28 Şubat 2013 Perşembe

Zor Günler

Zor zamanlar geçiriyoruz. Her şeyin üst üste geldiği zamanlar.
Kronolojik olarak anlatırsam:
 Yaz-kış, yağmur-çamur demeden her başım sıkıştığında yanıma koşan annem rahatsızlandı. Bağırsağındaki poliplerde kanser hücrelerine rastlanmış. Ameliyat olma durumu var. Artı olarak bel fıtığı çıktı. Beli için MR çektirmesinden bir gece önce kanamam oldu. Hastaneye koşturduk, ertesi gün doktora. 33 haftalık hamileydim ve 'Erken doğum riski var.' dedi doktorum. Bebek baya aşağı inmiş ve rahimde doğum belirtileri başlamış. 'Dinleneceksin' dedi. Tanıdığımız jinekologları aradık. 'Yat, yerinden bile kalkma!' sonucuna ulaştık. Bebeğin akciğer gelişimi için 34 haftayı tamamlamam gerekiyordu en azından. Hemen annemi aradım tabi. MR çektirip, otobüse bindi kadıncağız. İki hafta bizimle kaldı. Bende herhangi bir doğum belirtisi olmadığından iki gün önce döndü Eskişehir'e, kendi sağlığıyla ilgilenmek için.
Birkaç gün önce Begüm grip oldu. Huysuz, mızmız, Uyumamak için olabildiğince direniyor. Annem hemen gelince anneanne heyecanıyla bana pek bulaşmadı başlarda ama sonradan kaldırmaya, kucak istemeye başladı. Olumlu yanıt alamayınca vazgeçti ve yattığım yerden oynamaya başladık. Her şeyin farkında ve etkileniyor. Bir ara bir canavar muhabbeti ve başka odaya tek başına gitmeme başladı. Canavar şöyle yaptı, canavar böyle yaptı, canavar geliyor saklanayım, canavar sana da böyle yapar,... Canavar artık gitti ama hala başka odaya tek başına gitmiyor. Bu problemin üstüne Blogcu Anne'nin şu yazısı ilaç gibi geldi. İlgi eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir bu durum ya da son zamanlardaki gerginliğimi kendisine yansıttığımdan. Davranışlara dikkat etmeyi hiçbir zaman elden bırakmamak gerekiyor.
Şu anda 35 haftayı bitirmek üzereyim. Ama hala yatıyorum. Amaç bebişi olabildiğince içeride tutmak. Doktorlara göre 37. haftaya, bana göre 21 Mart'a kadar. 21 Mart çünkü evdeki 3 koçun yanında bir balık olarak kafayı yemesin çocuk. :) 21 Mart'tan sonra istediği gün doğabilirsin oğluşum.
Dün itibariyle ben de grip oldum. Gözlerim yanıyor, burnum silmekten yara olmak üzere. Bir 'Hüp'(Otri Bebe'nin bizim evdeki adı) de bana lazım sanırım.
Bugün annemle konuştuk. Bağırsağından ameliyat olacakmış. Yarın hastaneye yatıp salı günü ameliyat olacak. Rahat bir ameliyat geçirip bir an önce iyileşir, bu stresli günlerimiz de 'Böyle günler de yaşamıştık.' diye anı olarak kalır umarım.

5 Şubat 2013 Salı

Kule

Begüm'le plastik renkli bardaklardan kule yaptık. İlk gün pek ilgi göstermedi bir Begüm klasiği olarak. İkinci gün hala ortalıkta olan bardaklarla peş peşe kuleler yaptık. Bazıları yaparken yıkıldı, yeniden yaptık.







Bu aktivite benim orjinal fikrim değil. Kaynak : Pinterest




31 Ocak 2013 Perşembe

Begümce

Begumce'de yeni kelime: Kiyat
Türkcesi: Kağıt

Bir de 'Suyan' var. Bunun Türkcesi de soğan.

Daha eski kelimeleri de var ama onlar ayrı bir post konusu...

