutmuşum. :)
Neyse diğer postlar daha uzun olur umarım. :)
Biraz da resim ekleyip durumu kurtaralım :)

 Bu yukarıdaki resimde ne yapıyordu hatırlamıyorum, şimdi de bir anlam veremedim. Kaloriferin üzerinde dışarıya bakıyordu.



 Yedi cücelerin huysuz olanı. Bu fotoğrafı çekene kadar göbeğim çatladı. Sadece bereyle bir fotoğraf istiyordum. Ama hanım kızımız istemeyince böyle bir fotoğraf çıktı ortaya.





13 Ekim 2011 Perşembe

Gülümseten Şeyler

Bir buçuk yaşında, bebeklikten çocukluğa geçmeye çalışan bir insan yavrusuyla yaşamak çok eğlenceli. Evet, zaman zaman sinirlendiriyor, çileden çıkarıyor, delirtiyor, ne yapacağımı bilemez hale getiriyor beni, ama bunları görmezden gelirsek onunla hayat çok eğlenceli. Hatta sinirlendirirken güldürmeyi de başarabiliyor bu varlıklar. Yeni bir şeyleri keşfederken onu izlemek, koştururken paytak adımlarının arkasından bakmak, yarım yamalak söylediği kelimeleri anlamak, cümlelerini dinlemek... Hangi ruh halinde olursam olayım yüzüme bir gülümseme yerleşmesine yetiyor.

Geçenlerde uyutmaya çalışıyorum. O da uyumamak için bin bir takla atıyor. Bir kaç kez yediği 'Bak benim de çok uykum geldi, ben de yatıyorum buraya.' numarasını denedim ve yatağının yanına, yere yattım. Ama yemedi. Bir yandan bebeğiyle oynadı, bir yandan 'Anni, anni' diyerek ayağa kalktı. Sonra da bebeği aşağı attı. Arkasından baktı. Ağzından şu cümle döküldü: 'Bebek- nerde?' Bu kadar düzgün kullandı kelimeleri. Belki bütün harfleri doğru değildi ama çok yakındı. Şaşırdım bu kadar düzgün çıkmasına. Bu arada uzun bir süredir her istediğini cümle şeklinde söylüyor. Önceden sadece 'Duu' diyerek belirtirdi su isteğini, şimdi 'Duu içç' şeklinde belirtiyor.





Üniversiteden arkadaşlarımdan hediye, uçak şeklinde bir müzik kutum var. Bir kaç kez çalmıştım Begüm'e hoşuna gitmişti. Geçen hafta grip olduğunda ben onun burnunu silerken, o da uçağın burnunu sildi. Daha doğrusu pervanesini. Ben sil falan demedim, tamamen kendisi yaptı, içinden geldi. Çok güldüm görünce.


Bazen ne dediğini anlamıyorum. 'Elmer ve Renkler' kitabını okuduk. Resimlerine baktık. Sonra kitabı aldı. 'Önü? Önü?' demeye başladı. bir yandan da kitabın sayfalarını açmaya çalışıyor. Ben anlamadım, 'Önü'nün ön olduğunu bile anlamadım. Ne demek istediğini anlamaya çalışıyorum. Sonra aradığı sayfayı buldu. 'Geliyorum Elmer  önümden çekil.' sayfasıymış. 'Haaa..' dedim kaldım. Gülümsedim yine...



Olmadık yerde gülümsetiveriyorlar insanı. Bu küçük insanlardan her eve lazım... :)

8 Ekim 2011 Cumartesi

Bir Cumartesi de Böyle Geçti

Dün gece yine ve yine Begüm nöbetindeydim. İki saat -belki daha fazla- uyusun diye uğraştım. Yattığımda saat 7:30'du. Sabah da erkenden hortladı, her zamanki gibi. Ben dayanamıyorum o nasıl dayanıyor anlamıyorum. Kayıp giden düzenimizi geri getirsem iyi olacak galiba. O zaman da uğraşıyordum uyusun diye ama daha mutlu daha huzurluydum. Ne zaman yatacak, ne zaman kalkacak tahmin edebiliyordum en azından.
Bir süredir hep aynı uyku muhabbetini yapıyorum farkındayım ama en büyük derdim bu, mazur görün.
Begüm'ü babaanneye gönderdim biraz uyurum diye ama nafile. Döndüm durdum bir saniye uyuyamadım. Ben de kalktım, 'Aklımdaki işleri halledeyim bari.' dedim. Önce evi sildim, süpürdüm, pakladım. Sonra ne zamandır aklımda olan ama el atamadığım buzdolabına el attım. Uzun zamandır bekleyen erikleri, elmaları ve içi geçmiş kararmaya yüz tutmuş muzları değerlendireyim dedim. Eriklerden reçel, elmalardan turta, muzlardan da kek yapmaya karar vermiştim zaten önceden. Tarifleri açtım. Eriklerden başlayayım dedim ama erikler sizlere ömür. Çok da merak ediyordum erik reçelini. İçimde kaldı. Artık pazardan alıp yapacağım haftaya. Ben de elmalı turtaya geçtim. Bir güzel karıştırdım malzemeleri. Sıra geldi una. Un da üst dolapta. O dolap da üşengeçliğimden sıkış tepiş. Elimi attım una, çektimm ve olan oldu. Unun altındaki tuz paketi cumburlop benim hamur lmaya ramak kalmış karışımımın içine. Sadece düşmüş olsa iyi. Çarpmanın etkisiyle bir de patladı, bir miktar tuz da karışın içine karışıverdi. Ben yıkıldım tabi. Neyse döküp baştan başladım. Bu sefer kazasız belasız atlattım. Muzlu keki de yaptım. Fırındalar pişiyorlar. :)
Aslında bugün amacım kitap fuarına gitmekti.Kendimi ona odaklamıştım ama kısmet değilmiş. Zaten elimde okunacak bir sürü kitap var yenilerine hiç gerek yok. Mu acaba? Yoksa aklımdaki bir kaç kitabı da alıp sırayı genişletsem mi? En iyisi genişleteyim. Kitap iyidir. Okunmasa bile dekor olarak kullanılır. :)
İşte böyle... Bu cumartesi de evde geçti. Fırındakiler de pişti sayılır. Şimdi de el işlerine mi el atsam napsam? :)