30 Ocak 2013 Çarşamba

Montessori Materyalleri

Yazın bir heves montessori materyallerinden bazılarını almıştım Begüm'e. Begüm pek hevesli davranmamıştı ben de kaldırmıştım. Bugün 'Ne yapsak?' diye düşünürken aklıma geldi. Materyalleri amacından biraz farklı kullandık biz. 
Başta sadece kahverengi basamakları kullandık. U şeklinde bir yol yaptım ve Begüm'den basamakların üzerinde yürümesini istedim. Seve seve kabul etti. Birkaç tur yürüdü. O da benden talep etti aynı leyi tabi ki, ben de yürüdüm. Sonra devreye pembe kuleyi de soktuk. Hem sağ, hem sol ayakla basabileceği bir yol yaptım bu sefer. Biraz da onun üzerinden gittik geldik sırayla. Sonra Begüm kendisi takıldı biraz. Kule yptı, tren yaptı, ortalığa karman çorman savurdu falan. 

Bu söylediklerimden sadece bir tanesinin fotoğrafı var. Çünkü makineyi görünce Begüm'ün dikkati makineye kayıyor. Bugünkü denememde de aynı şey oldu. Ben de çektiğim bir iki fotoğrafla kaldım.

15 Aralık 2012 Cumartesi

Begüm Yapımı Çam Ağacı

Şu resimde gördüğünüz şey, Begüm Hanım'ın elinden çıkan bir çam ağacı. Aslında yapmaya başlamadan önce aklımda oluşan görüntü bu değildi ama Begüm böyle yapmayı uygun gördü.
Çook zaman önce kırtasiyeden aldığım sıkıştırılmış sünger kıvamında, arkası yapışkanlı, renkli, A4 kağıt boyutunda materyaller aldım. İsmini bilmediğim için anlatması biraz garip oldu. El işi kağıdının sıkıştırılmış sünger kıvamında olanı. El işi kağıdı gibi ince değil ve arkası yapışkanlı. koruyucu kağıdını çıkartınca istediğiniz yere yapıştırabiliyosunuz. (Neyse çok takıldım buna.) İşte bunların yeşilini aldım, makası aldım, bitmiş kağıt havlu rulosunu aldım. Begüm'ü de çağırdım 'Gel seninle çam ağacı yapalım.' diye.
Önce ağacın kahverengi kısmını ypğıştırdım ruloya. Sonra yeşil üçgenler kestim kestim, Begüm'den yapıştırmasını istedim. Biraz yapıştırdı, Sonra renk değiştirdi. Hangi rengi isterse ondan üçgenler kestim. O yapıştırdı. Sonra bazılarını çıkardı.
Yatmadan önce yaptığımız bir aktivite olduğu için sanırım, yatarken yanına aldı. Arada 'Ağaçç, napıyosuuun?' diye hal hatır sordu. :) (Aynı şeyleri ponpondan yaptığımız civcivlere de yapmıştı. Önce rafa, yan yana dizmişti. Sonra da aklına geldikçe gidip hal hatır sormuştu civcivlere.)
Begüm yapımı çam ağacımızın son yeri de, ertesi gün kurduğumuz (ama süsleyemediğimiz) çam ağacımızın tepesi oldu.

13 Aralık 2012 Perşembe

Benden Geçti Mi Acaba??

'Bu blog olayını, yani yazmama olayını iyice abarttım sanırım. Kasım ayı boyunca bir post bile yazmamışım. Tama öyle her gün yazan bir kişi değilim ama gittikçe de kötüye gidiyor bu durum. Aslında aklımda o kadar fazla şey vardı ki, aktivitelerimiz, gezmelerimiz falan. Hepsini unuttum gitti. fotoğrafladığım birkaç şey var sadece. Şu anda farkediyorum ki yazmaya bile üşenir olmuşum. Bir yandan onu yazayım bunu yazayım diyorum, bir yandan da neyse onu başka bir posta yazarım diyorum ki muhtemelen yazmayacağım :)
Son zamanlardaki hal ve durumumuzdan bahsedeyim kısaca.
Begüm yaz sonundan beri gündüzleri uyumuyor. En azından evde uyumuyor, babaannede uyuyor. Ama orada uyuyunca da düzeni değişiyor, sersem oluyor. Çünkü gündüz uyuyunca gece geç uyuyor, ertesi gün uykusunu alamamış oluyor ve de mızmız oluyor. Bunu en çok bugün hissettim, Bir de geçen hafta Ankara'da. O mızmız günleri de iyi kötü, mümkün mertebe şefkatli, çok uzattığında da bağırış çığırışlı atlatmaya çalışıyoruz.
Bu sabahki mızmızlığını baskılamak, kafasını dağıtmak için evin yakınındaki koleje götürdüm. Parkta oynadık biraz, parktaki öğrencilerle takıldı biraz. Sonra okulun içindeki anaokuluna girdik. Tanıdık olunca pek sorun olmadı. Çocuklar yemek yiyormuş, aç olmamasına rağmen Begüm de yedi. Sonra çoocuklarla oyun odasına geçti. Toplu halde oynadıkları oyuna katıldı ara ara, yanlarına oturdu bazen, bazen kalktı oyuncaklarla oynadı. Sonra öğretmen hanım Begüm'ü de dahil etti oyuna. Çok tatlıydı kuzucum. Söylenenleri yaptı. Halka olmuş çocukların ortasına geçti. Önce çiçek oldu. 'Hangi renk olmak istersin?' sorusuna 'Kırmızı' cevabını verdi. (hiç şaşırmadım.) Sonra başka oyuna geçtiler. Ortada kelebek oldu, zıp zıp zıpladı. Kendisinden en az iki yaş büyük olan çocuklara uyum sağladı. sıra serbest oynamaya geçtiğinde dikkati biraz daha dağınıktı, bir o gruba bir bu gruba katıldı. Ama yine de fena değildi. Eğlenceli bir gün oldu.' diye bir post hazırlıyordum tam bir hafta önce. ekleyeceklerim olduğundan ve de yazacak vaktim olmadığından yayınlamamıştım. Kısmet bugüneymiş. :)
Bir sonraki postta Ankara gezimizi paylaşmayı düşünüyorum. Umarım bir ay sonra olmaz :)
hadi bir de resim ekleyeyim:

Okula giderken bizim süslü kolona böyleydi :)



21 Ekim 2012 Pazar

Son Durum

Begüm bugünlerde 'olamaz' a  takmış durumda. Sanırım ilk kullandığı gün geçtiğimiz perşembeydi. Kahvaltı yapıyorduk. Çatalını batırmaya çalıştığı zeytin tabaktan zıplayıp yere düşünce kullandı ilk 'Oyamaaz!' ını. Sonra da sık sık kullanmaya başladı. Çok tatlı oluyor. Bir şey düşüyor, 'Oyamaaz!' Üzerine bir şeyler dökülüyor ,'Oyamaaz!'Oyuncağı bozuluyor, 'Oyamaaz!'  Nereden duydu, nereden öğrendi bilmiyorum. Ama o tepkisi çok hoşuma gidiyor.

Bir de dumur anlarımız var. Çok sık oluyor aslında ama aklımda tutamıyorum hepsini. En fazla yer eden ise şu:
Markete gittik, alacaklarımızı aldık.Ttuzak şeklinde kasanın yanında duran topitopları farketti Begüm. 'Şeker alcam.' dedi. 'Hayır' dedim. Bir yandan da aldıklarımı kasaya bırakıyorum. Begüm'ü beklemedim, aldıklarımı poşete doldurmaya başladım. Arkamdan bir kız geldi kasaya, arkasında da Begüm 'Şeker alcam.' diye bekliyor. Ben de 'Aldıklarımızı ödedik artık. Hadi gel. Parasını ödedik, bitti.' şeklinde başka para çıkarmayacağımı, şekerden vazgeçmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorum kendi çapımda. Baktım olmadı, başka şekilde yaklaşayım dedim. 'Alacaksın ama paran var mı?' dedim. Paran olmadığı için alamzsın demeye getirecektim ki 'Param var!' dedi. Cebinden çıkardı 1tlyi, kasiyere verdi, parasının üzerini aldı ve yanıma geldi. Ben de dumur şeklinde kalakaldım.

Bugün skype'tan anneanne ve teyzesiyle konuştu Begüm uzun aradan sonra. Genelde telefondan konuşurlardı. Begüm de 'Nabiyoon? hadi öptün görüşürüz şeklinde.' kısa kesip bana verirdi telefonu. Karşısında görünce özlediğini fark etti herhalde. Hadi sen de gel.'diyorlar.'Tamam, bir saat sonra gelicem, mübübüse binip gelicem.' diyor. Sonra da bana dönüp ısrarcı bir şekilde 'Hadi Eskişehir'e gidelim. Mübübüse binip gidelim.' diyor, bir yandan da çekiştiriyor. Bir eksiklik hissedip dedesini sordu sonra: 'Dedem nerdee?' Sonra monitörden anneannesiyle teyzesini öptü. Onlar da öpsün diye monitöre yanağını yapıştırdı. Bir ara da monitörün arkasına baktı durup durup, monitörün arkasında ekranda gördüklerinin devamını aradı sanırım. :)